• BIST 107.348
  • Altın 151,590
  • Dolar 3,6566
  • Euro 4,2988
  • İstanbul 20 °C
  • Diyarbakır 19 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 23 °C
  • Berlin 18 °C

Milli Eğitim Şurası ve Kürdistan’da beş resmi dil uygulaması!

Sinan Çiftyürek

Ezilen halkların, dışlanan, baskı altına alınan inançların, işçilerin eğitim ve kültürel alanda önemli sorunlarının yaşandığı; ana dilde eğitim-öğretimin halen uygulanmadığı, devletin tek tipleştirme amacıyla inançları yönlendirdiği, Türk kimliği ve Sünni-Hanefi mezhebi dışındaki tüm etnik kimlik ve inançlar üzerinde mahalle baskısının devam ettiği koşullarda, Eğitim Şurası toplanıyor ve 179 adet tavsiye kararı alıyor. Ama ne Kürt ve diğer ezilen halkların ana dili ve kültüründen ne Alevinin inancı meselelerinden ne de Müslüman olmayan halkların kendilerini özgürce ifade etmelerinden tek kelimeyle söz edilmiyor.

Üstelik Eğitim Şurası; hükümetin Kürt meselesini çözmek amacıyla yoğun görüşme trafiğini devam ettirdiği, hakeza Hükümetin “Alevi meselesini çözeceğim” propagandasını yaptığı ve bolca “demokratikleşme”den söz ettiği ortamda toplanıyor ama bu can alıcı meselelerin hiç birini gündeme almaya bile değer görmüyor. Şura tepeden tırnağa rejim ve hükümetin ideolojik aygıtı olarak davrandı.

Eğitim-öğretimin bir adım daha dinselleştirilmesi, 19. Şuranın ana hedefi olarak belirlenmiş olmalı ki; halen ilkokul 4’te başlayan zorunlu din dersleri başa çekilip 1-2-3. sınıfları da kapsamına alma; öyle ki bunu ana sınıf öğrencilerinde bile zorunluluk haline getirme; liselerde din derslerini haftada bir saatten ikiye çıkarma; hafız olmak isteyen ortaokul öğrencilerine okuldan bir yıl muafiyet hakkını iki yıla çıkarma; Osmanlıca derslerinin, tüm liselere seçmeli, Anadolu İmam Hatip Liselerine zorunlu hale getirme; otelcilik ve turizm meslek liselerindeki ders ve stajlarda alkollü içki yapımı ve servisi yasağı getirme gibi adımlarla... eğitim sisteminde din özelde de Sünni Hanif’i mezhebini etkin kılmak isteniyor. 

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Şura, devletin ideolojik aygıtı

Devletin ulusal, federal, konfederal yapısına göre milliyetçilik, liberalizm, sosyalizm, İslamiyet vb. ideolojisi olur. Devlet var oldukça ideolojisi de olacak, ideolojisiz devlet yoktur. Ulus devletlerin ideolojik rehberi milliyetçiliktir, milli çıkardır. Diyanet Kurumu, okul, ordu başta olmak üzere devletin kurumları, ideolojisi doğrultusunda birer ideolojik aygıt işlevini üstlenirler. Diyanet Kurumu ile MEB devletin ideolojik aygıtlarının en etkili olanları.

Her ciddi “memleket” meselesinde Cami imamlarının hükümet yönlendirmesi doğrultusunda vaaz/fetva vermesi bunun tipik örneği.

Başbakan Davutoğlu’nun Eğitim Şurası öncesi Dersim gezisinde yaptığı açıklamada “Devlet artık ideolojik olmayacak” demesi gerçeği yansıtmaz. Rejim 1928’de alfabeyi değiştirirken de, bugün Osmanlıcayı yeniden öğretmeye yönelirken de ideolojik davranıyor. AKP hükümeti de, Türkçülüğün önde olduğu Kemalist Türk İslam sentezi yerine, İslamin önde olduğu Türk-İslami sentezini hakim kılmak istiyor. Kısacası rejimin ideolojik gömleği değiştirilmek isteniyor! Hükümet, öncelikleri doğrultusunda, en önemli ideolojik aygıtı MEB eliyle tek tipleştirilmiş bireyi yetiştirmeyi hedefliyor.

Türk devletinin, dün de bugün de tepeden tırnağa ırkçı milliyetçi ideolojik yapıda olduğunun ispatı; Eğitim Şurasının 21. Yüzyılda da Kürt ve diğer halkların varlıklarının resmen inkârıdır.  Türk olmayan halkların eğitim taleplerini gündeme bile almamasıdır.

