• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 21 °C

Milliyetçi/ Ulusalcı

Murat Belge

Kendilerini “milliyetçi” veya “ulusalcı” olarak tanımlayanlar, onlara sorulsa, çok farklı platformlarda durmaktadırlar. Gerçekten de, aralarında, önemli olabilecek farklılıklar vardır: Batı’nın ya da geleneklerin, özellikle dinin değerlendirilmesi gibi konularda. Ama, “millet” ya da “ulus” olarak adlandırdıkları toplumsal örgütlenmenin temel özellikleri konusuna gelince, farklılıktan çok ortaklıklar öne çıkmaktadır. CHP ile MHP’nin Kürt sorunu (ve o dolayım içinde AKP) karşısında aldıkları tavırların birbirine göz kırpıyor olmasının nedeni budur.

Türkiye, öyle görünüyor, tarihinin en canalıcı evresini yaşıyor. Bu, kısaca, büyük bir yapı değişimi demek. Belirli bir anlayışla, belirli hedeflere göre yukarıdan aşağıya kurulmuş ve biçimlendirilmiş bir toplum sözkonusu; bu yapı, şimdi, şu konjonktürde, ne dünyanın oluşturduğu yeni siyasî modellere uyuyor, ne de bu verili yapısıyla kendini yeniden-üretmesi ve sorunlarını çözmesi mümkün. Dolayısıyla, değişmek zorunda. Bu değişimin mimarı da aşağıdan yukarıya işleyen dinamikler olacak. Bunun sonucu çok kısa evrede olumlu olabilir de, olmayabilir de. Ben, olacağını sanmıyorum. Uzun vadede ortaya normal, geri kalan dünyayla çelişmeyen ve “çatışmayan” bir Türkiye çıkacaktır. Bunu kuvvetle muhtemel görüyorum. Ama kısa vadede aşılması gerekli çok badire var.

“Badire”yi oluşturan etkenler arasında, çatırdayan o eski yapının ürünü ve sahibi, TSK’dan MHP ve CHP’ye uzanan kurumlar ve bu toplumun tarihine özgü “Cumhuriyet” ideolojisi (öncelikle “ulusalcılık” dediğimiz zihniyet, ama “milliyetçilik” de işin içinde) belki en önemli toplumsal ağırlığı meydana getiriyor.

Değişimi zorlayan etkenler arasında Kürt sorunu, en büyük ağırlık. Denebilir ki, Kürt sorununun çözülebilmesi için Türkiye’nin bu geleneksel ideolojisinden vazgeçmesi ve bu eskimiş yapısından sıyrılması gerekiyor. Son otuz yıl, bu olmadan bu işin de olmayacağını gösterdi. Ama Kürt sorunu, mahiyeti nedeniyle, değişime direnen kesimlerin de kendilerine başka alanlarda bulamadıkları yandaşlar bulmalarına imkân sağlıyor.

“Yeni” bir Türkiye olacak. Her hâlükârda, dünya yüzünde devam eden Türkiye “yeni” olacak. Bu, ne olmalı, nasıl bir Türkiye olmalı? Tabii her bakımdan “iradî” bir şey değil bunun cevabı: bireysel idareleri kat kat aşan, bir “üst-belirlenme”nin (bu da değişken elbet) determinizmi içinde hep birlikte bulunacak bir cevap.

Ancak, şöyle bir genelleme yapabilirim: “yeni” bir zihniyette, “eski” sınırları içinde Türkiye bir güçlü ihtimal, yani muhtemel gelişme çizgisidir; bu olamıyorsa, en güçlü ihtimal, “eski” zihniyetini “yeni” sınırlar içinde sürdürecek bir Türkiye’dir. Milliyetçi ve ulusalcıların birlikte götürdükleri, taşıdıkları “eski sınırları içinde eski zihniyetiyle Türkiye”nin yaşama şansı olduğuna inanmıyorum.

Bir yandan dünya üzerinde “Türk milleti”nin (böyle olunca, daha gerçekçi kavram hangisi? “Milleti” mi, “ırkı” mı?) yüceliğini, bir yandan da bu “millet”in “Türkiye” denen ülkenin sahibi ve onun birinci sınıf yurttaşı olduğunu, bağıra çağıra, savunacaksınız. “Türkiye Türklerindir” diye haykıracaksınız. Bunları bu çağda yapacaksınız... İyi de, bunca zamandır Kürtleri Kürt olmadıklarına inandıramamış ve asimile edememişsiniz (bir yandan, “Kuyruklu Kürt” gibi hoşlukları da elden çıkarmaya kıyamayınca, edemezsiniz elbette).

En basitinden, sizden örnek alarak “Acaba bu dünyada ‘eşref’ kavmiyat, Kürtler olamaz mı?” diye aklı kurcalanan Kürtler çıkmaz mı? “Kürdistan Kürtlerindir” düşüncesine, memleketlerinin birinci gazetesi (isterseniz “amiral gemisi” deyin) Azadi gazetesinin başlığının altına bunu yazmak özlemine kapılanlar olmaz mı? “Olmak” bir yana, sizin çabalarınız sayesinde olmaz mı onlar?

Şöyle bir bakın çevrenizde kabaran Kürt milliyetçiliğine, ne kadar fazla “Türk milliyetçiliği” ve “Kemalizm” kökenli ögenin orada yer aldığını siz de görürsünüz.

Onun için, bırakın bu retoriği, bu edebiyatı. “Türk’üm”, “Kürt’üm”, “üstünüm”, “yüceyim” kurumlanmalarını. “İyi bir avukatım” diyebiliyor iseniz, ne kadar iyi. “Başarılı bir doktorum”, “öğrencilerimin sevdiği bir öğretmenim” vb. Ama, tabii, hepsinden önce, “demokratik, eşitlikçi, ileri bir ülkenin yurttaşıyım” diyebiliyorsanız sorunlar çözülüyor, güven geliyor.

Bizim için hâlâ “yeni” sıfatıyla birlikte giden, hâlâ burada görüp görmeyeceğimizden emin olamadığımız bu anlayış dünyanın bazı yerlerinde eskimeye başladı bile.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89