• BIST 106.711
  • Altın 143,580
  • Dolar 3,5587
  • Euro 4,1404
  • İstanbul 32 °C
  • Diyarbakır 37 °C
  • Ankara 29 °C
  • İzmir 35 °C
  • Berlin 23 °C

Müfid Yüksel’in Nevrozu!

Yavuz Delal

Müfid Yüksel’in, Kürtlere ve sair İslamî çevresine ilişkin kişisel serzenişleri var. Çok yakın bir tanışıklığımız olmasa da, serzenişlerine temelde hak veriyor ve bir çoğuna katılıyorum. 

Müfid Yüksel’in, Kürtler ve münhasıran Kürtlerin temel yapısının önemli bir parçası olan İslam kültürü için önemli bir işleve sahip olabileceğine ve fakat gereği gibi fonksiyonel ol(a)madığına inanmaktayım. Bunun karşılıklı çeşitli nedenleri var; ancak bu nedenlerin hiç birinin bu sonucu hasıl etmeyi haklı çıkaracak güçte olduğuna inanmıyorum. Hasılı Müfid Yüksel’in olması gerektiği yerde olmadığını düşünüyor ve bundan özellikle Kürtlerin önemli kayıplar yaşadığına inanıyorum. Müfid Yüksel, benzer durumdaki bir çok İslamî düşüncedeki Kürt gibi, en azından benim için çok önemli bir isimdir. 

Aslında kişisel varlıklarıyla olması gereken yerde olmayanlar, neden ve sonuçlarıyla birlikte benzer kişilerin de sorunu olarak müstakîlen ele alınmalıdır. Kürtler ve özellikle İslamî düşünen Kürtler için, bu meselenin ele alınmamış olması çok ciddi, hatta hayati bir kayıptır. Bir an önce bunun telafi edilmesi lazım. 

Özel duruma ilişkin problemleri bir kenara koyup, Müfit Yüksel’i konu etmemi gerekli kılan “Kürt sorunu”na ilişkin onun öne çıkardığı bir düşüncesini kritik edeceğim. Fakat bunu yaparken, okuyucudan, meseleyi yukarıda kısaca bahsini yaptığım bu özel durumla birlikte düşünmesini istirham edeceğim. 

Çünkü, “Kürt sorunu”yla içerisinde bulunduğumuz ameli ve zihni irtibat ve “Kürt sorunu”yla Kürtler ve İslamî camiayla ilişkilerin içerik ve biçimi, çoğu İslamî Kürt kişilikler de önemli nevrozlar doğurabilmiştir. Nevroz kelimesini kendim için de kullandığımı söylemek ve bu bakımdan başlığın problem oluşturmayacağına inanmak isterim. 

Müfid Yüksel’de gözlemlediğim gibi kendimde de gözlemlediğim nevrozun başlıca sebebi hayıflanmaktan kaynaklanan ve fakat kişilik ve uyum problemini beraberinde taşımayan bir çeşit sinirlilik halidir. Bazen bu hal, doğal ve makul bir biçimde durduğu veya durmadığı yere bir serzeniş olarak doğabilmektedir. 

Müfid Yüksel’in "kahrolarak" açıklamak zorundayım, dediği bir takım “acı gerçekler” hakkında verdiği bilgi bu nevrozu göstermektedir. 

“Kürtlerin ümmet ile yollarını ayırmaya yönelik çaba ve tutumların günümüzde ciddi boyutlar kazandığını esefle gözlemlemekteyiz. Bir yandan, Kürtler içindeki seküler/din karşıtı ulusalcı çevrelerin Kürtleri Müslümanlıktan, ümmetten koparmaya yönelik çabaları yoğunluk kazanırken, diğer yandan bir kısım (İslamî, yd) çevrelerin ötekileştirme ameliyesiyle Kürtleri neredeyse İslam dininden, Müslümanlıktan kovmaya yönelik bilinçli/bilinçsiz kahredici tutumları artış kaydetmektedir.”(Yeni Şafak yazılarından). 

Bu ifade doğal ve makul olarak insanı hayıflandıran bir sinirlilik haline iter. Çaresizlik öyle bir noktaya çıkar ki, onu Newroz’da şu mesajı vermeye iter, “Her sene Nevruz kutlamaları bahanesi ile bazı çevrelerin Kürt halkı üzerindeki dinsiz/ateist baskısı, kahredici bir gerçek olarak, artıyor. Kürtlerin Tanrı ile yolları ayırılmaya çalışılıyor. Var olan hiçbir baskı ve zulüm Kürt halkının ateistleştirilmesini meşrulaştıramaz. Kürt kimliği Müslümanlığa karşı, din karşıtlığı üzerine konuşlandırılamaz. Din karşıtlığı Kürt kimliğini de yok eder”. (Facebook mesajlarından). 

