• BIST 98.613
  • Altın 143,476
  • Dolar 3,5623
  • Euro 3,9842
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 23 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 27 °C
  • Berlin 15 °C

Müritlik Avrupa’ya da mı yayıldı

Orhan Miroğlu

Oğlunun gösterdiği performanstan da anlaşılacağı gibi, baba Esad, muhaliflerine karşı zalimliğiyle bilinirdi. Muhalifler biraz diklenecek olsalar, katliamlara girişir, bu diklenmeler isyan hareketlerine dönüşmeden bastırılırdı.. Batı’nın ilişkide olduğu ülkelerin rejimleriyle bir sorunu yoktu o vakitler. Halklar diktatörleriyle baş başa ve Allah’a emanet, yaşayabildikleri kadar yaşar giderlerdi. Ne Uluslararası Ceza Mahkemesi, ne Lahey Adalet Divanı, ne uluslararası toplum.. Esamisi dahi okunmuyordu böyle şeylerin.

Suriye ve Irak Baas’ının suikast ve katliamlarından, kaçanlar bazen Türkiye’ye sığınırlardı. Bunların arasında geniş mürit çevresi olan Suriye yurttaşı şeyhler filan olurdu. Türkiye’deki müritleri, Baba Esad’dan kaçan bu şeyhlere kucak açar, şeyhlerinin rahat yaşamaları için hiçbir fedakârlıktan kaçınmazlardı. Canını zor bela kurtarmış bu şeyhler, üçüncü, dördüncü evliliklerini Türkiye’de yapar, müritlerin inşa ettiği evlerde her türlü tehlikeden ve ölüm korkusundan uzak, keramet dağıtmayı sürdürürlerdi. Türk istihbaratı bu olup bitenlere pek müdahale etmezdi her nedense. Devlet belki de, Kürtlerin Suriye’den gelen şeyhlere mürit olmaları, ‘Kürtçülüğe’ meyledip, ‘bölücü’ fikirlere itibar etmelerinden daha iyidir diye düşünürdü.

Şeyhler, Diyarbakır’da Mardin’de faaliyet gösteriyor ve kısa zamanda kendilerine geniş bir mürit ağı oluşturmayı başarıyorlardı..

Bunlardan biriyle babam arasında hatırı sayılır bir dostluk oluşmuştu. Ama babam müritliğe ve keramete inanan biri olmadığı için, hastalığına deva bulmaya gelen insanlara acır, dostluğuna büyük değer verdiği şeyhle sık sık münakaşa eder, ve çoğu zaman şeyhi müritlerine karşı zor durumda bırakırdı.

Şeyh de babamın bazen müritlerin de kulağına giden bu inançsızlığını, müritler arasında güvensizlik uyandıran teamül dışı davranışlarını, doğrusu, dostluk adına sineye çekerdi.

Uzatmayalım, babamın şeyhin evinde misafir olduğu bir gün, şeyhi gayet beyefendi kılıklı bir adam eşiyle birlikte ziyaret etmiş. Bu çiftin, giyim kuşamlarından, güzel Türkçe konuşmalarından, yörenin insanları olmadıkları hemen anlaşılıyormuş. Şeyh ta İstanbul’dan çıkıp gelen bu iki misafirini babama tanıştırmış, biraz da övünerek tabii:

“İsmail Bey, benim kerametime inananlar senin düşündüğün gibi sadece yoksul insanlar, bir takım ahmaklar, ve gariban Kürtler filan değil. Beyefendi genel müdür, saygıdeğer eşiyle ta İstanbul’dan kalkıp buralara şifa bulmaya gelmişler, peki buna ne diyeceksin bakalım” deyince, babam, cevap olarak, “Ne diyeyim Şeyhim, valla bu beyefendi ve eşi de saygıdeğer insanlara benziyorlar, hadi ahmak demeyeyim, ama bu beyefendi ve eşi, İstanbul’daki doktorları, hastaneleri bırakıp sana geldiklerine göre, onlar da İstanbul’un garibanlarından! Diyarbakır’da gariban olur da İstanbul’da olmaz mı Şeyhim, bunlar da İstanbul garibanı işte” ’demiş.. Şeyh bu cevaba epey öfkelenmiş tabii ve babamı inançsızlıkla suçlayarak, hastalarını müritleriyle baş başa kaldığı özel odasına götürüp, babama da çıkış kapısını göstermiş.

