• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 16 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 20 °C
  • Berlin 11 °C

Millî gazeteci

Hilal Kaplan

"Milli" kelimesi, "milleti İbrahim" tanımlaması gereği İslâmî entonasyonu olan fakat %99'unun Müslüman olduğu iddia edilen güzide ülkemizde İslâm'dan neşet anlamından oldukça uzağa düşmüş bir kavram. "Milli olmak" başlıklı eski bir yazımda bu durumu şöyle tarif etmeye çalışmıştım: 

"İçi boşaltılan milli kavramı, İslâm'da haram olan kumarın, devlet tarafından sistematikleştirildiği bir kurumun "Milli Piyango İdaresi" olarak ya da yine İslâm'da haram olan alkollü bir içecek olan rakının "milli içki" olarak adlandırılmasına olanak sağlamaktadır. Milli kelimesinin sahip olduğu dinî anlam ile ona atfedilen seküler anlam arasındaki boşluğa en iyi işaret eden "milli olmak" deyişi olsa gerek. Gündelik dilde milli olmak, spordaki anlamından çok, bir erkeğin genelde İslâm'a göre gayrı-meşru bir biçimde bir kadınla ilk kez beraber olması anlamında kullanılır." 

Demek ki İslâm'ın murad ettiği mahiyetten soyutlanmış bir kavramdan söz ediyoruz. Bir de her ne kadar zor olsa da seküler bir biçimde "milli" kelimesini düşünmeye çalışalım. Bu durumda "milli"nin, "milletin çıkarları önceleyen" kişiyi veya durumu nitelemek için kullanılan bir sıfat olduğunu varsaymamız gerekir. Peki, vakıa gerçekten böyle midir, bakalım. 

Başbakan Erdoğan ile medya patronları ve genel yayın yönetmenlerinin biraraya gelip PKK ile mücadelede medyanın rolünü "off the record" masaya yatırdıkları toplantı hakkında Yasemin Çongar'ın yazdığı isabetli yorum sonrası "millî gazetecilik" kavramı tedavüle girmiş gibi görünüyor. Ancak kavramın gündeme gelmesi eskiden "millî gazeteci" eksikliği çekmemizden kaynaklanmıyor elbette... 

Radikal'in Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can'ın yazdığına göre Başbakan Erdoğan, toplantının amacının sansüre teşvik veya medyaya müdahale etme çabası olmadığının altını özellikle çizmiş. Ancak buna rağmen bazı gazeteciler hemen her konuda Başbakan'ı bir "onay makamı"na dönüştürme gayreti içine girmiş.Şöyle diyor Can: 

Allahaşkına söyler misiniz, bir gazeteci terör olayları sırasında yayın akışını kesip kesmemeyi, hangi fotoğrafı nasıl kullanacağını, kanalına kimi çağırıp çağırmayacağını, 'son dakika' anonsunu ekranda kaç dakika tutması gerektiğini neden Başbakan'a sorar? Maalesef soruldu." 

Üstelik, toplantıda bulunmayan bazı meslektaşlarını yaptıkları röportajlar ve yazdıkları yazılar sebebiyle Başbakan'a şikâyet etmeye kalkanlar bile olmuş. Toplumun -hadi bağlamına oturması için "milletin" diyelim- bilgilenme hakkını savunmak mesleğinin birincil şartı olması gereken gazateciler, devleti yönetenlerden milleti nasıl bilgilendirmeyecekleri yönünde akıl istiyorlar! Anlayacağınız, "millî gazeteci"nin milletle ilgisi vardır ama yansıtılan anlamda değil. Milli gazeteci sadece devleti alinin çıkarlarını gözetir, bu uğurda hakikati kurban etmekten çekinmez, birincil sorumluluğunun para verip gazetesini alan okuruna karşı değil de devleti yönetenlere karşı olduğunu düşünür. 

Bu sert eleştiriyi yaparken milleti bilgilendirme ile PKK propagandası yapmak arasında ince bir çizgi olduğunu yadsımıyorum. Gazeteci propaganda aracı olmaktan elbette çekinmelidir. Gazetecinin manipülatif haberlere imza atması da milletin gerçekleri öğrenmesine engel olan bir durumdur neticede. Ancak bu çift tarafı olan kaygan bir yoldur. Örgütün manipülasyonuna alet olmaktan çekinildiği kadar devletin manipülasyonuna da alet olmaktan uzak durulmalıdır. Üstelik devlet yöneticileri böyle bir talepte bulunmamışken bir gazetecinin buna gönül eğdirmesini anlamak zor. 

Malumunuz 1990'larda faili meçhul cinayetler işlenirken, milli gazetecilerin hasıraltı etmesi sayesinde millet uzunca bir süre devletinin bu utanç verici eylemlerinden haberdar olamadı. (Öğrendiğime göre Bülent Arınç liderliğinde bir tür "sansür kurulu" kurulmasını öneren kişinin de 90'lardaki en büyük manipülasyon aracının sahibi şahıs olduğunu not etmek gerek...) Zira bunları haberleştirmek de örgüt propagandası olarak görülüyordu. Günümüzde farklı bir devlet zihniyetinin hakim olmaya başladığını görüyoruz ama gazeteci zihniyeti sanırım aynı oranda değişmiş değil. 

Bu ülke huzura erecekse, bunu biraz da milletin düşünüş tarzına en çok etki etme imkânına sahip olan medya sayesinde yapacak. Medya, hakikati milletten saklanmanın görev tanımının gereği olduğunu düşündüğü süreceyse bunun gerçekleşmesi imkânsız. Gazeteci milletinin, devlete yaranmaktan ziyade milletin bilgilenme hakkına sahip çıkması temennisiyle... 

Not: Van'daki depremde hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah'tan rahmet, yakınlarına sabrı cemîl diliyorum.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89