• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara -4 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin 0 °C

Müzakere ve savaş bir arada yürür mü?

Muzaffer Ayata

AKP hükümeti süreci zorluyor. Kullandıkları dil ve uygulamaları toplumda bir rahatlama ve güven yaratmıyor. Kan dökerek ve Kürdistan’ı bombardıman altında tutarak Kürtleri ikna edeceklerini veya korkutacaklarını sanıyorlar. Bu stratejiye kim onları ikna etti, akıl hocaları kim, onlar daha iyi bilir ama bu yol, yol değildir.

Anlaşılan barışa tam angaje olmak ve ortamı rahatlatmaktan bu strateji sahipleri çok korkmuşlar. Onlara göre operasyonlar yapılmaz ve hapishaneler doldurulmazsa Kürtler güçleniyor ve sürekli mevzi kazanıyorlar. Bunu önlemek için de şiddeti, sopayı eksik etmemek gerek. Sopa eşliğinde Kürtlerle konuşmayı kendilerine strateji bellemişler.

Son iki aydır tekrar İmralı ile görüşmeler başlatıldı. Bu tartışma ve operasyonlar da hız kazandı. İşin garip tarafı, tarafları dikkatli olmaya ve provokasyonlara gelmemeye çağıran basın ve bazı aydınlar, hükümetin bombardımanları ve operasyonları karşısında hiç ses çıkarmıyorlar. Bombalama ve öldürmeler herhalde provokasyon ve güveni zedeleme kategorisine girmiyor. Kürtleri öldürmek ve tutuklamak bu devlete tanrının bahşettiği doğal bir hak. Kürtleri devlet öldürür, bombalar ve tutuklarsa “barış ve çözüm” süreci bundan hiç mi hiç olumsuz etkilenmez. Ancak Kürtler, örneğin Ahmet Türk devlet dağları bombalarken, barış zarar görür dediği için Erdoğan tarafından veto yiyebilir. Ve herkes Kürtlere yüklenmeye, aman ha süreci olumsuz etkilemeyin, demeye başlar.

Doğrusu hükümetin ve kendisine bağlı basının tavrı bu barış ve çözüm sürecine hizmet etmiyor. Özellikle Kürt kamuoyuna hiç güven vermiyor. Erdoğan sürekli terör belasından, terörün bitirilmesinden söz ediyor. Bu kavramlar ve adlandırmalar barış ve çözüm yaklaşımı değildir. Türkiye’nin şu an karşı karşıya olduğu sorun, Kürtlerin terörü veya silahlı direnişleri değildir. Sorun yüzyılı aşan Kürt halkının gaspedilen haklarının verilip verilmeyeceği sorunudur. Kürtlerin hakları verilecek, bunlar için yasal anayasal düzenlemelere gidilecek. Bunlar olduktan sonra zaten silahlı mücadele sona erer.

Kış ortasında, gerillanın herhangi bir hareketliliği yokken, Türkiye sınırına yüz km. uzaklıktaki bölgeleri bombalamak süreci nasıl olumlu etkiler. Güven artırıcı önlemler bombalama şeklinde mi oluyor? Türk basını, yazarlar ve aydınların buna söyleyecekleri sözleri yok mu? Şimdi konuşmaz ve itiraz etmezlerse yarın gerilla güçleri harekete geçtiklerinde, kendilerini savunduklarında söyleyecekleri sözleri kalmaz. Barış tutarlı ve ilkeli olmayı gerektirir. Egemen ulus kibri, Kürtleri küçük görerek bu ülkede eşit şartlarda bir arada yaşayamayız. Eğer eşit şartlarda yaşayacaksak egemen ulus şovenizminden veya devleti kutsallaştırmaktan vazgeçmek gerekiyor. Kürdistan’da devletin yüzbinlerce askeri, polisi ve korucusu var. Kimse bu ağır silahlı gücü sorun yapmıyor. Onbinlerce insanın evi basılıyor. Hapishaneler dolduruluyor. Bu baskı ve felaketler Kürtlerin kaderi mi? Bu yüzyıllık inkar ve devletin terörüne Kürtlerin karşı çıkması hakları değil mi? Karşı çıkmak bu kadar kötü ve yanlış mı? Tüm sorun Kürtlerin elindeki çok mütevazi bir gerilla gücü mü? Kaldı ki Kürtler tüm kesimleriyle silahları susturmaya ve görüşmelere, barışa şans tanımaya hazır olduklarını her aşamada açıkladılar. Şimdiye kadar tüm ateşkesleri de Kürt tarafı ilan etti.

Kürtlerin direnişine bu kadar bela yağdıranlar yanlarına, Suriye’ye baksınlar. Suriye kanlı bir boğazlaşmanın girdabında debeleniyor. Ülke harabeye döndü. Ölüm, korku ve terör kol geziyor. Bu kanlı boğazlaşmayı teşvik eden ve muhalifleri silahlandıran, yüreklendiren, destekleyen güçlerin başında da Türkiye geliyor. Tüm mesele de iktidara kimin geleceği üzerinde yoğunlaşıyor. İktidar kavgası için bu kadar insanın ölmesi ve ülkenin harebeye dönmesi gerekmiyor. Bu kanlı muhalefet ve katliamlar için Türk hükümeti ve basını muhaliflere terörist demiyor. Diktatoryal bir yönetim vardı gerekçesi ile her şeyi mübah görür oldular. Yönetimin diktatörlük olduğunu herhalde yeni farketmiyorlar.

Suriye’de kanlı ve yıkımlı iç savaşa destek veren, terör olarak adlandırmayanlar Kürtlerin mütevazi hak talepleri için kıyameti koparıyorlar. Dünyada karalama ve kötülemede sınır tanımıyorlar. Güya barış ve çözüm için girişimde bulunduklarını söylüyorlar ama bombalamaktan ve içeri tıkamaktan da geri durmuyorlar. Gerçekten Türkiye’nin eksiği az insanın hapishaneye girmesi veya yeterince bombardımanın yapılmaması mıdır? Bu eksiklikler giderilirse barış gelecekse biz de destek verelim.

Fırat Anlı, Ferhan Türk onlar üç yıldan fazla içeride tutulduktan sonra salıverildi. Ne değişti? Niye bu insanlar içeri atıldı. Ne değişti de bıraktınız? Onları bırakmak tehlike arzetmiyorsa Hatip Dicle onların hâlâ içeride tutulması nasıl bir tehlikeyi önlemeye hizmet ediyor? Nereden bakılırsa bakılsın yapılanlar ve söylenenler açık bir keyfiliği ve haksızlığı anlatıyor. Kürtleri böyle keyfi öldürme, tutuklama ve aşağılama hayırlı bir sonuç vermez. Unutulmasın 21. yüzyılda yaşıyoruz. Kürtler artık eski Kürtler değiller. Bilinçlendiler, örgütlendiler, direndiler. Artık onları korkutamazsınız. Eski statüde tutup kimliksiz bırakamazsınız. Kayıpları ve zararları daha fazla artırmaktan vazgeçin.

Bu ülkede istediği gibi yaşamak, örgütlenmek ve konuşmak sizin için nasıl ki bir haksa, bizim için de haktır. Ya eşit şartlarda yaşayacağız ya da çatışacağız. Bunun başka bir yolu yok. Bize göre uygar bir dil bulur ve eşit olmayı kabul üzerinde anlaşırsak kimsenin ölmesine, mağdur olmasına gerek yok. Tercihimiz barış ve adilce bir arada yaşamaktır. Siz de kararınızı vereceksiniz.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89