• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır -2 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin -7 °C

Müslümanlar, Doğru Eğitim Anlayışı ve İnkılâb…

Ersin Tek

Herkes bir başkasına değil, öncelikle kendisine sorsun. Bu kirliliğin neresinde duruyorum? Benim hassasiyetim ne durumda?

Bu sorulara vereceğimiz cevaplar vicdanımızı hoşnut etmeyecek. Vicdanımız huzursuzlaşacak. Ve ister istemez bir şeyleri başarmak için, karşı karşıya kaldığımız-daha doğrusu karşı karşıya bırakıldığımız- sorunlar yumağının ve ulaşmak istediğimiz hedefin neden bu kadar bulanık göründüğü, bu yolda harcadığımız çabaların neden bu kadar yetersiz kaldığı ve aslında tüm bu yapılanların kime hizmet ettiğini sorgulamak zorunda kalacağız.

Gündemimiz bunu dayatıyor. Lakin varoluşun trajedisinden midir, beşerin budalalık tarihinden midir bilinmez, çoğunluk bu sorgulayan bilinçten uzak yaşıyor. İnsanlık tarihinin trajik sırrı…

Bir yerlerde sorun var. Sorun büyük. Hepimiz bunun farkındayız az çok. Ama tam olarak sorun nerede? Bu duruma karşı nasıl bir tavır sergileyeceğiz?

Sorun burada başlıyor ve büyük. Bu sorunu aşmak zorundayız ama. Yoksa her geçen gün bir önceki günü aratır bir hale dönüşüyor.

Bize gösterilenle görmemiz gereken arasındaki görünmeyen-gizlenmeye çalışılan- kalın çizgiyi görmeye başladığımız an, mümkün olacak.

Biz Müslümanlar ve hatta tüm insanlar öncelikle batıl, faydasız konulardan arınarak ve varoluşumuzu kuşatan kaosu-özü, kendi hakikatimizi- merak etme duygusu içine girmekle bu gereksinimimizi anlayabilir ve üstesinden gelebiliriz. Derinlerden bize uzanan irfanî bağla irtibat içinde kalarak hissedebiliriz. Yani bir şeylere başlamak için, biraz daha derinden bakmak gerekiyor. Kendi varlığımızı, içinde bulunduğumuz çağı, geçmiş dönemleri, kavrama ve açıklama/yorumlama isteğimiz her zaman var ama bu kadarı yeterli değil. Bundan öte, derinsel bir algı çerçevesi içerisinde hareket etmek durumundayız. Bütünsel bir algıdan kopmamak adına olmalı tüm bunlar.

İnsan içinde bulunduğu gerçekliği değerlendiren tek varlıktır. Bu değerlendirme insanın varolma koşullarından biridir. İnsan, gerçekliği değerlendirerek eylemde bulunur ve içinde bulunduğu tarihsel/kültürel dünyayı oluşturur. İnsan, tarihsel süreç içinde kendini gerçekleştiren bir varlıktır ve aynı şekilde tarih de insanı meydana getirir. İnsan kendi tarihini yazmak için, gündem bilincine, amel/eylem, derin düşünsel bir bilince sahip olmakla karşı karşıyadır. İnsan doğası itibariyle mükemmele yakın bir varlık ve geliştirilebilir-eğitilebilir- bir potansiyelle dünyaya gelmektedir çünkü. Hedefi yüksektir: kendi özü… Lakin içinde var olduğu –hapsolduğu- yaşantı, kültür, çevre, vs. insanın bu gelişimini ve bulunduğu konumunu farklılaştırabildiği gibi, asla bu sağlam bilince sahip olamamasına da neden olabiliyor.

Ne yapmalı?

Seyit Kutub; ‘‘Diriliş girişiminin başlaması ile yönetimin ele alınması arasındaki mesafenin uzun olduğunu’’ söylüyordu. Bunu hatırlayarak çıkmalıyız inkılâbın –devrimin, dirilişin- uzun yoluna. Yoksa aksi takdirde düşünce ve konum itibariyle hakikate ne kadar uzak/yakın olduğumuz bizce açık seçik görülmediği gibi, ulaşmamız gereken noktaya ulaşmamız da o kadar zor olacaktır.

Müslümanlar olarak inkılâbı başlatmak için, nebevi metodun bize önerdiği ilk adımı hatırlamalı; Doğru bir eğitim anlayışı.

Cehaletin karanlığında kalmış ve nefsin durmak bilmez ayartmalarına kanmış ruhların tedavisi için doğru bir eğitim anlayışını ve doğru hedefleri saptamalıyız, bir an önce…

Lakin bu öyle basit değil.

