• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 11 °C

Mısır’da darbenin arkaplanı

Şahin Alpay

Tahrir Devrimi’nden hemen sonra Hasan Cemal’e “Ordu, Mısır’da diktatörlüğün temel dayanağıdır.” diyen Mısırlı siyasetçi Muhammed El Baradey, seçilmiş Başkan Muhammed Mursi’nin kendi eliyle ordunun başına getirdiği General Abdülfettah El Sisi tarafından görevden alınmasını CNN’e “darbe değil, düzeltme” olarak niteliyordu. 

Askerin Mursi yanında Müslüman Kardeşler’in önde gelen kadrolarını tutuklamaya, televizyon kanallarını kapatmaya girişmesiyle, çok üzücü bir şekilde Mursi taraftarlarına ateş açmasıyla müdahalenin demokratik düzenin yeniden işlerlik kazanmasına yönelik bir “düzeltme” değil, Müslüman Kardeşler’e karşı bir darbe niteliğine büründüğü görülüyor.

Müdahalenin arka planına dair ayrıntılar ortaya çıkmakta. Bu bağlamda New York Times, 6 Temmuz’da “Askeri denetimine aldığına inanan Mursi, anlaşma önerilerini reddetti” başlığını taşıyan çok dikkate değer bir haber yayımladı. Buna göre ABD Mursi’ye, görevine devam etmesi için muhalefetle işbirliği yapmasına yönelik öneriler götürdü. Mursi ise özel bir ilişki geliştirdiği, yaptığı uyarıların “subayların gazını almaya matuf olduğunu” söyleyen El Sisi’nin müdahale etmeyeceğine inanarak bu önerileri reddetti; kabul ettiğinde ise iş işten geçmişti.

Silahlı kuvvetlerin bir ayağının siyasetin içinde olduğu bütün ülkeler açısından Mısır’da yaşananlardan çıkarılacak dersler var. Bu nedenle Türkiye medyası da kaçınılmaz olarak “Mısır’ın dersleri” üzerine yorumlarla dolup taşıyor. Benim çıkardığım dersler esas olarak şunlar: Asker üzerinde sivil demokratik denetim tesis etmek, yani demokratik yönetimin gereği olarak askeri siyasetin dışında tutmak için “Askeri darbeler, askeri yönetim kabul edilemez... Askerin siyasete karışması, askeri vesayet kötüdür...” demek yetmez. Bunların önlenmesi için, askerin siyasete müdahalesine zemin vermemek gerektiği gibi, silahlı kuvvetler üzerinde sivil demokratik denetimi bütün koşullarıyla tesis etmek, askere özel ayrıcalıklar tanımamak gerekir. Ne yazık ki Başkan Mursi, Sisi ile kurduğu özel ilişkiye güvenerek bunların hiçbirini yapmadı.

Evet, Türkiye’nin askeri darbelerden dili çok yandı, halktan büyük destek gören bir sivil iktidar var, ekonomi genelde iyi gidiyor, askerlerin çoğu siyasi rol oynamaktan bıktı, usandı... Ama ne yazık ki silahlı kuvvetlere vesayet yetkileri, özel ayrıcalıklar tanıyan anayasal–yasal çerçeve (Mursi’nin getirdiği anayasada olduğu gibi) büyük ölçüde yerinde duruyor. İç Hizmet Kanunu 35. madde değişikliği dahi yeni gündeme gelebildi. Yeni, demokratik bir anayasa bu nedenle de büyük ihtiyacımız.

Çok önemli bir ders daha var: Başkanlık sistemleri, içinde çok farklı dinsel, etnik, ideolojik ayrışmalar barındıran, uzlaşma kültürünün zayıf olduğu toplumlar açısından felakete çağrı anlamına gelir. Bunun bir nedeni de bu sistemlerin (Mısır’da görüldüğü üzere) halkın güvenini yitiren yöneticilerin yarattığı siyasi krizleri aşma yeteneğine sahip olmayışıdır. Bu sistemlerde seçmen desteğini kaybetmiş olan başkanı süresi dolmadan görevden almanın azil sürecinden başka yolu yoktur ve azil süreci de hemen hiç işlemez. Sonunda 1970 ve 1980’lerde Latin Amerika’da çok sık görüldüğü gibi, halk desteğini kaybetmiş olan başkanın askeri darbeyle uzaklaştırılmasını teşvik eder. Oysa parlamenter sistemlerde parlamento, halk desteğini kaybeden hükümeti güvensizlik oyuyla düşürüp, yeni bir hükümeti işbaşına getirebilir. Umarım Mısır halkı, yapacağı yeni anayasada, otokrasiden miras başkanlık sisteminden tümüyle vazgeçer.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89