• BIST 103.912
  • Altın 161,198
  • Dolar 3,9233
  • Euro 4,6062
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin 3 °C

Muhalefet olmadan siyaset...

Ali Bayramoğlu

Türkiye'de siyaset denilince sıkça siyasi iktidar akla gelir... Oysa Türkiye'nin siyasi aktörler açısından ana sorununun muhalefet sorunu olduğunu düşünenlerin sayısı her geçen gün artıyor.

Bu doğal...

Zira demokratik siyasetin doğası gereği çoğulculuk sadece sayısal değil, fikri çoğulculuğu gerektiriyor.

Türkiye ise bu durumun çok uzağında...

Kendisini devlet yerine koyan, ideolojik krizlerden beslenen, ülke politikasına hemen hiçbir katkıda bulunmayan bir muhalefet siyasetinin egemenliği var.

Aslında bugün yaşadığımız tıkanıklığın temel nedenlerinden birisi bu...

Son yıllarda şu soruları sorduk: Türkiye muhalefet meselesini çözebilecek mi? Kendisini ulusalcı olarak tanımlayan güruh dışındaki sol ya da sosyal demokrasi belini doğrultarak Türk siyasetine yeniden giriş yapabilecek mi?

Olmadı...

Bu soruları tekrarlamanın artık pek anlamı yok...

En azından solun belini doğrultmasının iç kavgalarını dışarıda, siyaset meydanında vereceği mücadeleden daha önemli gören, 'derin siyasetsizliğini rejim bekçiliğiyle örtmeye çalışan bir siyasi parti'yle olmayacağı ortada...

Tersine, bu anlayış geldiğimiz noktada doğrudan bir şekilde otoriter zihniyeti, dolaylı olarak hakim parti sistemini besledi...

Sık tekrarlarız, bir kez daha vurgulamakta yarar var: Solun önünde aşması gereken 'iki büyük siyasi zihniyet meselesi' var.

İlk sorun 'demokrasinin sadece karar mekanizmalarını oluşturmaya, meşru kararlar üretmeye yarayan, hukuk ve kural dünyasının içine sıkıştırılmış, formel özgürlüklerin çerçevesini belirleyen bir prosedür olduğu sanısı ya da takıntısı'dır.

Başka bir deyişle, demokrasinin toplum-siyaset bağlarını oluşturan bir temel tavır olduğunu, bir siyasi varoluş ve eylem çerçevesine işaret ettiğini keşfetmek gereğidir.

İkinci sorun ise, bunun yapılabilmesi, toplum-siyaset bağının kurulabilmesi için 'sol zihniyetin kendi tasavvur ettiğinin dışında, onunla kesişmeyen bir toplumun varlığını kabul etmek' meselesidir.

Bir başka ifadeyle toplumla kavga etmek, varolanı reddetmek üzerine kurulu, böyle olduğu oranda siyasetsizliğe mahkum bir tutumu terk etmek gereğidir.

Siyaset neyin yapılabileceği kadar, bunların neden ve nasıl yapılabileceğinin kamuoyuna anlatılmasıdır. Siyaset, sisteme yönelik değişikliklerin sisteme ait değerler içinden üretilecek cihazlarla, bu cihazların sağladığı meşruiyet ve katılım üzerinden sağlanması faaliyetidir.

AK Parti ve Tayyip Erdoğan'ı iktidara getiren aslında bu mekanizmadır.

Siyaset algısını 'refleksif ve sınıfsal tepkiler' üzerine oturtan önemli bir seçmen kitlesi var Türkiye'de.

'Sahicilik, halktan olma, ezilmişliğin-sıradanlığın temsili, haksızlık ve adaletsizlik merkezli tepkiler' özellikle düşük gelirli kesimlerde ve orta sınıflarda siyasi tercihleri ve davranışları kuşatan, yönlendiren önemli girdiler.

Ancak görülmesi gereken hayati nokta, bu 'sınıfsal tutum unsurlarının daha çok sembolik ögelerle şekillenmesi'dir. 'Simgesellik üzerine kurulu sınıfsal yakınlıkların varlığı'dır.

Bu noktada belirli projelere dayalı politik-ideolojik görüşlerin belirleyiciliğinden çok 'simgelerin, simgesel algıların kültür ve ekonomiyi ya da eziklik ve faydayı üst üste oturtan belirleyiciliği' ön plandadır.

Bunları görmeden, anlamadan, yönetmeye talip olmadan Türkiye'de siyaset yapmaya kalkışılmasının hiçbir anlamı olmaz.

Olmuyor da...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89