• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır -2 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin -1 °C

Mevsimsel yaralarımız kanarken unutmamak!...

Selma Irmak

‘Hafıza-i Beşer isyanla malül değildir’ denilir. İnsan unutmaya meyillidir aslında... Hatırlamak kadar unutmak da bize yaşamın bir armağanıdır. Yaşamın sürdürülebilmesinin bir boyutu hatırlamaksa, bir boyutu da yeniden başlamak için unutmaktır. Ancak öyle şeyler vardır ki, ruhumuzun en derinine, kılcal damarlarımıza, derimize kadar işlemiştir. O tür şeyleri değil unutmak, hatırdan bir an için bile çıkarmak yaşamın tekrar tekrar katledilmesi için zehirli atıkların sızıntısına izin vermek anlamına gelir. Mazlum halkların tümünün ortak bir hatırası vardır. Hepsinde katledilme, acı çektirilme, unutulmaz dehşet görüntülerinin saklı olduğu anılar vardır. Bu kötü anılar o kadar benzerdir ki, yüze yansıyan o melül görüntü bile aynılaşır. Kürt halkı da işte o halklardandır... O kadar çok acı, anı biriktirmiştir ki, yürekte, ruhta, bellekte acıyı koyacak yer kalmamıştır.

İşte her sonbahar geldiğinde, yaprakları savuran rüzgar bir türlü kapanmayan mevsimsel yaraların da kabuğunu kaldırır, yeniden kanatır. Bunlardan biri benim için de özel bir anlam taşıyan 24 Eylül 1996’da şuan içinde tutuklu bulunduğum Diyarbakı E Tipi Cezaevi’nde on arkadaşımızın katledildiği katliamdır.

23 Eylül 1996 günü benim bir üniversite öğrencisiyken sudan bir sebeble tutuklandığım, diğer öğrencilere gözdağı olsun diye iki yıl tutuklu kaldıktan sonra ceza alıp tahliye olduğum gündür. Ev ziyarete gelen misafirlerle doluyken, gözlerimden sicim gibi yaşlar dökülerek televizyonun karşısına çivilendiğim gündür 24 Eylül...

Haberlerde önce adli mahkumların isyan çıkardığı, yatakları ateşe verdiği söylendi. Ardından ilk ölüm haberleri gelmeye başladı... Dört, beş... Sonra yedi... Ertesi sabah on... On tutsak çıkardıkları isyanda ölmüştü!... O güne dair hiç unutamadığım bir başka ayrıntı daha var. Sanat Güneşi Zeki Müren kendisine verilen bir ödülü aldığı 24 Eylül gecesi sahnede hayata veda etmişti. Kuşkusuz Zeki Müren’in ölümü sanat dünyası için büyük bir kayıptı ve bunun konuşulması, haber yapılması çok doğaldır. Ama ne o gece, ne de sonrasında hiç kimse on tutsağın demir kalaslarla kafaları parçalanarak öldürülmesini konuşmadı, tartışmadı, rutin haberlerin dışına çıkılmadı. Her zamanki gibi öyle bir şey yokmuş gibi davranıldı. “Yokmuş gibi davranma” tutumu defalarca, Kürtlerin sözkonusu olduğu yüzlerce vahşette tekrarlandığı halde hala benim canımı çok acıtır. On tutsağın katledildiği sürecin üzerinden on altı yıl geçti. Bu ara dava da yılan hikayesini geçti tabii. Bildiğim kadarıyla göstermelik bir-iki görevden almanın dışında hiçbir şey yapılmadı. Olay hala yargıda... Hem sürümcemede, hem sürünmede... Şimdi de zaman aşımı tehlikesiyle karşı karşıya.

O dönem Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu olan, kapatılan DTP’nin Eşbaşkan Yardımcısı Bayram Altun bu olayın canlı tanıklarından. Olay gününü, her zamanki gibi olağan görüş günlerinden biri olarak anlatıyor. Görüşe çıkan otuz arkadaşı ailelerin getirdiği yiyecekleri koymak için C.Blok’ta bulunan arkadaşlardan mazgaldan seslenerek leğen vb. istiyor. Bu arada bu rutin uygulama hiç alışık olunmadığı biçimde gardiyanlar tarafından engelleniyor. Bununla yetinmiyor gardiyanlar, adeta bir olay çıksın diye tahrik ediyor, provakasyon yaratacak şekilde ağıza alınmaz küfür ve hakaretlerle tutuklulara sözlü sataşmada bulunuyor. Tutuklular buna karşı çıkınca her şeyin önceden planlandığını işaret edecek biçimde şebeke kapıları kapatılıyor ve cezaevinde olağanüstü bir hareketlilik yaşanıyor. O esnada revirden gelen üç arkadaş da eklenince otuz üç kişi bir anda yüzlerce asker, polis, özel timin saldırısına uğruyor. Görüş kabinlerine sürüklenen tutuklular burada özellikle kafaları hedeflenerek kalaslar, çivili sopalar, demir vb. sert cisimlerle dövülmeye devam ediliyor. Polis, asker çekildikten sonra bir kısım tutuklu hastahaneye, bir kısmı Antep’e sevk ediliyor. Sevkedilen yaralı tutuklulara o dönem kurum doktoru olan S.G. “sevke gidebilir” raporu veriyor. Sevk edilebilir raporu alan tutuklulardan Kadri Demir sevk sırasında, yolda hayatını kaybediyor. O dönem devlet hastahanesinde olan Dr. S.M. hastahaneye intikal eden tutuklulardan yedisinin ölü olduğunu, iki tanesinin de beyin travmasına bağlı olarak, birinin ameliyat esnasında (Mehmet Kadri Gümüş), diğerinin (Mehmet Aslan) ertesi gün hayatını kaybettiğini anlatıyor. O dönem, TBMM. İ.H.K. bünyesinde Eskişehir Mv. Demir Berberoğlu başkanlığında bir alt komisyon kuruluyor. Bu komisyonun hazırladığı ayrıntılı bir rapor var. Olayın tüm ayrıntıları bu raporda var. Yukarıda bahsettiklerim bu raporda anlatılanlardır.

Buradan, başta sivil toplum kuruluşları olmak üzere, Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na olayın tanığı olan tüm kişi ve kurumlara, duyarlı kamuoyuna çağrıda bulunmak istiyorum!...

Meclise, bu olayın tekrar incelemeye alınması ve zaman aşımına uğramaması için gerekeni yapması çağrısı yapıyor, araştırma önergesi sunuyoruz. Meclis grubundaki vekil arkadaşlarımdan olayın takipçisi olmalarını rica ediyorum. Herkes bu vahşetin üzerinin kapatılmaması, sorumluların açığa çıkarılıp cezalandırılması için üzerine düşeni yapmalıdır. Unutmaya meyilli “beşer hafızası”, derimize, ruhumuzun derinliklerine kazınan bu vahşeti unutamaz, unutmamalıdır. Unutturma çabasına direnmelidir. Yoksa, insanlığımızdan geriye hatırlamaya değer bir şey kalmayacaktır!...

Acı bir tesadüfü paylaşarak bitireyim. Diyarbakır Cezaevi’nde katledilen Kadri Demir’in kızı Sabire Demir Nusaybin’de katıldığı bir basın açıklamasından dolayı tutuklanarak yanımıza babasının katledildiği cezaevine getirildi. Sabire, tutuklandıktan sonra ikinci mahkemesinde niçin tutuklandığını dahi anlamadan muhtemelen hayali tanıkların da katkısıyla dokuz yıl ceza aldı. Şimdi hükümlü.

Biz şimdi hangi adalete inanalım?...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89