• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 7 °C

Muhataplık meselesi üzerine

Bayram Bozyel

Türkiye’de son dönemde tartışılan konulardan biri de muhataplık meselesi. Özellikle de iktidar çevrelerinin ‘”PKK ve HDP muhatap alınmayacak” yönündeki açıklamalarından sonra bu yöndeki yorum ve spekülasyonlar daha da artı. Kimileri hükümetin bu konudaki tutumunu eleştirirken, başkaları da muhataplık meselesinde adı geçen olası aktörleri şimdiden itibarsızlaştırma çabası içinde.

Yeni ve sağlıklı bir çözüm süreci başlatmanın ilk koşulu, hiç kuşkusuz Oslo’dan bu yana geçen diyalog sürecinden doğru dersler çıkartmaktan geçer. Ancak yapılan açıklamalara bakılırsa, hükümetin Oslo görüşmelerinden ve daha sonraki Çözüm Süreci’nden gerekli sonuçları çıkarttığını söylemek kolay değil.

Geçmişte hükümetin önce Oslo’da PKK ve daha sonra İmralı’da Öcalan ve HDP ile görüşmesi yanlış değildi elbette. Onca eksiği olsa da ve sonuçta gelip kanlı bir girdaba saplansa da, söz konusu sürecin bir hayli olumlu etkisi oldu. Geçen dönem boyunca insanlar ölmedi, Kürt sorununa ilişkin belli bir kabul oluştu, sorunun diyalogla çözülebileceğine ilişkin inanç güçlendi.

Sürecin eksiği şuydu.

Birincisi, hükümetin sorunu salt silah meselesine indirgemesi ve bu yaklaşımın sonucu olarak yalnızca PKK ve onun uzantılarını muhatap alması...

İkincisi ise, birincisine bağlı olarak hükümetin Kürt sorununa ilişkin bir çözüm iradesi ortaya koyamaması ve buna uygun bir muhataplık mekanizması oluşturmaması oldu.

Bundan çıkartılacak sonuç şu; Yeni dönemde çözümde ilerleme kaydetmek, hükümetin Hegel’i haksız çıkartarak bir biçimde geçmişten ders almasına bağlı.

Elbette yeni bir (adına her ne diyeceksek) süreci başlatmak için gerekli olan ilk şey çatışmaların bir an önce durdurulmasıdır. Çatışma ve ölümlerin kutuplaştırıp zehirlediği bir toplumsal atmosferde sağlıklı bir çözüm sürecinin başlatılacağını söylemek kolay değil. Ne var ki çatışma ve ölümleri durdurma hedefinin kendisi bile tek başına bir diyalog arayışını kaçınılmaz ve değerli kılıyor.

Başka bir ifade ile silah ve çatışma meselesi ile Kürt sorununun kendisi aynı şeyler olmamakla birlikte, günümüzde bu iki konu önemli oranda iç içe geçmiş durumda. Silah ve ölümler durmadan Kürt sorununda arzulanan bir diyalog ve ilerleme sağlamak zor. Ancak Kürt sorununun çözümünde kaydedilecek her ilerlemenin silahların bırakılmasını kolaylaştıracağını akılda tutmak gerekir.

O halde yeni bir diyalog süreci başlatmak için Türkiye’nin zaman kaybedecek lüksü yok. Hükümet PKK ve HDP dâhil Kürt sorununda sözü ve iddiası olan bütün çevrelerle yeni bir siyasi diyalog süreci başlatmalı. Bu sürece Kürt toplumunun bir parçası olan “melleler ve şeyhler” de katılmalı. Söz gelimi, korucuların da kaygılarını dikkate alan kapsayıcı ve uzlaşıya dayalı bir tarz izlenmeli.  Kürt sorununun çok katmanlı, çok boyutlu ve öyle olduğu oranda da çoklu bir muhataplık gerektirdiği unutulmamalı.

Siyasi aktörlerin samimiyetine gelince; bunu test edecek şey açık ve şeffaf bir müzakere sürecidir. Bu tarzda bir süreci garantiye almanın yolu “üçüncü göz” ya da “uluslararası garantörler”den çok, kamuoyunu sürece katmaktan ya da süreci kamuoyuna açık bir tarzda yürütmekten geçer.

Yeni bir çözüm süreci başlatmak için silah ve çatışmaların durması önemlidir. Süreçte mesafe kaydetmek ise hükümetin çözüm ile ilgili güçlü bir irade ortaya koymasına bağlıdır. Türkiye devleti, özel olarak da AK Parti hükümeti Kürt sorununun doğasını kavramaya ne kadar hazır? Bunca deneyimden sonra Kürt sorununa ilişkin bütüncül bir politika geliştirebilmiş mi? Geçmişte kimi alanlarda yaptığı gibi, yeni dönemde de Kürt sorununda köklü ve radikal adımlar atmaya hazır mı?

Elbette bu ve benzeri sorulardan amaç hükümette ön koşullar dayatmak değil, sorunun çözümüne ilişkin başta hükümet olmak üzere ilgili bütün kesimleri yapıcı ve sonuç alıcı bir rol oynamaya davet etmektir.

Öte yandan önümüzdeki dönemde ya da hemen şimdi başlatılacak yeni bir süreç bakımından, gündemde olan yeni anayasa yapımı önemli bir fırsata dönüştürülebilir. Olası bir çözüm sürecini yeni anayasa yapımı zeminine oturmak ve ikisini eşzamanlı götürmek daha pratik ve sonuç alıcı gibi görünüyor. Çünkü Kürt sorununda işletilecek her süreç ve ulaşılacak her mutabakat sonuçta gelip yeni bir anayasa yapımına dayanacaktır. Kürtlerin ulusal demokratik haklarını güvenceye alan ve buna uygun idari ve siyasi bir sistemi esas alan yeni bir anayasaya…

Bunun için izlenecek yol, geçmişte olduğu gibi bu işi MHP’ye endekslemek değil, iktidarın inisiyatif alarak yeni anayasa yapımını Kürt sorununun çözümünde bir müzakere platformuna dönüştürmesidir. Böylece süreçte muhataplık meselesi ile yeni anayasa yapımında Kürtlerin temsili konusu da tek bir başlıkta birleşmiş olur.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89