• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 15 °C
  • Berlin 19 °C

Musul, Bağımsız Kürdistan ve PKK

Cahit Mervan

Irak Başbakanı Nuri el-Maliki'nin ordusu direnmeden ülkenin ikinci büyük şehrini Musul’u IŞİD’a bıraktı. 500 bin insanın göç ettiği gelen haberler arasında. Daha çok Hıristiyan, Ezidi ve Sünni Kürtler, Şii ve az sayıda da olsa Sünni Araplar bu göçün başını çekiyor. Esas olarak bu göçe başka yerlerde olduğu gibi savaş değil, şehri ele geçiren silahlı grupların saldığı korku eşlik ediyor.

Göç edenlerin ezici çoğunluğu Federal Kürdistan’a sığınmış durumda. IŞİD’ın Irak ordusu karşısında elde ettiği kolay zaferlerden sonra, bu göçün katlanarak artacağı tahmin ediliyor. Musul’dan sonra Tikrit’in de düşmesi, Kerkük ve Kürdistan sınırına yakın şehir ve kasabalara yapılan saldırılar buna işaret ediyor.

Doğrusu birçok politik gözlemci IŞİD’ın bu kadar hızlı ve zahmetsiz bir şekilde elde ettiği ‘Musul zaferini’ yorumlamakta zorlanıyor.

NURİ EL-MALİKİ'NİN BİR OYUNU MU?

IŞİD karşısında hiçbir ciddi direniş bulmadan Musul ve Tikrit’i alması, Federal Kürdistan’ın güvenliği ve geleceği açısından ciddi kaygılara yol açmış durumda. Bu ‘kolay zaferi’ yapılan seçimlere rağmen bir türlü hükümet kuramayan ve güven bunalımı yaşayan Nuri el-Maliki'nin bir oyunu olarak görenler dahi var. Ancak bunun çok tehlikeli bir oyuna dönüştüğü ve bizzat Nuri el-Maliki'nin oturduğu başkenti de hedeflediğini söylemek gerekiyor.

ABD’nin Irak’tan 2011 yılında çekilmesinden sonra ilk kez dengeler bu kadar köklü ve ağır sonuçları olacak şekilde değişti. Aslında IŞİD’ın 2013 yılında Felluca’yi düşürmesi ve artan şekilde Suriye iç savaşında Kürtlere karşı kanlı saldırılarda bulunması önemli bir işaretti.

Nuri el-Maliki'nin başında olduğu Irak hükümeti, bu tehlikeyi ciddiye almadı. Aksine Maliki, Saddam döneminde Kürtlerin hafızasında katliamcı olarak yer etmiş ‘Dicle Operasyon Gücünü’ Kürdistan sınırına yığarak, tehditkâr bir tutum takındı. Kerkük’ün geleceği başta olmak üzere, Kürtlerin kazanımlarını ortadan kaldırmak veya mümkün olduğunca minimalize etmeye çalıştı. Asıl tehlikeyi unuttu.

TÜRKİYE IŞİD’I DESTEKLEDİ

Türkiye ise IŞİD ve benzeri yapıları Suriye sahasında ve özellikle Rojava Kürdistanı’na karşı destekledi. Onlara Türkiye üzerinden Suriye’ye geçişlerinde kolaylık sağlamaktan tutun da, askeri eğitim, maddi ve personel desteğine kadar birçok alanda kolladı. Türk istihbarat elemanları Rojava devrimine karşı birçok yerde bu çetelerle birlikte ortak saldırılar gerçekleştirdiler.

Şimdi Musul’da IŞİD’çıların Türk konsolosluğunu basıp 42 kişiyi- ki bunların içinde 30 yakın özel harekât elemanları bulunuyor-kaçırması kimseyi şaşırtmasın. Çünkü IŞİD bu eylemiyle Türkiye’ye de açıktan bir mesaj veriyor: Kullanılabilinir bir örgüt olmaktan, kullanabilir bir örgüt olduğunu göstermeye çalışıyor. Türkiye ile pazarlık marjını artırıyor.