Eğitim kurumlarının devletin ideolojik aygıtları olduğunun tipik diğer bir örneği, eğitimin sanayi ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesidir.  Ulusal İstihdam Stratejisi (UİS) ile hükümet ilkokuldan üniversiteye eğitim öğretimi sanayinin (ekonominin) ihtiyaçlarına göre şekillendirmeyi planlıyor.

Şura Kürt ve Baskı Altındaki Diğer Halkların Ana Dilde Eğitimlerini Gündeme Almadı!

Güya çözüm süreci işliyor. Kürt meselesi aha “çözüldü çözülecek” hatta Hükümet kanadı ve yakın yazarlar, “köprünün yarısı geçildi geriye dönüş yok” diyorlar. Hükümet ve PKK kanadı “üçüncü göz” kim olsun meselesinde hem fikir olmasalar da hükümet fiilen “üçüncü gözü” ağırlıkla eski “Akil Adamlar”dan belirledi. Öcalan yeni bir “barış ve çözüm taslağı” hazırladı, Kandil-İmralı-Hükümet arası mektuplaşma trafiği yoğun, heyecan dorukta yani “bu kez mesele essahtan çözülecek” bekleyişi hem hâkim hem halklara pompalanıyor!

İşte böyle bir ortamda dört yılda bir toplanan ve Milli Eğitim Bakan’ının da başkanı olduğu, Eğitim Şurası; Kürtlerin acil talebi olan ana dilde eğitimi gündeme bile almaz ama Kürt masallarının ana okul ve ilkokullarda Türkçe okutulması kararlaştırır yani Şura yine ideolojik davranıp asimilasyonu derinleştiren adımları geliştirmeyi planlar. Nüfusun yarısından fazlasının Türk olmadığı bir devlette, Eğitim Şurasının baskı altındaki halkların ana dilde eğitim ve kültürel varoluşlarını gündemine almaması tepeden tırnağa ideolojik bir tutumdur.

Ölü bir dil olan Osmanlıca geçmiş tarihi öğrenmek için ihtiyaç duyulan kadroların yetişmesi açısından seçmeli ders olabilir, tamam da yaşayan Kürtçe, Lazca, Çerkesce vb. dillerin eğitim öğretimi neden Şurada gündeme gelmiyor? “Aşiret reislerinin” kurucusu olduğu Güney Kürdistan’da beş dile (Kürtçe, Arapça, Süryanice, Türkmence ve Ermenice) resmi dil statüsü verilirken Türkiye’de ana dilde eğitim neden halen yasak!

Erdoğan, Şura’da konuşurken gençlik “Eğitim gördükçe diline, tarihine, ecdadına, kültür ve medeniyetine yabancılaşıyorsa orada eğitim öğretim sorunu var demektir” diyor peki hiç dilini, kültürünü kullanamayan Kürt, Çerkes, Laz, Arap gençliğinin durumu ne olacak?

Alevilik gündeme bile alınmıyor

Güya Hükümet yeni bir Alevi açılımı geliştiriyor. Başbakan Davutoğlu Dersim’e gidiyor, “Alevi meselesini çözmeye geldim” diye de gürlüyor. Eh yağmur yağmasa da birkaç damla düşüyor. Eski askeri kışlanın “Dersim Müzesi” yapılacağı ve Tunceli Üniversitesinin adının da Munzur Üniversite olacağı gibi damlalar düşüyor ve damla da olsa olumludur.

İşte böyle bir ortamda 19. Milli Eğitim Şurası toplanıyor, 179 tavsiye kararı alınıyor ama o da ne? Ülkenin en önemli kültürel ve inançsal meselesi olan Alevilik meselesi gündeme bile alınmıyor. “Aleviliğin, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi müfredatındaki yerinin yeniden gözden geçirilmesine ilişkin önerinin” görüşülmesi dahi kabul edilmiyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun siyaset taktiği gereği de olsa “seçmeli Alevilik dersi doğru bir taleptir” açıklamasına rağmen konu şûrada yine gündeme alınmıyor.

Şura, etnik olarak Türk olmayan, inanç olarak da Sünni olmayan halklardan gelme milyonlarca çocuğu ilgilendiren dil, kültür, inanç meseleleri üzerine geleceğe dönük tavsiye kararlar almak bir yana gündeme almıyor. Yanı Eğitim Şurası “bizim gündemimizde böyle bir şey yok” diyor ve öyle davranıyor.

Şura’da MEB’na tavsiye edilen 179 karar önerileri tek tek irdelendiğinde görülür ki yer yer  “meleklerin cinsiyeti türünden absürt konular bile gündeme alınırken” milyonlar için yaşamsal önemi olan ana dilde eğitim-öğretimin, Aleviliğin meseleleri vb. üzerinde durulmuyor. Bu tutum tepeden tırnağa İslami şovenizm değil mi?

