• BIST 82.166
  • Altın 147,844
  • Dolar 3,8195
  • Euro 4,0719
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 0 °C

Muhammed için Ahmed’i ve Mustafa’yı vurmak ya da...

Yıldıray Oğur

Muhammed için Ahmed’i ve Mustafa’yı vurmak ya da Paris polisini gün boyu meşgul eden asılsız ihbar telefonları

“Yapma, tamam artık şef.”

Kaldırımda yaralı yerde yatan 42 yaşındaki Tunus asıllı polis memuru Ahmed Merabet, kendisini vurmaya gelen Cezayir asıllı teröristlere en son böyle seslenirken duyuluyor.

“Şef” Fransa’da Mağripliler arasında yaygın bir hitap şekli. Ama bu bile Hazreti Muhammed için yerde yalvaran Ahmed’i vuranları durduramadı. Sonra da derginin içinde bir de Mustafa vurdular. Memleketleri Cezayir’den bir yetim Berberî çocuk olarak Fransa’ya gelmiş 2 çocuk babası derginin redaktörü Mustafa Ourrad’ı.

Sadece, uğruna bu katliamı yaptıkları peygamberin diğer adlarını taşıyan iki Müslümanı değil, Tunuslu bir anne ve Polanya Yahudisi bir babadan doğma Tunus doğumlu 80 yaşındaki dünyaca ünlü karikatürist George Wolinski’yi vurdular. Sonra Cezayir savaşında gördükleriyle anti-militarist olan 76 yaşındaki Jean Cabut’u, Cezayir’in işgaline, 2003'te Irak’ın işgaline karşı çıkmış Fransız Komunist Partisi’nin üyesi Charlie Hebdo’nun editörü Stéphane Charbonnier’i…

2003 önemli. Çünkü bu katliamı yapan Şerif Kouachi ve Said Kouachi kardeşler için onun öncesinde hayat, Fransız banliyölerinde takılan bir rapçinin hayatından fazlası değildi. Pizza dağıtarak para kazanan, uyuşturucu kullanan, cami yerine güzel kızlarla tanışabileceği mekanlara giden…

''Fransa’nın 11 Eylül’ü'' deniyor 5 Ocak katliamına. Tuhaf bir kısır döngü bu. Çünkü katliam da post-11 Eylül dünyasının sonucu gibi görünüyor. 11 Eylül bahanesiyle 2003’te Irak’ın işgali, selefi bir imamla tanışma değiştiriyor rapçi Kouachi kardeşlerin hayatını.

2005’te Irak’a savaşmak için Suriye’ye giderken yakalanacak kadar radikalleşiyorlar…

Fransız medyasına göre bağlantıda oldukları bir diğer grup da GIA diye bilinen Cezayir İslami Silahlı Örgütü. 1991’de demokrasiye geçmek için adım atan Cezayir’de seçimin ilk turunu kazanınca Fransa’nın da arkasında durduğu laik statüko tarafından darbe ve iç savaşla yeraltına gönderilen FIS yani İslami Selamet Cephesi’nden kopmuş bir silahlı örgüt.

Bir iddiaya göre Suriye’yede de bir süre bulunmuşlar.

Cezayir Savaşı, FİS’in devrilmesi, 11 Eylül, Irak işgali, Suriye…

Kolonyalizmden yaralı, başarısız bir entegrasyondan malul iki Cezayirli rapçiden, Muhammed için Mustafa’yı ve Ahmed’i dahi öldürecek iki terörist çıkaran yüzyılın siyasi sıkışmışlığı…

Bütün Müslümanları temsil etmiyorlar. Bütün Cezayirli Müslümanları da temsil etmiyorlar. Ama bir yüzyılın hikayesini, düzeltilmesi gereken siyasi çarpıklıkları, kötücül bir din yorumunu temsil ediyorlar.

Dünyanın aklı başında insanları da bu katliamı büyük totolojiler yapmadan anlamaya çalışıyor o yüzden. Hollande o yüzden önce fikir ve basın özgürlüğüne saldırı dedi. Hatta Sarkozy gibi aklı başında olmayanları bile “Müslümanlarla saldırı arasında ayrım yapmaya” çağırdı herkesi. Fransız basını bu katliamın yeni büyük kırılmalara, başka rapçilerden terörist çıkaracak mekanizmalara hizmet etmemesi için dikkatli bir dil kullanıyor.

Sadece şimdi değil, uzun süredir büyük bir tartışma konusu bu. Hatta saldırının olduğu gün Financial Times’da gazetenin Avrupa editörü Tony Barber imzalı, Charlie Hebdo’nun Fransız Müslümanları kışkırtıcı yayınlarını “aptalca” diye nitelendiren bir yazısı dahi çıkmıştı.

