• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 9 °C
  • Berlin 6 °C

Milli Öfke'li müzakerecilik!

Vedat İlbeyoğlu

BDP heyeti ile Öcalan arasında İmralı’da yapılan görüşme tutanağının basına yansıması iktidar çevrelerini çok kızdırdı. Bizzat Başbakan, bu yayını “gayrı milli” ilan ederek gayet “milli” bir öfke içinde olduğunu gösterdi. En son Bakan Atalay, “BDP’ye güvenlerinin zedelendiğini”, dolayısıyla İmralı’ya gidecek BDP heyetinin değişeceğini belirtti…

Peki neden bu tepki? Görüşmeler yapıyorsunuz ve görüştüğünüz ‘taraf’, hem de sizin gözetiminizde bir ‘iç istişare’de bulunuyor. Konuşulanların şu ya da bu ölçüde kamuoyuna yansıması neden ‘sabotaj’ sayılsın?

“Miliyetçi tepkileri idare etmek için bu reaksiyon” di-yorlar. Doğru değil, görüşmelerin milliyetçi bir infiale yol açacağı beklentisi de karşılıksız. Toplumun ezici kesimi görüşmeleri, (niteliğinden bağımsız olarak) destekliyor, en azından karşı çıkmıyor. Baykal’ın ipiyle sürüklenip sonuçta ‘kuyuya inen’ Kılıçdaroğlu’nun sözlerinin aksine, “milletimiz kaygı içinde” görünmüyor! MHP’nin, İP’nin, BBP’nin, CHP’nin dört gözle beklediği böylesi bir ‘toplumsal kaygı’ yok ortalıkta. Milliyetçilerimiz, ulusalcılarımız o çok övündükleri ‘milletimiz’in nabzını tutmakta fena çuvallıyorlar!

Evet, sorun milliyetçi tepkileri gözetmek değil. Başbakan’ın o bilindik asabiyetiyle de açıklayamayız herhalde. Neden öyleyse? Kendisinin tanımıyla ‘Çözüm Süreci’ne dair temel yaklaşımla ilgili problemden kaynaklanıyor bu hiddet. Başından sonuna kadar kendilerinin belirlediği koordinatları milim taşmayacak bir ‘süreç’ kurgulayıp da daha ilk elden “fire” verince, “milli öfke” de mukadder oluyor böyle!

Öncelikle, gösterilen tepkinin dozajını arttıran ‘özel’ bir nedeni de not edelim: Öcalan’ın bizzat MİT’in gözetiminde Gülen cemaatine yönelik yaptığı eleştirilerin, faş edilmiş olması… Bir tür ‘uygunsuz’ yakalanma hali ve ‘ortağına’ dair mahcubiyet duygusuyla birlikte, Cemaat’te ‘süreç’e yönelik bir kuşku ve kaygı uyanabileceği ihtimali, ‘ekstra’ bir neden oluyor herhalde. Ama asıl olarak, bahsettiğimiz ‘çözüm kurgusu’nun böyle ‘kaza’ları bile tölâre edemeyecek kadar ‘rijit’ olmasıdır.

İktidardan bize yansıtılan tabloda, PKK üç vakte kadar silahlarını bırakacaktı ve artık örgüt yöneticilerinin hangi ülkelere gönderilecekleriydi mesele!

Tutanaklardan görüyoruz ki, bu kurgu gerçeği pek de yansıtmıyor. Mesele o kadar basit değil ve AKP’nin tüccar kestirmeciliğinin parantezine sığmayacak kadar çok katmanlı.

Bırakın silahların bırakılmasını, örneğin ‘sınır dışına çekilme’ bile, Öcalan’ın penceresinden, parlamentonun müdahilliği ve karar alması koşuluna bağlanıyor. Tabi bu Öcalan’ın öngördüğü ve tartışılsın diye ‘sahadaki’ harekete önerdiği. Bir de bu önerilerin tartışma sürecinden sonra nasıl şekilleneceği konusu var. Ve asıl önemlisi de bu olacak zaten. Sonuçta, “Öcalan’la anlaştık, örgüt silah bırakacak, sorun bitecek” algısı üzerinden temellenen ve karşısındakine ‘sıfır inisiyatif’ tanıyan ‘AK’ yaklaşım, bu tutanaklarda yansıyanlarla morarmıştır hemen! Çünkü kurgusaldır. Gerçek birazcık açığa çıkınca, telaşlanması, hiddetlenmesi doğaldır. KCK yürütmesinin başındaki Murat Karayılan’ın şu sözlerinin basında yer almaması da bundandır:

“Görüşme metninin sızdırılmış olması, öyle büyük bir facia değildir. Zaten her şey şeffaf gelişecek deniyordu. O zaman bu sert eleştiriler niye?... Umutlu ama gerçekçi olalım. Kimse ham hayal peşinde koşmasın. Kürt sorununun çözümü, Kürt halkının halk olmaktan kaynaklanan doğal haklarının iade edilmesiyle mümkündür…Önderliğimizin arkasındayız ama bizim karar almamız öyle kolay değildir. Bunun nedeni, Kürt özgürlük hareketinin ilk kez çok önemli olanakları yakalamış ve kendi özgür çözümünü zorlayacak başarıya giden koşullara sahip bir konjonktüre gelmiş olmasıdır… Öcalan ile doğrudan ilişkiye ihtiyaç vardır…”

Bu da özet bir süreç analizi işte. Kurgusal değil ama. Koşulları, politik güç, düzey ve olanakları gözeten, gerçek bir barış müzakeresinin ihmal edemeyeceği boyutlara işaret eden bir nesnel yaklaşım…

Hükümetin, ‘minimum çözüm-azami tasfiye’ şeklinde özetlenebilecek ‘çözüm kurgusu’, bu boyutları es geçen kestirmeciliği ve aceleciliğiyle yol alabilir mi?

Yoksa hayatın ve mücadele diyalektiğinin zorunluluklarıyla başlatılan görüşmeler, hiç hesapta olmayan ve her tür ‘milli öfke’nin beş paralık hükmünün kalmayacağı mecralarda mı seyreder?

Göreceğiz…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89