• BIST 89.573
  • Altın 146,325
  • Dolar 3,6382
  • Euro 3,9067
  • İstanbul 15 °C
  • Diyarbakır 16 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 12 °C

Muhafazakârların imtihanı

Etyen Mahçupyan

Yurtlar meselesine müdahale gereği duyulmasının temelinde basit bir gelişme yatıyordu. 

Üniversitelerin hızla açılmasıyla birlikte yurtlar yetersiz kalmış, bazı ‘girişimciler’ kayıt dışı olan veya olmayan şirketler üzerinden birçok binayı apart hale getirerek ‘yurt’ arzı yaratmıştı. Bunun ticari sakıncası yanında bazı örnekler bu ‘yurtların’ siyasi örgütlenme ve madde bağımlılığı yaratma yönünde hazır bir ‘pazar’ oluşturduğunu göstermekteydi. Nitekim idari makamlar hem öğrenci ailelerinden, hem de söz konusu yerleşimlerin çevresinden şikayetler almaktaydılar. Buraya kadar mesele bir adli vaka ve müdahale edilmesini gerekli kılıyor… Ancak Kızılcahamam’da basına kapalı bir toplantıda Başbakan bu ‘yurtlarda’ aynı zamanda kızlı-erkekli yaşandığını ve bunun ahlakî açıdan da sorunlu olduğunu söylüyor. Başbakan’ı tanıdığımız kadarıyla bunda da bir sorun yok, çünkü kendisini inkâr edecek değil ve bir kapalı toplantıda hissiyatını gizlemesi için neden bulunmuyor. Ne var ki bu sözler dışarı, medyaya sızıyor. Başbakan böylece iki farklı alanda birden aynı anda tutum almak zorunda kalıyor. Bir tarafta sözlerinin kamuoyu karşısında ödenecek, diğer tarafta ise sözünü yumuşatmanın siyaset alanında ödenecek bir bedeli var. Yaşananları, arka plandaki gerilimleri tam olarak bilmiyoruz ama Başbakan, içeriği ne olursa olsun sözüne sahip çıkmanın kendi kişiliğine daha uygun olduğuna karar vermekle kalmayıp, durumu yumuşatarak sunmayı da tercih etmiyor ve bu noktaya geliyoruz…

‘Yurtların’ en azından bir bölümünün müdahaleyi davet ettiği açık olsa da, adli durumla ahlakın iç içe geçmesi muhafazakâr dünyanın halen aşamadığı zaaflarından biri. Muhafazakârlar son yıllarda kendilerine epeyce mesafe alabildiler ve ahlaklı olmakla dindar olmak arasındaki doğrudan bağı ‘incelttiler’. Ancak ahlakla gelenek arasındaki bağ daha sosyolojik bir unsur ve çözülmesi zamana muhtaç… Sorun, ahlakı geleneğin içinden üreten sosyal yapının cemaatçi bir anlayışı ve hayat tarzını ima etmesi ve bunun toplum olmayı engellemesidir. Çünkü ahlakı kendi cemaatinizin kodları üzerinden ürettiğiniz ölçüde, dışınızdaki cemaati ‘ahlaksız’ olarak görme durumunda kalırsınız ve toplum denen kitle de ahlaklı olanlarla ahlaksızların yan yana yaşamasını, üstelik bu grupların birbirine mahkum olmasını ifade etmeye başlar. Sonuç cemaatleşmenin daha da tahkim olmasıdır, çünkü hem diğer grubu yadırgar ve uzak durursunuz, hem de kendi ahlakınızı onların ahlaksızlığından korumak durumunda kalırsınız.

Nitekim Kemalist rejim devlete bağımlı yeni bir cemaat kurarken laikliği bir hayat tarzı ve ahlak anlayışı olarak sunmuştu. Cumhuriyet 19. yüzyılın sonlarında başlayan doğal sekülerleşme eğilimini durdurdu, laik ile dindar arasındaki sınırı kalın hatlarla çizdi, her ikisinin de kendi içinde sosyal açıdan radikalleşerek birbirinden ayrışmasını sağladı. Böylece ‘ileri’ olan azınlık cemaatinin ‘geri’ olan çoğunluk cemaatini yönetmesi ideolojik olarak mümkün hale geldi ve doğal sayılabildi. Bugün olumlu anlamda çok farklı bir noktadayız ve bunu İslamî kesimde yaşanan değişime, büyük çapta da AKP’ye borçluyuz. Muhafazakâr dünyanın siyasî normları neredeyse tümüyle değişti ve demokratik bir düzenin ihtiyaçlarıyla uyumlu hale geldi. Nitekim özel hayatın dokunulmazlığı meselesi bizzat bu hükümetin hararetle savunduğu bir düzenleme. Zaten tam da bu nedenle Başbakan kimsenin özel hayatına müdahale etmiyor… Tepki çeken bütün konuşmalarına rağmen hiçbirimizin özel hayatı değişmiyor. Ancak Başbakan özel hayatın ‘normlarına’ müdahale etme gereğini ifade etmekten de geri durmuyor. Çünkü o bir muhafazakâr ve söz konusu normların ‘elden kaçacağından’, ahlakî bir yozlaşmaya doğru gidilebileceğinden korkuyor. Dahası yürütmenin de başında olduğu için, böyle bir durumun sorumluluğunu kendi omuzlarında hissediyor. Muhafazakâr dünyanın kendi iç tarihi yazılırken, bu dönemin bir yozlaşma olarak anılmasını istemiyor.

Ne var ki bizzat AKP’nin taşıdığı siyasi ve sosyal açılımın ahlakî boyutta da bir yenilenme yaratmaması imkânsız. Bu dinamik halen yeni nesillerde yaşanıyor ve zaten eski nesil muhafazakârların gençlerle ilgili ahlakî kaygıları da bizzat o cemaatin dönüşümünün işaretlerini taşıyor. Yaşanmakta olanı siyaseten abartarak hükümetin özel hayata müdahalesi olarak okumak epeyce yüzeysel kalıyor. Yaşanan sahici bir değişim sancısıdır ve her adımı muhafazakârların yönetimini daha meşru kılacak bir anlam açılımı ile sonuçlanıyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89