• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 5 °C

MİT'çilerin sorgulanması neden farklı olurdu?

Hilal Kaplan

Emekli Genelkurmay Başkanı tutuklanmışken, eski Cumhurbaşkanı bile yargı karşısına çıkarılacakken "Niye MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve emekli MİT görevlilerinin yargılanma ihtimaline bu kadar ses çıkarılıyor?" deniyor.

İlk bakışta haklı bir soru. İrdelenmeye değer. Biz de öyle yapalım.

Emekli Orgeneral İlker Başbuğ neden yargılanacak? Seçilmiş hükümeti yıpratmak amacıyla kurulan kara propaganda sitelerine onay vermek ve hükümeti darbeyle ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek suçundan... Hatta savcılığın talep ettiği gibi "İrticayla Mücadele Eylem Planı" davasına dahil edilirse en az ilki kadar vahim darbe teşebbüslerinden ötürü de hakim karşısında hesap vermek zorunda kalacak.

Eski Cumhurbaşkanı Evren'in de benzer şekilde darbe suçundan ötürü 4 Nisan'da sanık sandalyesine oturması bekleniyor. Yani söz konusu iki kişi de hükümeti "cebren ve hile ile" devirmekten veya devirmeye teşebbüs etmekten hesap verecekler.

Peki, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile eski MİT Müsteşarı ve MİT'çilerin ifadeye çağrıldığı davanın farkı ne?

"Şüpheli" sıfatıyla savcılığa ifade vermeye çağrılmaya sebep teşkil eden suç isnatlarına baktığınızda aslında yargılamanın ucunun MİT nezdinde bizzat hükümete çıktığını görmek mümkün. Yani yargı organı, yürütmeyi ve yürütmenin tercih ettiği bir devlet politikasını sanık sandalyesine oturtacak; kuvvetler ayrılığı ilkesini alt üst eden feci bir tabloyla karşı karşıya kalınacaktı.

Eğer böylesi bir duruma izin verilseydi, bundan böyle yargının devletin seçtiği her türlü devlet politikasının üstünde, yürütme üzerinde söz sahibi bir konuma gelmesi kaçınılmaz olurdu. Bu minvalde yargının, aynen Ak Parti'yi kapatma davasında olduğu gibi, yürütmenin alanını kısıtlayan, ona yön veren, bir nevi 'terbiye eden' bir üst kurum halinde işlev görmesi işten bile değildi. Bu türden bir vaziyetse hiçbir demokratik ilkeye uygun olmazdı.

Dolayısıyla kimileri tarafından basit bir yargısal gereklilik olarak lanse edilmeye çalışılan Fidan'ın "şüpheli" sıfatıyla ifadeye çağrılması aslında yargı tarafından yürütme üzerinde kurulması muhtemel bir vesayete işaret ediyordu ve bu bağlamda Başbuğ veya Evren'in yargılanmasının tam tersi bir tabloya tekabül ediyordu. Zira birisinde sanıklar hükümeti yıkmakla suçlanırken; diğerinde savcı hükümeti sanık sandalyesine oturtmaya kadar gidebilecek bir yolu açmıştı.

Bir diğer önemli farksa, Hakan Fidan'ın hâlen "muvazzaf" olarak bir devlet kurumunun başındaki kişi olmasıdır. Bir devlet güvenlik kurumu olan MİT'in başındaki kişiyle TSK'nın başındaki kişi arasında makam bağlamında fark yoktur. Bu yüzden Fidan'ın durumu ancak muvazzaf bir Genelkurmay Başkanı "şüpheli" yerine konarak ifadeye çağrılmış olsaydı, bununla karşılaştırılabilirdi. Böyle bir hadise de şimdiye kadar hiç yaşanmadığından, Evren/Başbuğ-Fidan analojileri bu nokta-i nazardan da geçersizdir.

"Hepimiz MİT'çi miyiz?"

Yeri gelmişken şunu söylemek de şart. Aklı başında olan hiç kimse MİT'in pirüpak bir kurum olduğunu iddia edemez. En son örneklerden birisi, geçtiğimiz ay eski MİT'çi Kaşif Kozinoğlu'nun başına gelenlerdir. Malumunuz Kozinoğlu'nun ODATV davasında tanık olarak dinlenmesine hazırlanılırken gelen ani ölümü ve sonradan bu ölümün söylendiği gibi kalp krizi sebebiyle gerçekleşmediğinin ortaya çıkışı MİT içindeki soru işaretlerini görmeye kafî... "Darbe dönemlerinde MİT" ise sorgulanmaya değer apayrı bir mesele...

Lakin MİT içindeki temizleme operasyonunu kurumun başına geleli daha iki yıl olmamış, kamuoyu nezdinde güven tesis etmiş, Başbakan'ın 'temiz' bulduğundan olsa gerek güvenerek atadığı kişiyi "şüpheli" sıfatıyla ifadeye çağırarak yapılacağını iddia ederseniz, o zaman "MİT'i temizlemek" amacıyla hareket edildiğine pek kimseyi ikna etme imkânınız kalmaz. Son birkaç gündür yapılan bunca propagandanın kamuoyunca pek de inandırıcı bulunmamasının sebebi budur.

Kısaca, MİT'in temizlenmesine evet ama siyasî iradeye pranga vurulmasına hayır!

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89