Tedavide, sürecin ve dozun iyi ayarlanması gerektiğini unutmadan; bu noktada birey ile toplum, özgürlük ile disiplin, yerellik ile evrensellik arasındaki dengenin ayarlanması büyük bir önem arz ediyor. Bunların hepsi de, biri diğerine kurban edilemeyecek kadar önemli olgulardır. Bütün sorun dengeyi sağlamak-orta yol, şahit ümmet olma bilinci- noktasında meydana çıkıyor.

Nasıl bir eğitim anlayışı?

Şu gerçeği hatırlamakta fayda var. Tarih içinde -özellikle Avrupa tarihinde-, daha çok iki tür eğitim anlayışı ön plana çıktı ve kullanılageldi. Birincisi "Bireyci ve özgürlükçü", ikincisi "Toplumcu ve disiplinci". Şu alıntıda ifade edildiği gibi:

‘‘Bireyci ve özgürlükçü eğitim anlayışında; fertlerin ilim, düşünce ve sanatta hür bir ortam içinde ilerlemeleri daha kolay ve hızlı olurken, toplumsal sorumluluk bilinci yeterince verilemediğinden, özgürlüğün başıboşluğa, sorumsuzluğa ve nihayetinde anarşiye kadar gitmesi söz konusu olabilmektedir. Ancak, toplumcu ve disiplinci eğitim anlayışında ise, toplum ve devlet çıkarları aşırı önemsenirken, fertlerin şahsi kabiliyet, yetenek ve üretkenlikleri yeterince önemsenmemekte, bunların gelişmesi için özgür bir ortam yaratılamamaktadır...’’

Ya bizim medeniyetimizin eğitim anlayışı nasıl/dı?

Nebevi eğitim geleneğinde; her işte, üretilen her eserde, yapılan her eylemde Allah rızasını gözetmek, ahireti merkez almak vardı. Aslolan da budur. Ve ahireti gözeterek üretilen her şey artı sonsuzdur, sonunda cennet-Allah ve Peygamberi- var; dünyaya kapılarak, her şeyin ölçütü merkezi bu dünya olarak algılanıp ve ötesinin olmadığını düşünerek yapılan bütün eylemler, ortaya konulan eserler, ürünler, eksi sonsuzudur, sonunda cehennem-şeytan ve yardımcıları- vardır.

Bu ülkenin eğitim anlayışı, 19. yy ortalarından itibaren medreselerde, tekke ve zaviyelerde, yobazların, çağdışı kalmış zihniyetin acımasız, paslı kalemleriyle kesintiye uğratıldı. İstisnalar var elbet. Kesilen peygamberi eğitim anlayışı idi. Peygamberin(sav) eğitim anlayışı -irfan damarları- o kadar güçlü ve derindi ki, hâlâ o kan(ımız) akmaya devam ediyor. Bu kanın içinde nice insan, nice kurtuluş, muhtelif fikriyat ve siyasal grilik altında boğuldu gitti, heder oldu. 20. yy başından itibaren de, Batı’nın teknolojik çarkları arasında öğütüldük, un ufak edildi her şeyimiz. Bin yıllık bir zenginliği, derin bir bilgi birikimi olan bir dilin, bir eğitim sisteminin bir gecede yasaklanıp çöpe atıldığı bir memleket burası.

Hiç acımadan yaptılar bunu bize, vicdanları sızlamadı...

Devrin en âlimleri dâhil herkesin, bir sabah cahil cühela olarak uyandığı bir memleketten bahsediyoruz. Ne trajik. Olan o gün oldu işte. Bugün bize afra tafra yapanların, akıl satanların düşünmesi gereken bu. Akla mantığa aykırıydı bütün o yapılanlar. Büyük bir zulümdü, izleri silinmeyecek bir travma idi. O sancılardır hâlâ devam eden.

Lamı cimi yok. Ne tarih, ne sosyoloji tam olarak anlatabilir bu durumu...

O ezenlere göre kendi niyetleri temizdi. Şimdi ki efendilerin kendi niyetlerinin temiz olduğuna inandığı gibi. Bu memleketin kaba ve cahil insanını daha çok çağdaş ve adam etmek içindi bütün yapılanlar. Tek gerekçeleri bu idi. Niyetlerinin sorgulamasını hiç istemediler. Bunu düşünmek bile büyük bir suçtu onlara göre. E, buna yeltenenlere de yapacaklarını yaptılar tabi. Bu yaptığınız yanlıştır, biz sizinle aynı düşünmüyoruz, bizi bildiğimizle kabul edin, biz sizi kabul etmiyoruz, tarihimiz böyle demiyor, hakikatimiz böyle değil, etmeyin beyler bu değişim böyle hemen olmaz, vs. diyen herkes, kendisini sürgünlüklerde, zindanlarda, darağaçlarında buldu. O zamanın Sultan Ahmet’i kan gölüne çeviren âlim ölümleri ve günümüze kadar süregelen cezaevi, işkence, sürgünlük, beyin göçü hikâyeleri yapılan zulmün ve kötü niyetin şahididir.