Bu hikâyeyi neden anlattım? Türkiye’de AK Parti iktidarı hakkında söylenenlere hiç sorgulamadan inanan geniş bir kitle var.

Bu kitlenin korkuları, paranoyaları sonuna kadar sömürülüyor ve istismar ediliyor.

Nedim Şener, Ahmet Şık bu kitlenin gözünde birer kahramana dönüştü.

Darbecilikten yargılanan Balbay’ı aynı insanlar, yüzyılın mahkûmu olarak görüyorlar.

Haksız tutuklamalarla başlayan ve hayırlı tahliyelerle şimdilik yatışmış görünen Hopa hadisesi, neredeyse Türkiye’nin 1871 Paris Komünü gibi bir şey oldu.

Ergenekon’un bu işlerden sorumlu ‘düşünürleri’ ve ‘âkil adamları’ şaheserleriyle ne kadar övünseler azdır.

Onların her türlü dezenformasyonuna inanmaya hazır yüzbinlerce insan var artık bu memlekette. Öyle olmasa Aydınlık gazetesinde ele geçirilen o sahte mail adresleri müritlere sunulmak üzere hazırlanır mıydı?

Bu sahte maillere bakılırsa, Başbakan, Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’a OdaTV İddianamesi’ni hazırlamalarını emrediyormuş!. Ahmet Altan “Allahtan bu ülkede kötülüğe eşdeğer bir zekâ yok” diye yazdı. Çok doğru. Ama kabul edelim ki, bu ülkede insanları akıl almaz birçok şeye inandırmayı başaranlar, aynı insanların bu sahte maillerde yazılanlara inanacaklarından emin olmasalar, oturup bu türden mailler hazırlamazlardı. ‘Kötülüğe eşdeğer zekâları’ olmasa da, kıt zekâlarıyla, kendilerine inanacak geniş bir kitle yaratmayı başardılar.

Ergenekon piyasasında her şey mümkün. Ve gerçeği ters yüz etmek için parlak zekâlara filan hiç ihtiyaç yok. Ergenekon piyasasında sadece, ‘müritler ve şeyhler’ var. Ergenekon’un şeyhleri ve onlara inanan müritler arasındaki ilişki, akıl ve zekâ üzerinden değil, iman üzerinden kurulan bir ilişki.

AB çevreleri de, ta kalkıp Diyarbakır’daki şeyhin dergâhına giden İstanbullu çift misali, bu son derece yerel, ve Türkiye’ye özgü imanın gerçek olabileceğine inanmış görünüyorlar. Avrupa’nın da ‘mürit garibanları’ giderek çoğalıyor..

“Dokunan yanar” sloganı anlaşılan Avrupa’da da tuttu. AB büyükelçilerinden biri, yazdığı bir yazı nedeniyle , hükümetten aranıp aranmadığını sormuş Hasan Cemal’e.. Avrupalılar yaratılan havaya bakıp, Hasan Cemal’in eleştirel yazılar yazdığı için belki de tutuklanmasını bekliyorlardı, kimbilir!

Avrupa eski Avrupa değil, bu anlaşılıyor.

Bizden farklı olarak, akıl ve iman meselelerini çoktan yerli yerine oturtmuş Avrupa’nın eski Avrupa olmamasının sebepleri muhtelif.. Bu sebeplerin en önemlisi ise, Kürt sorununu çözmeye aday bir hükümetin olması. Kürt sorununu çözen bir Türkiye’nin Avrupa’ya fazla ihtiyacı kalmayacak. Bazı Avrupalılar, eskiden ülkemizi ziyaret eder, “ordu Kürtlerle savaşmaktan hoşlanıyor” filan derlerdi. Türkiye’de o ordu kalmadı. Ama galiba şimdi Avrupalılar da PKK’nin dağda kalmasını bir zorunluluk gibi gören aydınları dinlemekten hoşlanmaya başladılar.

Diyeceğim, son moda ‘Avrupalılık fikriyle’, Ergenekon fikrinin buluştuğu yer Kürt sorunu, gerisi fasa fiso..

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89