Hiç şüphesiz Irak’ın ikinci büyük kenti, Ninova eyaletinin kalbi, dünyanın en önemli petrol rezervlerinin olduğu Musul, tıpkı Kerkük gibi demografik yapısı ve tarihsel geçmişi nedeniyle tartışmalı bir yer. Zaten Musul’un işgali, dünya genelinde petrol fiyatlarında dalgalanmalara ve doların düşmesine neden oldu. Dünya petrol rezervlerinin yüzde 11’ine sahip Irak’ın en verimli petrol yataklarının Musul’da olması burayı ve bundan sonra bu şehrin geleceğini daha çok tartışmalı hale getiriyor.

KERKÜK IŞİD’IN BOĞAZINDA KALIR

IŞİD Musul’dan sonra gözünü Kerkük’e dikmiş durumda. Bunun öyle kolay lokma olmadığını da biliyor. Yaklaşık bir milyon asker ve polis gücüne rağmen merkezi Irak hükümeti Felluca, Musul ve Tikrit’i koruyamadı. Ancak bu durum Kerkük için geçerli değil. Çünkü IŞİD’ın karşısında her ne olursa olsun canını, malını ve şehrini savunacak Kürtler var. Kürdistan’a ve onsuz asla düşünülemeyecek Kerkük’e yapacağı bir saldırı, IŞİD’ın sonu olmasa da ağır yenilgi almasına yol açacaktır.

Rojava devrimine karşı vur-kaç, sabotaj ve intihar saldırılarıyla daha çok adından söz ettiren bu çete örgütlenmesi, şimdi düz ovaya inerek kendisini de açık hedef haline getirmiştir. Musul başta olmak üzere ele geçirdiği şehirlerde eğer bir fare gibi saklanamayacaksa, o da yerleşik bütün ordular gibi hedeftir.

Irak’taki bu savaşın arkasında bölge devletlerinin rolü asla küçümsenemez. Ancak bu tek başına olayı anlatmaya yetmiyor. Görünen o ki, IŞİD, İran’ın desteklediği Bağdat yönetimine karşı Suudi Arabistan başta olmak üzere, Türkiye gibi güçlerin açık ve dolaylı desteğine sahip. Bütün bunların dışında da 2003 Saddam sonrası Irak’ta bir türlü sistem içine doğru-dürüst alınmayan veya alınmak istenmeyen Sünni Arapların birikmiş öfkesini de birlikte taşıyor. Yelkenlerini bununla şişiriyor. Yoksa yerel halktan, aşiret ve oluşumlardan kitle desteği alamayan hiçbir güç ne kadar korku salarsa salsın, bir savaşı bu kadar uzun sürdüremez.

Bu nedenle ister IŞİD, Nuri el-Maliki'nin kurguladığı bir oyunun sonucu olarak, ister Şii kemerine karşı Suudi güçlerinin desteklediği ve beslediği bir çete olarak, isterse Irak, Afganistan, Çeçenistan, Suriye, Ürdün, Lübnan, Filistin başta olmak üzere dünyanın bir çok İslam ülkesinde birikmiş öfkenin dışa vurumu olarak, elde ettiği son başarı Irak’ın fiili ve anayasal olarak bölünmesine yol açmıştır. Açacaktır.

Musul, Ninova, Felluca ve Tikrit gibi önemli merkezleri Bağdat ordusunun tekrardan, kansız ve kısa zamanda verdiği gibi geri alması mümkün görünmüyor. Uzun ve yıkıcı bir savaş olacağı kesin. Bu savaşın Bağdat’ı hayli zorlayacağı görülüyor. Bu saatten sonra Bağdat’ta kimin hükümet olacağı, kimin cumhurbaşkanı olacağı artık önemini yitirmiş durumda.

ÜÇ AYRI DEVLET DOĞUYOR

Çünkü şuan fiili olarak üçe bölünmüş ve kısa bir dönemde tekrardan bir araya gelmesi mümkün olmayan bir Irak’la karşı karşıyayız. Bu nedenle çok kısa bir gelecekte IŞİD’ın son hamleleriyle ‘de facto’ olarak oluşan bu durum üç bağımsız devleti karşımıza çıkarabilir:

Bağdat merkezli ve Basra ağırlıklı bir Şii devleti… Musul’un da içinde kısmen yer aldığı ve Felluca merkezli Sünni İslam devleti… Ve 2003’ten beri zaten bir devlet gibi örgütlenen Hewler’in merkez olduğu, Kerkük’ün ‘özel statüyle’ sınırlarına dâhil olduğu Federal Kürdistan devleti...

