• BIST 82.779
  • Altın 146,779
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 3 °C
  • Berlin -4 °C

Mücadelenin sağladığı bir çözüm biçimi ortaya çıkmıştır...

Ömer Ağın

Yüzlerce kezdir doğrulanan bir gerçek var. Tayyip Erdoğan’ın Kürtlere yönelik her konuşmasından sonra, halkımız üzerindeki baskı, şiddet, soykırım, karalama ve operasyonlar gün sekmeden artış gösteriyor. Bu reel durum kimi zaman “ince”, kimi zaman “kaba” yöntemlerle süre geliyor. Tayyip Erdoğan’ın 2012 yılının son günlerinde Kürtleri hedef gösteren konuşmaları bunun son örneği oldu. Başta Urfa’da olmak üzere birçok yerde yaptığı konuşmaların ardından Kürtlere yönelik saldırılar tusinami gibi kabardı, kıyım getirdi. Tayyip Erdoğan’ın konuşmasında “Kürtler ya bu ülkede insan gibi yaşayacaklar ya da kendilerine başka ülke bulacaklar”demesi bir vahamete işaret etmektedir. AKP hükümetinin klasik tutumunun dışına taşarak, macera arayan bir politikanın peşinde koştuğuna da işaret ediyor. Bu konuşmaların yapıldığı sırada AKP’nin Güney Kürdistan sınırına asker yığması bir rastlantı değildir.

Bu konuşmaların ardından klasik saldırılar hemen kendini gösterdi. Afyon-Sultandağı’nda Kürtlere linç politikası fiiliyat kazandı. Antep’ten Bursa’ya, İstanbul’dan Balıkesir’e kadar Türkiye’nin hemen hemen her yerinde benzer saldırılar birbirini izledi. Çünkü bu saldırıları planlayanlar kolluk güçleridir. Onların himayesinde Kürtlere ve demokratik öğrenci hareketine saldırılıyor. Türkiye kamuoyu bu tür saldırıları artık kanıksamıştır.

Daha da önemlisi, Kürtleri bekleyen en büyük tehlike, Tayyip Erdoğan’ın söylediği “Kürtler ya bu ülkede insan gibi yaşayacaklar, ya da kendilerine başka ülke bulacaklar” cümlesinde yatmaktadır. Yeni atağa kalkacak ırkçılığın boyutunu daha şimdiden görüyoruz. AKP hükümeti çoğunluğu Kürtlerin yaşadığı güney illerimize düşen ”bombaları” bahane ederek o bölgeyi boşaltmaya zorlaması, yani Kürtleri bir göçe “ikna” etmesi boşuna değildir. Daha şimdiden bu yerlere Suriye’den gelenleri yerleştirme planları görülmeye başlamıştır. Bu plan AKP hükümetinin Suriye politikasının atar damarını oluşturmaktadır. Bu hesaplarla, hem Kürtleri topraklarından söküp başka yerlere göçe zorlamak, hem de bir Kürt-Arap çatışması yaratarak, Kürtlerin demokratik kazanımlarını eritmeyi amaçlıyorlar. AKP bu politikaları çoktan uygulamaya koymuştur. M. Ali Ağca gibilerini cezaevlerinden kaçırıp onlara cinayetler işleten “MİT”-Faşist karması kadrolar yeniden devreye sokulmuştur. Bunlar eliyle “eğittikleri” canileri Türkiye sınırından Suriye’ye sokmaları bu gayeye hizmet içindir. AKP Hükümeti ateşe körükle gidiyor.

Kürt coğrafyası gün geçtikçe karmaşık bir durum alıyor. Çok yönlü ve kapsamlı bir savaş Ortadoğu’yu kapsamış bir halde. Herkes kendi hesabıyla pazara çıkmış durumda. Dünya devletleri bu coğrafya üzerinden kozlarını paylaşmaya çalışıyorlar. Türkiye yayılmacı emellerini açıkça dile getiriyor. Türkiye bu politikasını, Kürtleri birbirine düşman etmek ve Kürt coğrafyasının parçalı kalmasını sağlayarak uyguluyor. Bu politika Türkiye devletinin kuruluş felsefesidir.

Erdoğan’ın Kürt politikası aldatmaya dayanıyor ve ırkçılık kokuyor. Demagoji yapmada Demirel’i bile sollamış durumdadır. Süleyman Demirel nasıl ki bir zamanlar “Kışın biz Bulgaristan’dan elektrik alıyoruz. Yazın da onlar bize elektrik veriyor.” diyorduysa, Erdoğan ve danışmaları da bugün benzer demagojileri yapıyorlar.

Nasıl mı? Başbakan Erdoğan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan, İmralı ile görüşmelerin yeni yılın başlarında sonuç vermesini beklemenin ‘iyimserlik’ olacağını belirtirken, “Öcalan’ın PKK tarafında hala en önemli aktör olduğunu” söylemesi bir demagojiden başka birşey değildir. Birincisi bunu bilmeyen mi var? Kürt halkı her toplantısında “Apo irademizdir” demiyor mu? İkincisi, bunlar Kürt sorunun çözümünün nasıl olacağı konusunda tek bir laf etmiyorlar. Ama aynı zatın partimize hitaben ”Varsa bir siyasi gücünüz, kendi siyasi programınızı hayata geçirmek için uğraşırsınız. Sizin her istediğinizi, her düşündüğünüzü AKP yapacaksa, size ne gerek var?” Demesi başka bir oyalamadır.

Bu söylenenlerden diyalog ortamının doğmasına, demokratikleşme adımlarının atılmasına karşı olduğumuz asla çıkarılmamalıdır. En küçük bir yumuşama ortamı, en küçük bir iyileştirme adımının herkesten çok Kürtlere yarayacağını gayet iyi biliyoruz. Görüşmelerin şeffaf ve kamuoyuna açık olması, tarafların görüşmelerden sonra düşüncelerini istedikleriler paylaşma ortamının sağlanması güven ortamının artmasına katkı yapacaktır.

Ancak Kürtlerin kazanımlarını dağıtmaya çalışmak, Kürt halkının demokratik birlikteliğini tıkamak, Kürt coğrafyasının arasına engeller sokmak, tampon bölgeler yaratmak asla kabul edilemez. Tarih boyunca Kürtlerin zayıf halkası, ulusal birlik sağlayamamış olmaları ve bunun sonucu olarak bölge devletlerinin politikalarına boyun eğmiş olmaları olmuştur. Kürtler bu zayıf halkayı kırdılar. Bu alışa gelmiş politikalara çanak tutanlar ister Kürt olsun, ister başka milleten olsun Kürtlerin özgürlük mücadelesinin tarihine kara bir sayfa olarak geçecektir. Kimse boşuna uğraşmasın. Herkes önüne bakmak zorundadır. Kürt sorununun demokratik ve barışçı bir yöntemle çözülebilmesi ancak ve ancak Türk kamuoyunun ve devletin çözüm iradesi göstermesi ile olasıdır. Kürtlerin tek isteği eşit, özgür, demokratik bir şekilde yaşamaktır. Sorunun çözümü bundan başka bir şey değildir.

“PKK’nin silah bırakması” Kürt sorunun çözümü anlamına gelmez. Herkese göre bir çözüm yoktur. Mücadelenin sağladığı bir çözüm biçimi ortaya çıkmıştır. Yeter ki entrikalardan vazgeçilsin!

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89