Elbet bir gün bitecek ve konuşacak her şey. Nisyan ile malül olsa da beşer hafızası. Allah unutmadı bu yapılanları, unutmayacak da. Biz böyle biliyoruz. Böyle inanıyoruz. Hak ve batılın çarpışması bitmemiş ve bitmeyecek…

Bugün yanlış bir bakışla, bilinçli bir kötülükle hazırlanmış olan ve bize empoze edilmeye çalışılan eğitim anlayışlarının, faaliyetlerinin bize yaşattırdıklarını, kaybettirdiklerini ortadadır. Bunu kavramak ve anlatmak mecburiyetindeyiz. On yıllarca bize sunulan sadece koyu bir cehalet ve sonu felaket ile biten bir yaşam oldu. İnsan olarak artık dur demeli!

İslam, derin bir eğitim anlayışı ve faaliyeti olarak her çağda bu cehalete, karanlığa karşı durmuş ve büyük bedeller ödemiştir. Karanlık ve azgın cahiliyenin en büyük destek noktası ve hatta en güçlü silahı, hak dinin içine sokulmuş bu tür batıl eğitim anlayışı-şirk dini-dir. Vahdeti kırmak ve insanlığın birlik yolunu bulanıklaştırmak için var olmuştur bu eğitim anlayışları. Bu nedenle yanlış eğitim anlayışlarına karşı eğitilmek ve eğitmekle mükelleftir Müslüman.

İçinde bulunduğumuz çağın, kültürün, kurumların geçmişten bugüne uzanan tarih seyrini ve ihtiyaçlarını, yönelimlerini irfanî bir derinlikle ve nebevi bir ruhla –burada müminin feraseti gerekli- anlaşılabilirse eğer; bu çağın aydınlık zihinlerine geçmişten ve şimdiki zamandan elde edilen fikirler ve değerler anlamlı bir biçimde izah ve idrak edilmiş olacak ve böylece insanların kafasında imtihan, insanlık, tarih, yıkımlar, ideolojiler, devrim, hak ve batıl daha doğru bir yere oturtulmuş olacak.

Öncelikle Müslümanlar, dünyevileşme-düzene entegre olma, yerleşik olma- hallerini terk etmelidirler. Yitirdikleri; hicret, yenilikçi olma, hareketli, diri olma -Sürekli Devrim- bilincini tekrar kazanmaları gerekiyor. Müslümanlar, yeni bir dünya düzenin kurulması mücadelesi veren ve bu uğurda her türlü bedeli ödemeye hazır insanlar olmalıdır. Artık biz Müslümanlar için, kendi içimizde inanç ve hakikat birliğinin yakalanabilmesinin bir zorunluluk olduğunu kabullenmeliyiz. Eskiden kalan ırksal ve dar anlayışları-Türk İslam sentezi, vatan millet Sakarya, bayrağımız, devletimiz safsatalarını, ideolojik faşizanlığı- geride bırakmalıyız. Bu gri sürecin bizde bir savrulma, perspektif yitimi yarattığı gerçeği ve ilkesizliğin, dağınıklığın, stratejik düşünememenin, saf olmanın yitirildiği yerde, doğru bir eğitim anlayışının da olmayacağı aşikâr.

Kısacası, çift dünyalı bir yaşam bilincine sahip olmalıdır Müslüman. Eğitim anlayışımız, bu ilkeden, bu hassasiyetten yola çıkarak oluşturulmalıdır. Kaybettiğimiz tüm bu değerleri, doğru bir eğitim anlayışı ile geri getirebiliriz. Yoksa varolan durum böyle sürüp giderse, azınlık çoğunluğu sürekli kovacak, zulmedecek ve yok etmeye devam edecektir. Gücün ahlaksızca kullanımı kaçınılmaz olacak. Zulüm ve zorbalık çoğalıp gidecek. Ve de dilsiz şeytanlar...

Bugün yaşadıklarımız bundan ibaret.

İnsanlar/Müslümanlar ancak devrimci bir tutum öneren nebevi eğitim geleneği vasıtasıyla tarihin gerçek hak ve adalet boyutunu gerçekleştirebilir. Gerisi laf... Peygamberin, kökleri derinde ve güçlü olan eğitim anlayışını-irfanî öğretisini- bir daha indirmeli bu yeryüzüne. Bu yeryüzü buna aç ve susuz kalmış bir vaziyette. Müslümanların, mustazafların yaşadığı her yerde inkılâb gerçekleşmeli. Körü körüne de değil, sağlam bir inanç ve derinlikle. 

Bu, evrensel bir risaletle yüklü inkılâb, karanlık çağın ufkunda yepyeni bir sabahın başlangıcı olacak...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89