Eğitimin dinselleştirilmesi

Şura’da tavsiye edilen kararlarla, İslami hatta Sünnî Hanefi mezhebi, yeni iman ve ibadet dersi önerileriyle ana okullarda bile pekiştirilmesi öyle ki körpe çocukların beyinlerine şırınga edilmesi hedefleniyor. Amaç, eğitim-öğretimin bir adım daha İslamileştirilmesi!

Erdoğan, “Ülke olarak, millet olarak, yaklaşık 200 yıldır, son derece sancılı, münakaşalı bir modernleşme ve Batılılaşma süreci yaşıyoruz” diyerek modernist Batı tektipleştiriciliğine karşı çıkıyor ama yerine önerdiği tepeden tırnağa Doğu Despotizminin İslami versiyonunu eğitimden kültüre her alana hakim kılmaktan öteye geçmiyor. Erdoğan açıkça “dindar bir nesil yetiştirmek istiyoruz” diyerek amacını ilan ediyor. Devlete böylesine bir açıklıkla dindar nesiller yetiştirme görevi yükleyen bir zihniyet dönüp “devletin ideolojisi artık olmayacak” diyebilir mi, derse inandırıcı olur mu? Hayır! Böyle bir zihniyetin laiklikle bağdaşmayacağı da ayrıca ortadadır.

Kemalist laikler kadına yasal ve fiziki zorla baş açtırdılar. Yasal zorunluluğu okuma, kamuda hatta özel sektörde iş bulmak gibi ekonomik silahlar eşliğinde kullandılar. Şimdi İslamcılar bu kez tersinde aynı silahları kullanmaya başladılar. Kadının başını örtmesini dini bir gereklilik olarak propaganda etmelerinin yanı sıra devlet ve özel sektörde iş bulabilmek gibi ekonomik silahı da mahalle baskısı eşliğinde kullanıyorlar.  Bu tehlikeli bir gidiştir. İlkokula hatta ana okula zorunlu din dersini taşımak da ne demek? Peki, Yahudi, Hıristiyan, Alevi, ateist aileden gelme çocuklar ne olacak? Açıkça toplumun önemli bir bölümünün kendi inanç ve kültürlerini çocuklarına aktarma özgürlükleri ellerinden alınıyor! Hanı dinde zorlama yoktu?  Hanı inanç özgürlüğü vardı İslamiyet’te?

Halklar/İnançlar Hapishanesi İran ve Türkiye Karşı Halklar Bahçesi Güney Kürdistan!

2500 yıllık Pers hanedan geleneğini arkalamakla övünen İran, idam vahşetiyle dünya basınının ve insan hakları kuruluşlarının gündemindeyken; Osmanlı geçmişine dayanan Türk devleti, bugünlerde temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan yeni yasalarla ve belirtiğimiz 19. Eğitim Şurası’nın tavsiye kararlarıyla dikkat çekerken; Federal Kürdistan Meclisi Beş Resmi Dil uygulamasıyla dünya basının gündemine girdi. “Feodal Aşiret liderleri” diye aşağılanan Güney Kürdistan siyaseti; Türk, Fars ve Araplar rejimleri başta olmak üzere Ortadoğu rejimlerine, farklı inanç ve etnik kimlikli halkların bir arada yaşadığı Kürdistan’da özgürlük ve demokrasi dersi verdiler. Kürdistan halkları ve Meclisi olması gereken demokratik tutumla halklara doğal haklarını teslim ettiler! O kadar! Ama bu adımla da her biri halklar ve inançlar hapishaneleri olan sömürgeci rejimlere gerçekten de demokrasi dersi verdiler. Kürt halkı adına olumlu bir adımdır sahip çıkalım!

Sonuç olarak; Batıyı eleştirirken Doğu’yu, Doğu Despotizmini savunmakla bir yere varamayız. Batıya karşı Doğu savunusu değil, Batı-Doğu sentezini geliştirmeyi hedefleyelim. Biz Kürdistan sosyalistlerinin bakışı budur. ÖSP olarak önerimiz; Şuralarla eğitimi Türk İslam sentezine uygun dizayn ederek İslamileştirmek yerine İslam inancı; TV kameraları önünde kelle kesen, kadınları kaçırıp köle, cariye haline getiren, okullarda çocuk katleden IŞİD Taliban, El Kaide, El Nüsra vb. örgütlerden kurtarılarak özgür kılınması hedeflenmeli.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89