• BIST 90.056
  • Altın 145,047
  • Dolar 3,6129
  • Euro 3,8964
  • İstanbul 14 °C
  • Diyarbakır 13 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 6 °C

Milliyetçilik mikrobu

Mümtaz er Türköne

Yıllar önceydi. Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen Kürt Konferansı’na “İstanbul milliyetçiliği” başlıklı bir tebliğle katılmıştım. Şehir metaforları üzerinden bir tez geliştirdim.

Ankara milliyetçiliği Cumhuriyet’in dar, tektipleştiren ve farklılıkları yok sayan ulus-devlet inşasını, Diyarbakır milliyetçiliği Kürt kimliği üzerine yeni bir ulus devlet arayışını temsil ediyordu. Önerim, zengin ve derin bir tarihî tecrübeyi ve bir arada yaşama geleneğini temsil eden İstanbul milliyetçiliğinde uzlaşmaktı. Söylediklerim ilgi çekti ve tartışıldı. Arada rahmetli Şerafettin Elçi yanıma yaklaştı ve doğrudan memleketimi sordu. Etnik kökenimi merak ettiğini anladım. “Ben Oğuz’um” cevabını verdim. Kastettiğimi hemen anladı ve çok açık bir şekilde şunu söyledi: “Bizim sizinle hiçbir problemimiz yok. Bizim derdimiz Çerkeslerle ve Rumeli’den gelenlerle.” Sırrı Sakık’ın ağzından çıkan “Kafkaslar’dan, Boşnaklardan gelenler, siz bu ülkenin sahipleri değilsiniz. Haddinizi bileceksiniz.” lafını duyunca Şerafettin Elçi’nin bu sözlerini hatırladım. Demek ki Kürt entelijansiyasında “sonradan gelenler”e karşı genel bir antipati var. Bunun sebebini anlamak ve bir hüküm vermek, bugün yaşadıklarımıza ışık tutacağı için çok önemli.

Milliyetçiliği bir “mikrop” olarak niteleyen, Türk milliyetçiliğinin gerçek kurucusu olan Ziya Gökalp’tir. Gökalp, milliyetçilik mikrobunun İslâm âlemini yüz yıldır parçaladığını ve yapabileceği her zararı verdiğini söyler ve sözü şuna getirir: “Ne ise. Olan oldu. Milliyet fikri İslâmiyet aleyhinde ne yapmak mümkünse yaptı. Artık bu silahı kullanmak sırası İslâm âlemine geldi.” Türk milliyetçiliği, imparatorluğun dağılma sürecinde bir yalnızlaşma ve yabancılaşma travmasının eseridir. Umut ve umutsuzluk arasında geçen, bir varlık-yokluk mücadelesinin hikâyesi, kestirmeden bir millet oluşturma çabalarından ibarettir. Sert esen rüzgârlara karşı bir korunak arayışıdır. Bu korunak, farklı etnik topluluklarla Anadolu’da Müslüman ortak paydası ile oluşturulmuştur. Türk milliyetçiliğine, Gökalp’in benzetmesine sadık kalarak bünyeye giren mikrobun zamanla oluşturduğu bağışıklık sistemi olarak bakmak doğru olacaktır. Daha fazlası, yani saldırgan ve kibirli bir milliyetçilik bu topraklara canıyla, kanıyla emek verenlere haksızlıktır.

Hakkı teslim edelim: Çerkesler ve Rumelililer, Anadolu’da yaşayan Türklerden ve Kürtlerden daha fazla bu ülkenin kurucu unsurlarıdır. Sebebi acıklıdır: Osmanlı İmparatorluğu Cihan Harbi’nden yenik çıkıp işgale uğradığında, vatan toprağı kaybetmenin anlamını en iyi bilenler ve ikinci defa aynı acıyla karşı karşıya kaldıkları için daha atak ve gözükara davrananlar onlar olmuştur. Bu topraklarda bir millet oluşturma gayretine öncülük eden de onlardır. Millî Mücadele’nin ve Cumhuriyet’i kuranların öncü kadrolarının onlardan çıkması bu yüzden tesadüf değildir. Bir nesle sığan çok dokunaklı bir hikâye bu. Kafkaslar’da ve Rumeli’de vatanınızı kaybediyorsunuz ve acı dolu göç hikâyeleri ile sığındığınız yeni vatanınız tekrar bir işgal tehlikesi ile karşılaşıyor. Gideceğiniz yeni bir yer de yok? Ne yaparsınız? Cevabı hepimizin bildiği bu toprakların kurtuluş hikâyesidir.

Milliyetçilik mikrobuna karşı, bir savunma suru gibi bağışıklık sistemi inşa etme çabasının önce onlardan gelmesi bu yüzden anlaşılır bir durumdur. Anavatanınızı kaybetmişsiniz. Zulme, katliama maruz kalmış, büyük acılar yaşamışsınız. Bir millet olmak, bu acıları bir daha yaşamamanın en kestirme garantisi. Çare bu olunca çözüm Türk milletinde bulunmuştur.

Zorluklarla inşa edilen bu surlara Kürt siyasetçilerin ayrı bir bayrak çekerek saldırması ve hele ülkeye “sonradan” gelenlerin Sırrı Sakık’ın ağzından “haddinizi bileceksiniz” diye aşağılanması bu hikâyede ayrıksı otu gibi durmuyor mu? Bu ayrıksı otunu söküp atma isteği dışında Allah aşkına ne hissedersiniz? Türk’üyle, Kürt’üyle, Çerkes’i ve Rumeli muhacirleriyle bu topraklarda barış, huzur ve güven içinde birlikte yaşamak isteyenlerde milliyetçilik mikrobuna karşı sağlam bir bağışıklık sistemi oluşmadı mı?

  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89