• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin 11 °C

Müzakere

Celalettin Can

Ulusal ve uluslararası düzeyde yaşanan savaşlar, çatışmalar bir noktada müzakere ihtiyacını gerektirir. Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ‘anlaşmazlıkların öncelikle müzakere ile çözülmesini’ öngörmektedir: “Herhangi bir anlaşmazlığın tarafları, devamı uluslararası barış ve güvenliğin korunmasını tehlikeye düşürebilecek olan anlaşmazlıklarını, her şeyden önce, müzakere, soruşturma, arabuluculuk, uzlaşma, tahkim, yargısal çözüm, bölgesel kurumlara ya da ayarlamalara başvurarak veya kendi seçecekleri diğer barışçıl yollarla çözümüne çalışacaklardır.” (“Uyuşmazlıkların Barışçıl Çözümü”, bölüm 6, madde 3/1) Adalet Divanı ve onun devamı Uluslararası Adalet Divanı, müzakereyi ‘ihtilafları doğrudan ve dostça çözüme götüren, evrensel bir yol olarak kabul eder’

***

Çatışan tarafların, sorunun çözümünü müzakere yoluyla realize edebilecekleri buluşma zemininin nasıl kurulabileceği, üzerinde uzlaşabilecekleri karşılıklı çıkarların, nasıl ve hangi yöntemlerle geliştirilebilecekleri temel bir öneme sahiptir. Bir müzakerecinin başına gelebilecek en kötü şey, kendi ve karşı tarafın güçler ilişkisini ve bununla sınırlanan esneklik ve manevra kabiliyetini yeterince bilmemesi, hatta an an izleyememesinin yarattığı olumsuz sonuçlardır. Dolayısıyla bu tip sorunlar, ciddi bir “siyasi karargah” çalışması, uzman komisyonlaşmalar, güncel istihbari siyasi, askeri, ekonomik, toplumsal bilgiler gerektirir. Böylesi yüksek temsiliyeti gerektiren müzakere heyetini geçelim, yazım / not tutma nispi danışma gibi müzakerecinin işini kolaylaştırma ile sınırlı bir sekretarya ile muhataplığın gerektirdiği işlevin gerekleri nasıl yerine getirilecektir? Bunu bile mümkünse kabul etmeme, olmuyorsa sıradanlaştırma, içini boşaltarak kabul etme tavrı ile taraflar arasında olması gereken denge ve güven iilişkileri nasıl kurulacaktır?

Süreci başlatmak, korumak ve yola sokmak için kurulan diyalog ve yapılan görüşmelerin şeklinin bir süre “üstü örtülü” olması anlaşılır, ancak müzakere taraf / tarafların bir noktada üzerinde mutabakata vardıkları yasal bir süreçtir. Birçok aşamayı ve görüşmeleri içeren bir diziler sürecidir. Kendi dili vardır. Masada, çıkarları birbirine aykırı / düşman güçler temsil edilmektedir. Müzakere şiddete son verme, çatışmanın taraflarını ortak karar alma sürecine katma ve anlaşma sağlama stratejisidir. Müzakere uzlaşmayı amaçlayan tarafların sonunda kendileri için bir avantaj elde etmeye çalıştığı bir süreçtir.

Müzakerenin birçok şekli vardır. “Pozisyonel müzakere” ile “çıkar temelli müzakere” bunların başında gelir. Pozisyonel müzakere rekabet eder. Tipik özelliği kendi tarafından doğru pozisyon almasıdır. Taraflar anlaşana kadar pazarlıklarını sürdürürler. Amaçları birbirinden çok daha fazla taviz koparmaktır. Birbirini anlama, dengelerini gözetme, sınırlarını bilme, buradan doğru ortak yaklaşım dertleri yoktur. Müzakere süreçleri çoğu kez karışık olur. Kopardıkları ile giderler, gerisine bakmadıklarından çözüm süreçleri çoğu kez başarısızlıkla biter, çözümleri kalıcı olmaz.

Çıkar temelli müzakere başka bir müzakere şeklidir. Taraflar birbirlerinin vazgeçilmez çıkarlarına dikkat ederler. Tarafların ne söyledikleri, cümleyi nasıl kurdukları değil, gerçekten ne istedikleri, hangi çıkarlarından vazgeçemeyecekleri önemlidir. Bu tip müzakere biçimleri daha çok devletler, devletleşmeye yakın modeller veya benzeri siyasi oluşumlarda görülür. Bu tarz yapılanmalar öncelikle kendi stratejik çıkarlarının ne olduğunu, neyi nereye kadar istemenin çıkarlarını karşılayacağını, nelerden vazgeçemeyeceklerini ve sınırlarını tanımlarlar. Aynı şekilde karşı tarafı da incelemiş, neyi nereye kadar isteyebileceklerini hesaplamış olduklarından, çıkarlarına uygun düşen noktalarda kazanım için diplomasi mücadelesi ve seçenekler geliştirirler. Çıkar temelli müzakerelerde, taraflar çoğu kez hep beraber “beyin fırtınası” ile ortak çıkar, ortak çözüm tarzıyla bir nevi “işbirliği” diyebileceğimiz yolu izleyerek beraber kazandıkları bir sonuç elde ederler. Çıkar temelli müzakere de taraflar çatışma sürecinin sürmesinin stratejik/ gerçek çıkarlarının daha bir tehlikeye düşüreceğine ikna olmuşlardır. Bir şekilde dengeye gelmiş (pata) tarafların uygun koşullarda benimsediği bir modeldir. Pozisyonel Müzakere yöntemine göre daha akılcıdır ve kalıcı daha sonuçlara yol açar.

***

“Müzakere” tarafların çözüm süreci üzerindeki kontrollerini devam ettirmesinde ve anlaşmazlıkların çözümünde en iyi seçenek kabul ediliyor. Bu her sorunun çözümünde müzakerenin sonuç vereceği anlamına gelmez. Hatta bazen taraflar arasındaki ilişkiler o kadar kötü hale gelir ki konuşmak için bile bir araya gelemezler. Böylesi bir durumda araya “arabuluculuk” girer. Bizde mesele hala görüşme, diyalog biçiminde sürüyor. Müzakere süreci dahi başlamadı. “Başlamadı” ancak güvensizlik öyle boyutlara ulaşmış ki müzakere sürecini bir yanı ile arabulucu diyebileceğimiz gruplar eşliğinde sürdürme eğilimi baş gösterdi. “Üçüncü Göz” / “İzleme Heyeti” gibi...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89