Katliamla ilgili Twitter’da paylaşım rekoru ise 60 bin kişinin RT’lediği CNN yorumcusu Sally Kohn’un şu tweetindeydi en son: Tetikçi Müslümansa-Bütün Müslümanlar suçlu. Tetikçi siyahi ise bütün siyahiler suçlu. Tetikçi beyazsa, zihinsel zorunlu yalnız kurttur…

Ama herhalde Paris polisini tüm gün boyunca meşgul eden asılsız ihbar telefonlarının önünde en çok görülen kod +90 olmalı.

Türkiye’de katliamın failini ihbar etmek için ortalığa çıkanları, ancak Le Pen’in idam geri gelsin vaadi kesecek gibiydi. Bir çırpıda katliamın ucunu rahatça Sivas’a bağlayan da oldu, cinayet hiyerarşisinin tepesine doğrudan Erdoğan’ı, Davutoğlu’nu oturtan da…

11 Eylül’den sonra ABD’de cumhuriyetçi medyalarda bile 5 Ocak katliamından sonra Türkiye’deki laik mecralarda çıktığı kadar İslam’ı ve Müslümanları suçlayan yorum çıkmamış olabilir. Gün boyu Diken, T24 gibi sitelerde çıkan yazıları Charlie Hebdo dergisi bile fazla saldırgan, Müslümanlara tepeden küstah bakışlar diye basmayabilirdi…

Bush’un şer ekseni analizlerine ''rahmet okutacak'' Fransa’daki teröristler-İhvan-AKP üçlemeleriyle İslamofobik hazzın zirvelerine çıkıldığı yorumlarda “Açıklama yapmadılar” diye saat tutanların ateşini, Cumhurbaşkanı, Başbakan hatta Diyanet İşleri Başkanı’nın net ve amasız kınama mesajları bile söndüremedi.

Suriye, Filistin'i hatırlatana katliamın ortağı muamelesi çekilirken, her cümleden, her yorumdan katliama suç ortaklığı arandı, İslam’dan istifasını sunanlar (keşke Diyanet’in buyrun kapı diye bir mekanizması olsa), Gerçek İslam bu değil diyen Müslümanlarla dalga geçenler, gerçek İslam bu diye geri kalmış ülke ateizminin (#ff @Theresedesqueyr ) en frapan örnekleriyle kendini öne atanlar, dindarları daha şiddetli kınamaya çağıranlar oldu.

Daha bir ay önce sokak ortasında küçük çocukların başının ezilmesine seyirci kalmış olanlar, daha birkaç gün önce DHKP-C’nin sahte çıkan canlı bombasında bile boncuk, fedailik bulanlar ya da havaya bakıp ıslık çalanlar, karşımıza anti-pasifist kılığında çıkıverdiler. Cemaatin kalemleri bu krizi fırsata çevirmenin, yine Batı’ya iyi Müslüman çocuk olarak poz vermenin, ihbarcılığın şehvetine kapıldılar.

80 yıl Müslümanlara diğer ülkelerdeki Müslümanlara layık görülen meczup diktatörler, maganda krallardan biraz daha fazlasını, yarı askerî bir laik demokrasiyi layık görüp, karşılığında seçimde sandığa atılan oy dışında bir karşılık görmemiş bu laik şımarıklığın gazına gelip peygamberin adının kirletildiği, katledildiği bu katliamla empati kuranlarsa neyse ki azınlıkta kaldı…

Hevesle “Bu Avrupa’nın 11 Eylül’ü'' diyenler, yeniden “küresel 28 Şubat” analizlerine girişenler, Müslümanlar ne yapmalı diye tehditlerin ucunu gösterenlerle, Müslümanların meşru ve demokratik örgütlerine bile tahammül edemeyenler, onları nihilist bir şiddetin kucağına sürükleyenler, İslam’dan bir cinayet şebekesi çıkarmaya çalışanlara karşı zor zamanlara giriyoruz yine…

“Özgürüm her şeyi yaparım, karışmazsın”cı aşırı ve frapan bir liberalizm yorumuyla, diyaloğu, konuşmayı, birlikte yaşamak için bazen geri basmayı, yani siyaseti yani demokratlığı ıskalayan şımarık bir ateizmle, İslamofobik bir yabancı düşmanlığıyla, tekfirci, silahlı, taşkafa bir radikal İslamcılık arasında sıkışıp kalmak yetmezmiş gibi bir de bunlara Türkiye’de de İslam’la derdini halledememiş, din kurucu dışarısı olan, kendi toplumundan nefret eden, onu her fırsatta kolonyal işbirlikçi azınlık psikolojisiyle Batı’ya ispiyonlayan öfkeli ve gittikçe aralarında nüansların azaldığı, kaybettikçe Türkiye’yle bağlarını koparan öfkeli laikler ve kendini, tabii ki devletteki gücünü bu kavgada Batı’ya pazarlamak için canlı yayınlarda arkadan sırıtarak el sallayan adamlar gibi her fırsatı kullanacak kadar opportunist bir cemaat faktörünü de eklemek gerek.

Muhammed, Mustafa ve Ahmetlere çok iş düşecek günler bunlar.

Sık sık, bazen çaresizce, bazen yalvararak “Yapma, tamam artık” diyeceğimiz günler…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89