• BIST 106.736
  • Altın 141,095
  • Dolar 3,5210
  • Euro 4,0955
  • İstanbul 24 °C
  • Diyarbakır 27 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 26 °C
  • Berlin 22 °C

Modernite, ‘demokratik’ mi olsun ‘kapitalist’ mi?

Fehim Işık

Övgüleriyle, tepkileriyle, hakaretleriyle ‘tarihi’ olarak nitelenen bir buluşma geride kaldı.

Bir dizi ilke de sahne olan bu buluşmayı daha çok konuşacağız, çok yazacağız; hükümetin, PKK’nin tutumunda ne gibi değişikliklere yol açacağını hep birlikte göreceğiz.

Diyarbakır buluşmasının üzerinde durulması gereken bazı noktaları var. Bunlardan biri ‘çözüm süreci’nin; bir diğeri ise Suriye ve Rojava’ya dönük politikaların bu buluşmadan nasıl etkileneceklerine dönük.

Bu yılın başından itibaren bir süreç başlamış olsa bile anlaşılan oydu ki hükümet, özellikle de Başbakan hem güvenlikçi politikaları rezervde tutmaya devam ediyor; hem de PKK’nin tasfiyesini bir niyet olarak koruyordu. PKK ise hükümetin güvenlikçi politikaları terk etmemesinden, tasfiye niyetini korumasından veya nasıl tanımlarsanız tanımlayın iç ya da dış ‘dengelerden’ kaynaklı da olsa, silahı hala siyasetin önemli bir argümanı, hükümete adım attırmanın bir yöntemi olarak görüyordu. Hem hükümet, hem de PKK tarafından aleni bir şekilde sahiplenilmesine rağmen Öcalan’ın Newroz Deklarasyonu’nun hala bir niyet olarak kalmasının temel nedenlerinden birinin bu olduğunun altını çizmekte yarar var. Süreci tıkanma noktasına getiren faktörlerin başında da bu tutumların geldiğine inanıyorum.

Diyarbakır buluşması bu niyetleri yeni ve elbette, hamlesi çok olacak stratejik bir evreye ilerletti.

Hükümet, PKK’yi tasfiye politikalarının tutmadığına kanaat getirdi, inancındayım. Yıllardır sürdürülen, güvenlikçi politikalarla at başı giden “güvercin-şahin” politikası şimdilerde iç siyasetin bir parçası olarak cılız bir biçimde sürdürülen “BDP’de çatlak sesler” noktasına evrilmiş olsa da artık PKK ve periferinde siyaset yapanlara tasfiye değil, farklı alternatiflerin varlığı dayatılacak. Bunun ipuçlarını da Başbakan Erdoğan Diyarbakır’daki konuşmasında açık bir şekilde verdi.

Sadece kitlelerin desteğinden yola çıkarak farklı alternatiflerin yaşama geçirilemeyeceğini, tutmayacağını, etkisiz kalacağını iddia edemeyiz. Şurası gerçek, hem Kuzey Kürdistan’da, hem de Rojava’da Kürt kitlesinin büyük çoğunluğu PKK periferindeki siyasal akımları destekliyor. Güney Kürdistan’da kitlelerin tek temsilcisi KDP değil elbet ama Barzani’nin, Güney Kürdistan dışında oy hanesine yazılacak yoğunluğa sahip olmasa bile kitlelerin sempati duyduğu saygın bir geleneğin sürdürücüsü olmadığı da iddia edilemez. Dahası, Barzani geleneğinin kitlelerin desteğinin de ötesinde bir gücü var ki bunu da ‘yeni dünyanın gücü’ olarak izah edebileceğimiz ekonomik ve diplomatik güç olarak açıklayabiliriz.

Hükümet ekonomik ve diplomatik gücü kendi lehine değerlendirmek amacıyla KDP ile stratejik işbirliğinin düzeyini Diyarbakır buluşması ile bir ileri noktaya taşıdı. Batı dünyasının da bu işbirliğine destek sunacağı çok açık...

“Demokratik modernite” ile “kapitalist modernite”nin ideolojik savaşı olarak izah edilen bu durum, esasen Kürtler için en hassas noktalardan biridir.

Barzani deneyimli bir siyasetçi ve AKP ile geliştirdiği stratejik işbirliğinin Kuzey’de “rol çalma” ile yaşama geçmesinin mümkün olmayacağını iyi biliyor. Diyarbakır’daki görüşme ve konuşmalarında “Demokratik Çözüm ve Barış Süreci”ne açık destek vermesinin bir nedeni budur. Kuzey’de çözümün tarafı olmak yerine çözümün destekçisi rolünü önemsemiştir. Bu, hiç kuşku yok hem Barzani’nin Kuzey Kürdistan’daki etkisini artıracaktır; hem de “Rojava açmazı” aşılırsa, “Sırat Köprüsü”nün bir ucuna varan “sürecin” sıkıntılarının aşılmasında önemli bir rol oynayacaktır.

Sıkıntı Rojava’dadır.

Elbet Rojava’nın uluslar arası boyutu var ama Rojava, bir o kadar da Kürtlerin iç sorunudur.

KDP, PYD’nin Hewlêr Antlaşmasına uymadığını, PYD ise sorunların KDP’nin bölgeyi denetimi altına alma isteğinden kaynaklandığını iddia ediyor.

Rojava’nın, KDP’nin iddia ettiği gibi bir “Esad mucizesi” değil, bir direniş eseri olduğunu, Kürt halkının canı pahasına direnerek kazanımlar elde ettiğini unutmadan belirtmekte yarar var ki her iki kesimin iddialarında kısmen de olsa doğruluk payı var.

Bu sıkıntı aşılmalı.

Bunun için ise Kürtlerin bir ulus olduğu gerçeği unutulmadan “demokratik modernite” ile “kapitalist modernite”nin buluşacağı bir Ulusal Kongre’ye ihtiyaç var.

Aksi, Kürtlerin açmazıdır; belki de kazanımlarını kendi elleriyle toprağa gömecekleri günlerin başlangıcıdır...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89