• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 11 °C
  • Berlin 8 °C

Mesele koalisyon değil, siz hâlâ anlamadınız mı?

Nuray Mert

Mesele, sıradan bir koalisyon meselesi değil, bir toplumsal- siyasal barış, hatta çözüm süreci demiştim, neden böyle düşündüğümü izah etmeye çalıştım. Şimdi, işin bir başka yönünü de tartışmaya açmakta fayda var; o da şu: AK Parti kendini“İslamcı” bir parti olarak mı tanımlıyor, “muhafazakâr demokrat” parti olarak mı ona karar vermesi lazım. AKP ilk kurulduğunda, biz artık kendimizi “muhafazakârdemokrat” olarak tanımlıyoruz dediler. Bu konuyu daha önce de “Kandırıldık ama iyi ki kandık” başlığı ile yazdım, okuması yazması kıt zevat, bu başlık altında yazdıklarımı ya anlama zorluğu çektiler veya sadece çarpıtmak amacıyla bir“ pişmanlık” yazısı sandılar, çekip uzattılar. Doğal olarak, hayatımda pişman olduğum pek çok şey var, ama İslami kesime verdiğim destek de muhafazakâr demokrata dönüşme iddialarını ciddiye almak da bunlar arasında değil.

Kimine öyle kimine böyle mesaj vermek 

İşin aslı şu; beyan esastır, sorun beyanı esas almak değil, yalan/yanlış beyanda bulunmaktır. Nitekim, AK Parti, iktidarda olduğu süre içinde, bu konuyu belli ki, kasten muğlak bırakmayı tercih etti. Sonuçta kimisi AK Parti’yi muhafazakâr demokrat kabul ederek destekledi, kimisi ise İslamcılığı elden bırakmadığı için. Benim açımdan sorun “İslamcı” olmak değil, bu da tercihlerden bir tercih, asıl sorun kendini tanımlamaktan kaçınmak, kimine öyle, kimine böyle mesaj vermek, bu muğlaklık üzerinden siyaset yapmak. Böyle bir tavır sadece demokrasiye değil, hiçbir ahlaka sığmaz, neyseniz kendinizi öyle takdim edeceksiniz, neyin mücadelesini veriyorsanız açıkça söyleyeceksiniz. Geldiğimiz noktada, sorun yine aynı mesele etrafında kilitleniyor; AK Parti destekçilerinin bir kısmı siyasete İslamcılık siyaseti zaviyesinden baktığı için, koalisyon fikrinin kendine bile yabancı. “MHP bize daha yakın” diyenler de, aşağı yukarı aynı noktaya işaret ediyor, bu nedenle sağ milliyetçiler ile daha fazla ortak paydadan söz ediyor.

Uzlaşmak mümkün değil 

Aralarında yeni AKP milletvekili olanlar dahi bazıları, AKP’nin “ayrıksı” özellikleri nedeniyle koalisyon fikrine uzak, daha radikal bazıları en baştan “kimse ile koalisyon kabul edilmemeli” diye basın toplantısı düzenlediler. AK Parti’nin gayri resmi ilahiyatçısı Hayrettin Karaman, epeyce zamandır, “bir Müslümanın İslam devletinden başkası ile yönetilmeye razı olamayacağını, şartlar müsait değilse ancak tahammül göstereceğini” yazıp duruyor. Bir başkası, geçenlerde “Uzlaşmak mücadeleden vazgeçmek demektir” buyurmuş. Evet, maksat İslam devleti kurmak ise, böyle bir sisteme karşı çıkanlar ile uzlaşmak tabii ki mümkün değildir. Değildir de, bu durumda demokratik rejimin tamamını reddetmek gerekir; bu bakış açısına göre seçimler de batıl, diğer demokratik kural ve kurumlar da... Dolaylı yoldan söyleyeceğinize açıkça söyleyin, açıklayın “İslam devleti”nden ne anladığınızı, onu oylatın, hiç olmazsa öylesi daha ahlaki olur. Ama oylamanın kendisi de demokrasi fikrinin bir parçası, o halde nasıl kurulacak bu “İslam devlet”i anlatın da anlayalım, boşu boşuna seçimdi, koalisyondu oyalanmayalım. 

Sahi ne anlıyorsunuz “İslam devleti”nden? Kim, ne adına, ne süre ile yönetecek, onu kim ne adına denetleyecek? Cevap “İslami kurallar” ise, hayali İslam devleti olanlar bile birçok konuda anlaşmazlığa düşüyor, “velayet-i fukaha” mı kuracaksınız, ama fakihler de anlaşamıyor, bu konularda yaşanan tecrübeler ortada. Hanefi mezhebinin kurucusunu zindana atan İslam devleti değil miydi? Yok, biz beğendiğimiz lideri ümmetin başı yapacağız, ona tam vekâlet vereceğiz diyorsanız, onu da bilelim. Konuyu oradan başlayarak tartışalım. İslam devleti meselesi çok tartışılmış ama netice alınamamış bir mevzu, zararı yok tekrar tartışalım, ama demokratik siyaset tartışıyoruz kisvesi altında birbirimize yalan söylemeyelim, ne dersiniz? 

Bırakın İslam devletini, doğrusu, ben bu ülkede yaşayanların Müslüman veya inançlı olmasının şart olduğunu düşünmüyorum. Bu ülkeye kültürel rengini veren ve çoğunluğun kimliğini belirleyen Müslümanlık, bu hususu toptan göz ardı etmek toplumsal- siyasal barışı zedeler, zamanında çok da zedeledi. Bu hale karşı bir mücadele verildi, ben sonuçtan memnunum. Başörtülü kadınlara bazı mesleklerin yasaklanması da ortadan kalkarsa daha da memnun olacağım.

İnançlı olmayanı zorlamak 

Cumhurbaşkanı, Başbakan, milletvekili, memur, yöneticinin dindar olması, cumaya gitmesi, vb. son derece doğal ve bunu sorun etmek son derece anlamsız. Ama İslami kurallara göre yönetilme iddiasında olan bir sistem toptan başka bir şey! Böyle bir düzen İslam referanslı bir otoriter düzen tarifinden başka bir şey değil, olamaz. Toplumsal hayatta dinin görünür, yaşanır olması başka şey, toplumsal-siyasal hayatın ve dahi siyasi meşruiyetin birilerinin anladığı şekliyle dini kurallar ile belirlenmesi başka şey. Ben böyle bir ülkede yaşamak istemem, kim istiyorsa öne çıksın, mevzuyu oradan tartışalım. 

İnançlı olmayanı zorlamak, inançlı olanın “hayatını düzenlemek” hiçbir devletin yetkisinde olmamalı, olursa zorbalık olur, işte o kadar. Belli ki, konu dönüp dolaşıp buraya geliyor, o halde doğrudan bu hususu bir konuşalım bakalım, koalisyon vs. bir yana, geleceğe dair özlemlerimizde ortak payda bulabiliyor muyuz, yoksa lafı dolandırmanın anlamı yok.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89