• BIST 90.056
  • Altın 145,047
  • Dolar 3,6129
  • Euro 3,8964
  • İstanbul 14 °C
  • Diyarbakır 13 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 6 °C

Mungan’ın ‘Soğuk Büfe’sinde sıcak bir sorun

Kurtuluş Tayiz

Yazar-Şair Murathan Mungan, geçen hafta sonu BDP’nin parti okulunda ders verdi. Ragıp Zarakolu ve Büşra Ersanlı’nın tutuklanmasına neden olan bu okulda konuşma yapan Mungan’ın, Kürt sorununa olan ilgisi eskilere uzanıyor. Mungan değişik tarihlerdeki yazılarını biraraya getirdiği Soğuk Büfe adlı kitabında, Kürt sorunuyla ilgili görüşlerine de yer vermiş. 1994’te bir gazeteye verdiği mülakatı “Kürt sorunuyla ilgili olarak bir soruşturmaya yanıt” başlığıyla kitabına koyan Mungan’ın değerlendirmeleri, maalesef hâlâ sıcaklığını koruyor. Çünkü 18 yılda çok önemli adımlar atılmış gibi görünse de temel sorunların hâlâ çözülemediğini görüyoruz. Şimdi okuyacaklarınız, Mungan’ın 18 yıl önce yazdığı ancak dün de kalemi eline alsa aynı şeyleri yazacağı değerlendirmeleri. Zira Mungan Kürt sorunuyla ilgili görüşlerinin sorulması üzerine aşağıdaki yazısını referans gösterdi. Okuyun, Kürt sorununda dünden bugüne neler değişti, siz karar verin.

“Kürt sorunu, böyle bir anayasa, böyle bir devlet ve hükümet anlayışı, böyle bir genelkurmay parlamentosuyla çözülemez. Yalnızca Kürt sorununun değil, memleketin diğer sorunlarının da çözülemediği gibi. Mevcut anlayışlar, denenmiş politikalar iflas etmiştir. Şimdilerde, medyanın aynasından gün kurtarılıyor yalnızca, göz boyanıyor. Pamuk Prenses’in üvey annesi aynaya değil, televizyon ekranlarına bakıyor artık. Bütün bunlarla gelecek kurtarılamaz, kurtarılamıyor. Çok kısa özetlemem gerekirse, ülkenin içinde bulunduğu bütün sorunların çözümü için yapılması gereken şeyleri, hızlı bir çağrışımla şöyle sıralayabilirim: Anayasanın değişmesi, hantal, battal merkezi yönetim yerine, daha çok bölge, eyalet ve yerel yönetim esasına dayalı yeni bir yönetim esasına dayalı yeni bir yönetim anlayışının geçirilmesi; her türlü ulusal, kültürel, demokratik haklar için referanduma gidilmesi, bütün demokratik kurumlara işlerlik kazandırılması; özerk olması gereken bütün kurumlara özerkliklerinin verilmesi; her türlü örgütlenme özgürlüğünün tanınması; kısa erimli oy avcılığı üzerine kurulu siyasetler yerine, uzun erimli programlamalara gidilmesi; yepyeni politikaların hayata geçirilmesi gibi bir sürü şey sayabilirim.”

“...Bence Kürt sorununun çözümü için gerekli zemin, onaylayalım ya da onaylamayalım, ‘Bağımsız bir Kürt devleti, özgür bir Kürt bayrağı istiyorum’, diyenlerin de görüşlerini açıkça ve serbestçe ifade edebildikleri, sonuna kadar demokratik, şeffaf bir ortamın yaratılmasından geçiyor. Bütün bunları hep beraber tartışmamıza, olurlarına olmazlarına beraber karar vermemize gidecek olan yolların açılması gerekiyor. Neden kimse ‘Bu sorun nasıl çözülür’, diye Kürtlere sormayı akıl etmiyor? Çünkü sonuçta, bu sorunun muhatabı bizatihi Kürtlerin kendisidir. Her iki halk için de, kesin ve tartışmasız olarak sonunda varılacak tek yer burasıdır. Ne kadar erken varılırsa o kadar iyi olur, o kadar az insan ölür. Zaten yeterince geç kalındığını düşünüyorum.”

“...Bu topraklarda derdini anlatmanın yolu hep zor kullanmaktan geçti. Bunun sonuna dek böyle gitmeyeceği açıktır. Sonunda oturulacak yer bir masanın etrafıdır.”

“...Demokratik zeminin yokluğu, Türkiye’de düşünce verimini de, evrimini de engelliyor. İnsanlar belirli noktalara kendi düşünsel evrimleri sonucu değil, ancak dışarıdan gelen müdahaleler, yasakların delinmesi, ya da düpedüz zor kullanılarak edilmiş hakların dayatması sonucunda ulaşabiliyorlar. (...) Son zamanlarda herkesin ağzına pelesenk ettiği ‘demokrasi’ kavramı, herkesin işine geldiği gibi kullandığı, kendine göre içeriğini değiştirdiği, anlamını çarpıttığı içi boşalan bir kavran olup çıkmıştır. İnsanların demokrasiden anladıkları, yalnızca kendileri için demokrasidir. Herkes yalnızca kendi için demokrasi istemektedir. Demokrasi olsun ama bana olsun, demokrasi olsun, ama benim gibi düşünenler için olsun, anlayışı egemendir. Bunun adının, demokrasi olmadığı ortadadır.”

“...Resmi görüş, kendi demokratik evriminin sonucunda geldiği bir yer olarak tanımıştır ki Kürt gerçeğini; düpedüz Kürt halkının mücadelesi ve dayatması sonucu tanımıştır. Özünde zorla kazanılmış bir hak söz konusudur. ‘Biz Kürt realitesini tanıdık’, diyenlere vahiy geldiğinden değil, binlerce insan öldüğü için tanımak zorunda kalmışlardır. Acı olan budur. Zamanında ciddi hiç bir yatırımın yapılmadığı, yalnızca kendi siyasi anlayışlarına ters düşen memurların sürgün yeri, ya da mecburi hizmet yeri olarak görülen doğuya zamanında yapılmayan yatırımlar, bugün bomba olarak, köy boşaltma olarak, orman yakma olarak ve bütün bunlar için yapılan her türlü askeri ve sivil harcama tutarı olarak ifade edilmektedir.”

“Benim bu konuda en çok canımı yakan konu, bir yazar olmam nedeniyle de iki kat duyarlı hissettiğim dil ve kültürel haklar meselesidir. İnsanların ağızlarından kendi anadillerinin alınması benim için bir vahşettir. Kaç yüz yıllık çok uluslu bir imparatorluktan, yetmiş yıllık tek uluslu bir cumhuriyet olmaya giderken yaşanan çok pahalı deneyler bunlar. Ben her ulusun, her dilin, her kültürün, her dinin kendini özgürce ifade edebildiği, birkaç dilde şarkıların söylendiği, kitapların yazıldığı bir Anadolu Cumhuriyeti’nde yaşamak isterdim doğrusu.”

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89