Musul’un işgali ile oluşan bu fiili durum herkesi yeniden pozisyon almaya itti. İtecek. Bölgedeki bütün güçler yeni duruma göre siyasi-askeri ve diplomatik ilişkilerini yeniden tanımlayacak.

PKK’NİN POZİSYONU KÜRDİSTAN’I KORUR

Bunu ilk PKK’nin yapmış olması hiçte şaşırtıcı olmadı. KCK Yürütme Konseyi Eş başkanlığı Musul’un çetelerin eline geçmesinin hemen ardından yayımladığı bildiride ‘Kürdistan'ın kazanımları bugün açık bir tehdit altındadır. Ancak Kürdistan savunmasız değildir. Kürdistan gerillası, başta Şengal ve tehdit altındaki Güney Kürdistan halkımız olmak üzere, tüm Kürdistan’ın savunması ve güvenliği için hazırdır. Kürdistan gerillası, İŞİD çetelerine her şart altında karşılık verecek güçtedir. Gerilla güçlerimiz, halkımızın ve Güney Kürdistan'ın güvenliğini sağlamak için, her türlü desteği vermeye ve Peşmerge güçleriyle birlikte aktif bir biçimde savaşmaya hazırdır’ diyerek pozisyonunu netleştirdi.

Elbette ki, PKK’nin anında tutum belirlemesi Musul’dan sonra Kerkük’e yönelmeyi heves eden IŞİD’çılara çok güçlü bir uyarı olmuştur. Aslında PKK 2004 yılında Kerkük’e yönelik merkezi Irak hükümetinin ve Türkiye’nin tutumuna karşıda benzeri bir pozisyon almıştı. Cemil Bayık bizzat o dönem yaptığı açıklamada ‘Kerkük için gerekirse savaşacağız’ demişti.

İşte PKK’nin son pozisyonu Kerkük ve Federal Kürdistan siyaseti ile son derece uyum içindedir. PKK’nin hem paradigmasına denk düşen bir tutumdur, hem de Kürdistani bir güç olmanın sorumluluğunu yerine getirmiştir. Zaten PKK’nin gücü de burada yatmaktadır.

O, Hewler yönetimine ilişkin eleştiri ve uyarılarını, görüş ayrılıklarını, toplumsal model farklılıklarını bir kenara koymadan, ulusun, Kürdistan’ın ve bu coğrafyada yaşayan farklı etnik ve inanç topluluklarının geleceğini gözeterek bir direniş hattı oluşturmayı hesaplamaktadır. Hassasiyetinin temelinde bu vardır.

İÇİNDE YAŞAYAN HERKESİN EŞİT OLDUĞU KÜRDİSTAN

PKK sadece Kürtlerin olan bir ulus-devlete karşıdır. Doğrusu da budur. Kaldı ki, ‘bağımsız’ bir devlet olarak ilanı beklenen Federal Kürdistan’ın ulus-devlet olma şansı azalmaktadır. Çünkü ‘özel statüsüyle Kürdistan’a dâhil olan Kerkük, Kürdistan’da farklı etnik ve inanç topluluklarının varlığı, Kürtlerdeki tek devlet, tek dil, tek bayrak, tek din, tek millet gibi çağdışı anlayışlara karşı var olan güçlü fikriyat, Federal Kürdistan’ın bir ulus-devlete dönüşmesini engellemektedir.

Bu nedenle PKK’nin ortaya koyduğu tutum, bu manada stratejik öneme sahiptir. İleriyi ve geleceği temsil etmektedir. Kulağa hoş gelen, duyguları okşayan, ancak sonu felaketlerle sonuçlanabilecek maceraların da önünü kesmiş olacaktır. Sadece Kürtlerin olan bir Kürdistan yerine, içinde yaşayan herkesin kendisini eşit ve barış içinde hissettiği bir Kürdistan tercihi ağırlık kazanacaktır, kazanmalıdır da. (anf)

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89