• BIST 82.779
  • Altın 146,779
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır -1 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 4 °C
  • Berlin -4 °C

Miyazaki San’ın anısına...

Elif Şafak

İkinci depremle yaşanan bu korkunç felaketin yasal bir takibi olacak mı? Yoksa sessizce geçiştirecek miyiz? İnsan hayatı bu kadar mı ucuz Türkiye’de? 

Bir zamanlar bir otel vardı Van’da. Adı Bayram. Şimdi ondan geriye bir enkaz kaldı. Taş taş üstüne, acı acı üstüne, ihmalkârlık ihmalkârlık üstüne, her yan toz duman... Bir enkaz, bir utanç ve bir de unutulmayacak bir insanlık hikâyesi duruyor önümüzde... Bu utanç hepimizin. Ama en çok da bu otelde kalmanın güvenli olduğuna dair fikir beyan eden, halkı yanlış yönlendiren, ölüme doğrudan sebep veren yetkililerin. “Piyango çekilişi gibi hayatlarımız bu memlekette” demişti bir tanıdığım vaktiyle. “Sokakta yürüyoruz, bilmiyoruz başımıza bir şey mi düşecek. Arabaya biniyoruz, bilmiyoruz trafik ışıklarında bomba mı patlayacak. Eve sağ salim gittiğimizde kaçımız farkındayız acaba ne kadar şanslı olduğumuzun... Piyango çekilişinin talihlileriyiz... Her gün yeni bir çekiliş...” Hayat bir yanıyla belki hep bir piyango. Sadece bizde değil, dünyanın her yerinde bu böyle. Ama işte insan eliyle gelen, insan zihniyetiyle pekişen ihmalkârlıklar ve kazalar var ya, onlar cinayetten farksız. İkinci depremle yaşanan bu korkunç felaketin yasal bir takibi olacak mı? Yoksa sessizce geçiştirecek miyiz? İnsan hayatı bu kadar mı ucuz Türkiye’de? Doktor Atsushi Miyazaki... İsmini özenle diziyorum bembeyaz bir kâğıdın üstüne. Kâğıttan bir sedyeye yerleştiriyorum. “Azim” yazıyorum evvela o harflerle. Ardından “Kaza”, “Kıyam” ve “Ayaz” ve “Sahi”... Çünkü o öylesine sahici. “Onun hatırasına Van’da muhakkak bir tabela olmalı, bir heykel dikilmeli, bir şeyler yapılmalı” diye yazmış Twitter’da bir okur. Olmalı elbet, bunların hepsi olmalı. Azıcık bir vefa ve şükran duygumuz varsa şayet hepsi yapılmalı. Peki ya sonra.... 

***

Bundan çok değil, aylar evveldi. Afrika’daki açlar için çeşitli yardım kampanyaları yürütülmekteydi. Belki de ilk defa Türkiye’nin her yerinden, her toplumsal kesimden vatandaş bu kadar geniş çapta bir bilinçlenme ve duyarlılık gösterip, bilmedikleri, gitmedikleri, belki haritada bile kolay bulamayacakları bir diyardaki insanlar için para toplamakta, çaba göstermekteydi. Sadece “buralı” değil aynı zamanda “dünya vatandaşı” olduğumuzu hatırlamanın ve hatırlatmanın zamanıydı. Ne yazık ki o dönem gerek sosyal medyada gerekse yazılı basında tepkiler oluşmakta gecikmedi. “Buradaki yoksullar” dururken “oradaki muhtaçlar”a yardım etmenin ne anlamı var diye yazıldı çizildi. “Bizim açlar” dururken “bizim olmayan açlar”a yardım etmek niye, diye soranlar oldu. Ben oldum olası bu “bizim olanlar” ve “bizim olmayanlar” ayrımını anlamakta güçlük çekmişimdir... Afrika’da her dakika bir çocuk hayata gözlerini yumarken “Evet ama orası bizim değil” demeye getiririz. Deprem olur kendi topraklarımızda, “Evet ama orası da Kürt diyarı” diye ima ederiz. Kalbin coğrafyası var mi? Vicdanın peki? Haritadaki hudutlar vicdanlarımızın da sınırları mıdır aynı zamanda? O sınır kapılarına varınca durur mu kalbimizin atışı? Hissetmez mi oluruz nabzımızı, insanlığımızı? İnsan aynı anda hem “buralı olanlar” hem “oralı olanlar”, hem “filancalar” hem “falancalar” için duygulanamaz mı? Mesela hem geçmişte acı çeken Ermeniler için, hem geçmişte acı çeken Türkler için, hem geçmişte acı çeken Kürtler için üzülemez miyiz? Beraberce yas tutmak niye bu kadar zor, yas tutmanın dili bu kadar evrensel iken? Ayıklamak şart mı? Sanki ellerimizde pirinç tepsileri var, ayıklıyoruz habire: “Şunlara üzülürüm ama bunlara o kadar da üzülemem.” Bir kota mı var yüreklerimize konmuş? Verilen kotayı aşınca kayıp mı ediyoruz duygularımızı? Yüreklerimiz bu kadar dar mı ki orada sadece birkaç özneye, birkaç konuya yer var? İnsan nasıl böler insanlığı kutu kutu, kare kare, hücre hücre? İnsan nasıl ayırır Adem oğullarını Havva kızlarını ırk, cinsiyet, din ve etnik köken temelinde? Ve dahası, nasıl inanabiliriz bir kısmımızın bir kısmımıza daha üstün yaratıldığına, yahut daha önemli olduğuna, nasıl kurarız bu yapay hiyerarşiyi, hepimiz temelde ve özde bu kadar aynı, bu kadar yakın, bu kadar fani iken... Doktor Atsushi Miyazaki... Japonya’da deprem ve tsunami felaketlerini yaşadı. Durmadı, durulmadı. Yardıma muhtaç insanların yanında yer aldı. Ayrım yapmadan... Van’da deprem olduğunu duyar duymaz yollara düştü. “Japonya neresi, Van neresi?” demedi. “Onların dini, dili, etnik kökeni benimkinden farklı... Beni ne ilgilendirir?” demedi. Geldi. Tek bildiğim, bu memleket bundan böyle onun da memleketi... Çünkü “öteki” dediğin aslında “ben”, “onlar” sandığın aslında “biz”, uzak zannettiğin aslında sadece bir önyargı...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89