• BIST 108.434
  • Altın 151,237
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278
  • İstanbul 16 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 12 °C

Meğer Hizbullah Rojava için tahliye edilmiş

Günay Aslan

Suriye’de iki yılı aşkın bir zamandır bölgesel ve küresel aktörlerin taraf oldukları kanlı bir iç savaş yaşanıyor.

Görünürde Esad rejimiyle muhalifleri savaşıyor ancak, özünde İran-Rusya-Çin üçlüsüyle Suudi Arabistan, Katar, Türkiye ve Amerika’nın başını çektiği cephe arasında güç mücadelesi yaşanıyor.

100 bini aşkın insanın ölmesine, milyonların yerinden yurdundan göç etmesine, köy, kasaba ve şehirlerin viraneye çevrilmesine rağmen güç mücadelesinden bir sonuç da alınamıyor.

Gelinen aşamada bir kilitlenme durumu yaşanıyor. Kilitlenmenin Amerika’nın başını çektiği batının eskisi kadar arzulu ve aktif olmamasından kaynaklandığı da anlaşılıyor.

El Kaide ve ona bağlı El Nusra gibi terör örgütlerinin Suriye muhalefeti içinde güç kazanmasının İsrail’in güvenliğini tehdit ettiği için özellikle Amerika çok da istekli davranmıyor.

İsrail açısından riskli olacağı için Esad’ın devrilmesine –şimdilik- onay vermiyor.

Amerika’nın Suriye’de İsrail’in onay vereceği bir çözüm (!) ortaya çıkıncaya kadar durumu ‘dengede‘ tutacağı anlaşılıyor.

Kimsenin tam olarak kontrolde tutamayacağı Suriye’deki iç savaş bu ülkenin etnik ve dini dinamiklerinin ayrışma süreci tamamlanıncaya kadar devam edeceğe benziyor.

Suriye kaosunun kimseye zafer şansı vermeden süreceği; birçok aktörün de bundan istifade etmeyi sürdüreceği görülüyor.

Esad gitse de, kalsa da Suriye‘deki güç savaşının bu ülke mezhep ve milliyet ekseninde yeniden dizayn edilinceye; yani kesin çizgilerle bölününceye kadar süreceği anlaşılıyor.

Öte yandan iki yılı aşkın bir süredir devam eden Suriye iç savaşında Türkiye’nin üstlendiği rolü de görmek gerekiyor.

İki yılı aşkın bir zamandır Suriye rejimine karşı savaş yürüten Türkiye’nin üstlendiği rolün hayati olduğu da anlaşılıyor.

Türkiye’nin Suriye savaşına “Birleşik Kürdistan” kaygısı ve korkusuyla katıldığı biliniyor.

Türk devleti Suriye rejimin ayakta kalamayacağını görüyor, bunun da kendisi açısından hayati tehlikeler üreteceğini düşünüyor.

Suriye’nin de Irak gibi bölünmesi ve orada da bir Kürdistan’ın yükselmesi halinde bölüneceği, en azından jeo-stratejik önemini yitireceği kaygısıyla hareket ediyor.

Suriye savaşına bu nedenle girdiği gözleniyor. Muhaliflere silah, cephane, üs, barınma ve hareket imkanlarını bunun için veriyor.

Bu politika Türkiye’yi ‘cephe ülkesi‘ haline getirmiş de bulunuyor ve Türkiye şimdi bunun sancılarını yaşıyor.

Ne de olsa Esad’ın kısa sürede devrileceği ve Suriye’ye de inisiyatifin kendisine geçeceği hesabını yapmıştı. Bu yüzden savaşa bodoslama dalmıştı. Fakat dediğim gibi İsrail’in çıkarları baskın çıktı. Dolayısıyla da Türkiye sonuç alamadı. Şimdi bunun sancılarını ve çalkantılarını yaşıyor.

Elbette bütün bunlar biliniyor. Türkiye’nin Suriye savaşında oynadığı rolü ve bunun nedenlerini bugün artık sağır sultan bile biliyor.

Bilinmeyen; kamuoyundan ustaca gizlenen Türk devletinin bu savaşta Kürt Hizbullahı‘na ne tür görevler verdiğiydi.

Bunu öğrenmemiz için Rojava’daki vahşetin yaşanması gerekiyormuş. Rojava’da yaşananlar Hizbullah’ın rolünü bütün boyutlarıyla gözler önüne seriyor.

Rojava‘da Kürt halkına karşı savaşan Kürt gençlerini bir şebekenin örgütlediği ve savaşa gönderdiği; bu şebekenin de Hizbullah olduğu anlaşılıyor.

1990’lı yılların başında JİTEM’in kurduğu, Kürt halkına karşı ağır insanlık suçları işleyen ve bu yüzden de Hizbul-kontra olarak adlandırılan bu örgüt, Suriye iç savaşında yine Kürtlere karşı kullanılıyor.

‘Devlette devamlılık esastır‘ geleneğinin devam ettiği; Kemalistlerin bıraktığı yerden AKP Hükümeti’nin devam ettiği görülüyor.

Hatırlayacaksınız; 4 Ocak 2011 tarihinde TCK’nın 102’inci maddesinde yapıla bir değişikle, ‘Türk devletini yıkmak ve din devleti kurmak amacıyla terör örgütü kurdukları‘ gerekçesiyle yargılanan Hizbullah’ın askeri kanat sorumlusu Cemal Tutar ile şura üyesi Edip Gümüş’ün de aralarında olduğu Hizbullah liderleri tahliye edilmişlerdi.

Tahliyeler şok etkisi yaratmış, kamuoyundan tepkiler yükselmişti. Ancak konu kısa sürede gündemden düşürülmüş, unutulup gitmişti.

Gerçek şimdi ortaya çıkıyor. Rojava’da yaşanan saldırılarda ölen Kürt gençlerini Hizbullah’ın gönderdiği biliniyor.

Bu yüzden Özgür-Der ve Hüda-Par gibi örgütler Rojava‘da mazlum Kürt halkına yapılan vahşeti savunuyor; katillere arka çıkıyor.

Hizbullah tahliyenin diyetini (!) böyle ödüyor.

Türkiye’nin Suriye krizini tırmandırması ve rejime karşıtlarına kucak açmaya başlamasıyla Hizbullah’ın tahliye edilmesinin aynı döneme denk gelmesinin nedeni şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Bunun herkes tarafından görülmesi gerekiyor. Hizbullah Rojava katliamında yakayı ele vermiş bulunuyor.

Bu durumda başta Hizbullah içindeki namuslu ve samimi Kürt Müslümanlar olmak üzere herkesin durumu gözden geçirmesi gerekiyor.

Herkesin sesini yükseltmesi; Kürtler arasında yeni bir savaşa ve ölümlere izin vermemesi, bu kirli ilişkiyi deşifre ve mahkum etmesi gerekiyor.

İnsanlık, Müslümanlık, Kürtlük ve yurtseverlik ne dersenin deyin; bunu gerektiriyor…

  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89