• BIST 83.048
  • Altın 147,105
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır 0 °C
  • Ankara -5 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin -2 °C

Modern gladyatörlerimiz

Murat Belge

Her salı günü siyasî parti liderlerinin kendi siyasî podyumlarına çıkıp kendilerini seyre gelen taraftarlarını mutlu edecek, içlerini ısıtacak sözler söylemeleri, bir gelenek haline geldi. Bir şeyin “gelenek haline gelmesi”, onun doğallaşmasıdır, “ezelden beri böyle” olduğunun sanılması ve hattâ, daha kötüsü, bundan başka türlü olamayacağı inancının yerleşmesidir. Alıştık, içimizden bazılarının salı gününü “iple çekmeye” başladığından şüphem yok.

Oysa ne kadar doğallıktan uzak şeyler bu “grup toplantıları”. Bir kere denebilir ki, bu ülkede “lider-partili” ilişkisinin temelini sergilemekle “açık yürekli” bir işlev görüyor. Evet, açık yürekliliğinden şüphem yok. 12 Eylül’ün her ne alan olursa olsun, “tek adam” karar versin, genel mantığının çerçevesinde, lider her salı günü “adamları”na o hafta ne söyleyeceklerini, neyi nasıl düşüneceklerini bildiriyor. Kurgulu oyuncaklar, âletler gibi kuruluyor partililer ve bir hafta boyunca ellerini kollarını sallayarak, tehditkâr sesler çıkararak öylece dolaşıyorlar. Hafta biterken onlar da ağırlaşıyor; ama salı günü her şey yeniden başlıyor: yeni barut, yeni cephane.

12 Eylül’ün istediği, onunla muhatap olanların da gönülden razı olduğu şeylerden biri buydu. Şimdi “12 Eylül anayasasını değiştirip kurtulalım” diyenlerin pek de kurtulmak istemediği, tersine tadını çıkardığı temel pratiklerden biri. Evet, açık yüreklilikle durumu açıklıyor, salı âyinleri (âyinler hep bunu yapar. Neye nasıl inanacağımızın, her şeyin yerinin ne olduğunun temrinidir). Tabii aynı zamanda bu ilişkiyi onaylıyor, pekiştiriyor, kabalaştırıyor. “Bu memlekette siyaset budur, böyle yapılır” alışkanlığını her hafta biraz daha gürbüzleştiriyor.

Bu âyinlerin iki türlü alıcısı var, tabii. Biri liderin “adamları” ise, öbürü de henüz onu olmamış, başka mahalleli, başka mahalleli olmaya kararlı, ya da kararsız, belki kararını her hafta değiştiren, genel olarak “seyirci” diyeceğimiz kesim. Aslında onların da talepleri var ve kendileri bu konumda oldukça edilgin görünseler de taleplerinin toplamı etkili oluyor.

Bunların çoğunu da sözgelişi eski Roma’da gladyatör dövüşü seyreden arena halkına (onun rafinasyonu olan “boğa güreşi” seyircisi de olabilir) veya Fransız Devrimi’nde sabahtan gelip giyotinin yanında yer tutan ve akşam mesai bitene kadar yerinden kalkmayan Paris sansculotte’una benzetmek mümkün. Bunlar, kan görmek için oraya gelenler, böyle özetleyebiliriz duygularını ve ihtiyaçlarını. Rasyonel bir tartışma izlemek istemiyor onlar, zaten böyle bir şeyi izleyecek donanımları yok. “Pankreas” seyircisine benzetiyorum bu çoğunluğu; çünkü örneğin boks gibi beter bir mücadele biçimi bütün kurallarıyla bir şiddet, sahici bir şiddet içerir. Pankreas ise bütün kuralsızlığıyla, şiddeti de sanallaştırır, şiddet “simülasyonu” yapar. Kürsüye fırlayınca o sesleri çıkarabilen, o sözleri söyleyebilen siyasi önderler de aslında simülasyon yapıyorlar. Bu kuru gürültünün büyük bir kısmının aslı esası yok.

Ama büsbütün de “yok” değil. Her an yüksek gerilim, her an sövgü, söylenen her şeyin en üst perdeden söylenmesi, belirli bir ortam, belirli bir iklim yaratıyor. Son analizde toplumda azınlıkta olduğunu düşündüğüm “sertlik” merakı, bütün bir toplumun günlük ekmeği haline getiriliyor. “Kendini gaza getirmek” diye bir deyim var, ne zamandır. Bu deyim aslında yapay bir “kızışma” durumu anlatıyor, tamam; tamam da “getiriyor”, yapay veya değil. “Getirince”, oraya gelince, orada nasıl davranılacağının fazla seçeneği yok. “Pankreas”tan “gladyatöre” geçmek için bir adım yeter.

Gün geçtikçe çığırından çıkarak yürüyor gidiyor bu durum. Sürekli bir tırmanma. Bu tırmanma ortamında, “vertigo”nun kuralları içinde davranmaya başlayan politikacılar... Gene bir ezelî “Türk davranışı” sergiliyorlar: kendini denetleme araçlarından yoksunluk. Kendinden daha sert bir cisme çarpmadan duramama hastalığı.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89