Müfid Yüksel’in bu yaklaşımda genel olarak öne çıkardığı düşünce, mevcut Kürt hareketinde etkin olan siyasi ve askeri yapının Kürt halkını dinsizleştirme ve daha doğrusu İslam’dan uzaklaştırma çabası içerisinde olduğudur. Bunun için tonlarca bildik örnek de sıralamak mümkün. Kürt toplumunun ayrılmaz bir parçası olan İslam’ı, o toplumdan veya o toplumun kültüründen doğrudan veya dolaylı yollardan çıkarmak ve yerini dolduracağı, Kemalist ulus inşa sürecinde kullanıldığı gibi, İslam tarihi öncesi öğeleri kullanmak! İşte Newroz da bunun için kullanılan bir araçtır aslında. Dinsizleştirme çabasını Kemalist rejimde yapmıştı, ama mevcut Kürt hareketinin, aynı zamanda özgürlük mücadelesi iddiası olduğundan, onun çabası daha tehlikelidir! 

Kısaca Kürtler tarihlerinde olmadığı kadar son zamanlarda İslam ile aralarına önemli mesafeler koymuş, yozlaşma hızlanmıştır. Ve Kemalizm’in başaramadığını bizzat Kürtler kendi elleriyle inşa etmiştir. 

Öne çıkan-çıkarılan İslam’dan uzaklaşma ve kültürel yozlaşma düşüncesi, aslında bir çok İslamî Kürt’te hakim düşüncedir. Bu düşünce, aynı zamanda sözüm ona Kemalizm’i yıkmaya çabalayan İslamî Türk kesimin öteden beridir pompaladığı bir düşüncedir. Buna göre de, İslamî Türk kesiminin başaramadığı eleştiriyi, İslamî Kürtler bizzat kendi elleriyle başarmak istemekte ve Kürtlerin İslam’dan uzaklaştıklarını ve Kültürel yozlaşmayı gerçekleştirdiklerini tüm dünyaya bildirmekteler. Ve bu pencereden bakınca “uzaklaşmayı” ve “yozlaşmayı” ister istemez Kürtlerin özgürlük taleplerine bağlamak gerekecektir.  Yine bu pencereden bakınca ister istemez “uzaklaşmaya” ve “yozlaşmaya” son vermenin yolunu Kürtlerin özgürlük taleplerinin aşağıya çekilmesine ve hatta tümden sonlanmasına bağlamak gerekecektir. En azından “uzaklaşmanın” ve “yozlaşmanın” varlığına inanan Kürtlerin, özgürlük talebine soğuk durmaları sağlanacak ve bu devam ettirilecektir. 

Görüldüğü kadarıyla, “uzaklaşmanın” ve “yozlaşmanın” birebir bağlantısı mevcut siyasi ve askeri Kürt hareketiyle kurulmaktadır. Sosyolojik sürecin de Kürt halkında bu sonucu hasıl edebileceği hiç hesaba katılmamaktadır. Modernleşmeyle bir gün mutlaka birebir karşılaşacak olan Kürtlerdeki sosyolojinin, mevcut ekonomik şartları da hesaba aldığımızda bu yönde bir sonuca hizmet edeceği unutulmuştur. Modernleşme süreci, modernleşmeyle barışık bulunan seküler zemindedir ve seküler zeminde bulunması sayesinde “uzaklaşma” ve “yozlaşma” süreci siyasi ve askeri Kürt hareketinin üzerinde kalmıştır. Kendisi de sosyolog olan Müfid Yüksel, acaba vaki “uzaklaşmanın” ve yozlaşmanın”, etkinliği İslamî yapıda olan bir Kürt hareketi sürecinde de gerçekleşmeyeceğini kesin biçimde söyleyebilir mi? Sosyolog kimliğiyle Müfid Yüksel, en gelişmiş imkan ve güçleriyle Türkiye sosyopolitiğine, sosyoekonomiğine ve sosyopsikolojisine hakim bulunan İslamî camia iktidarında, Türkiye’de İslam’dan uzaklaşmanın ve kültürel yozlaşmanın bittiğine, devam etmediğine veya gerilediğine şahitlik edebilir mi? Hatta bizzat bu İslamî camia iktidarında, bırakalım Türkiye’nin, İslamî camianın kendisinde bir “uzaklaşmanın” ve “yozlaşmanın” olmadığını söyleyebilir mi? 

Ya sosyal değişmelerin yalnızca iktidarlarla bağlantılı olduğunu kabul edeceğiz, ve bu halde Kürt hareketinin olduğu gibi İslamî hareketin de İslam’dan uzaklaşmaya ve kültürel yozlaşmaya neden olduğunu söyleyeceğiz; ya da sosyal değişmelerde iktidarların en fazla diğer değişkenler kadar etkili olabileceğini kabul edeceğiz. O zaman da “uzaklaşmayı” ve “yozlaşmayı” mevcut Kürt hareketinin üzerine yıkmaktan vazgeçmemiz gerekecektir. 

“Din karşıtlığı Kürt kimliğini yok eder” ifadesi, içeriği ve çağrışımları açısından İslamî Kürtler için, fazlaca tartışılacak bir ifade değildir. Ama genel olarak din karşıtlığı, samimiyeten olmasa dahi, siyaseten makul değildir. Bunu kimse aleni bir biçimde savunamaz. Buna dönük birilerinin gizli gündemi olması da meseleyi değiştirmez. Çünkü alenice veya sinsice olsun, din karşıtlığı en “yozlaşmış” toplumlarda bile din karşıtlarının düşüşüne sebep olur. Fakat din diskurunu Kürt kimliği üzerine kurmak doğru mudur? Daha doğrusu “din” diskurunu herhangi bir etnik kimlikle örtüştürmek doğru mudur? Bu çok tartışmalı bir yaklaşım değil midir? 

İslamî Kürtler, İslamî açıdan, mevcut Kürt hareketinin felsefesinden değil, özgürlük talep eden bir Kürt hareketi olamamaktan korkmalılar. Çünkü asıl korkmamız gereken yanlış fikirlerin zihinlerimize girmesi değil, zihinlerimizdeki doğru fikirlerin hiçbir işe yaramamasıdır; veya zihinlerimizdeki doğru fikirlerin hedefini şaşırması; özgürlüğe değil de köleliğe yarar hale gelmesidir. Felsefeler gelir geçer, ama özgürlük kolay kaybedilir, zor elde edilir. İslamî olanın veya İslamî olmanın gözden düşmesi, temelde en azından İslam için çok önemli değildir; bu gün gözden düşmesi onun bir muzaffer olarak geri dönmeyeceği anlamına asla gelmez. Kaldı ki Kürdistan’da İslamî olanın veya olmanın gözden düştüğünü söylemek yalnızca bir göreliliktir. Çünkü, mesela, bana göre ise durum tersidir. Çünkü, toplumsal yapının ve kültürün ayrılmaz bir parçası olarak din, öyle iki günlük bir felsefeyle kolay kolay etkisizleştirilemez. 

Ama özgürlük talep etmeyen bir İslamî Kürt hareketi, bu yaklaşımla köle kalmakla dindar olmak arasında bir bağlantıya dönüşür. Hazırda maalesef, köle kalmakla dindar olmak arasındaki bağ, “din karşıtlığı Kürt kimliğini yok eder” ifadesiyle de rahatlıkla kurulabilir! 

Kürt hareketindeki önemli ideolojik diskurların İslam karşıtlığını barındırmadığını söylemek istemiyorum, ama İslam, İslam karşıtlarından değil, insanlığı iğdiş eden kölelik yanlılarından endişe eder. O yüzden kölelere özel statü vererek, mesela, onlardan bazı farizalar düşürür. “Köleysen”, mesela “Cuma namazını kılman gerekmez” der. Bu bir lütuf değildir, bir uyarıdır. Köle, iradesine egemen olmadığından toplumsal faaliyete anlam katmaz, onun faal olması ve toplumsal edimlerden sorumlu olması için ilkin kölelikten çıkması gerekir. Yani köle olmak, dindar olmamaktan daha az sorunlu değildir. 

“Uzaklaşma” ve “yozlaşma” açısından şu kıyaslamayı araştırmak belki bize bir fikir verecektir. Sosyolog olarak Müfit Yüksel, 90’lardan buyana yaklaşık 20 yıllık, ve halktan yoğun destek almış bir PKK-BDP süreci egemenliğindeki Kürtlerde, hatta bizzat PKK-BDP’nin kemik tabanı arasında görülen ateistleşme, dinden uzaklaşma, kültürel yozlaşma ile 10 yıldır inanılmaz büyüklükteki imkanlarıyla Türkiye toplumlarına egemen olan AKP-Cemaat sürecinde gözüken ateistleşme, dinden uzaklaşma ve kültürel yozlaşmanın karşılaştırılmasını yapmalıdır. Aynı şekilde PKK-BDP egemenliğinde varsayılan Diyarbakır şehriyle, AKP-Cemaat egemenliğinde varsayılan İstanbul şehri arasında dindarlığın gözüken yüzleri mukayese edilmelidir. Hangi şehirde camiler diğerine oranla yoğundur, hangi şehirde dini etkinlikler diğerine göre daha fazla katılım sağlamaktadır…ve saire. Böyle sosyolojik alan araştırmaları yapmadan neye göre “uzaklaşmanın” ve “yozlaşmanın” Kürtlerde arttığı söylenmektedir. 

Hasılı, kendini sorumlu hissetmenin verdiği bir endişenin sonucu olarak inandığım hayıflanmanın nevrozu biçiminde kendini gösteren “acı gerçekler”, Müfid Yüksel’i ve benzer kaygıdaki İslamî Kürt şahsiyetlerini, daha başka bir yönelime sevk edecek  sonuçlar doğurmalıdır. 

Kürt hareketi, monolitik yapıdan çıkmalıdır. Bu önemli bir yaklaşımdır. Fakat bunun yolu ve söylemi iyice belirlenmelidir.

  • Yorumlar 8
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89