• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 11 °C
  • Berlin 10 °C

'Medya kriz grubu' kurmak, en acil görevimiz

Yavuz Baydar

Son yıllarda çok acı şeylere tanıklık ettik, ama Erol Önderoğlu'nun kelepçeli fotoğrafı içime oturdu.

Ahmet Nesin'le beraber kollarında polisler götürülme sahnelerini hayatım boyunca unutmayacağım.

Pek çok kişi farkında veya değil: Polis devleti hayaletinin Erol'a kadar uzanması, öyle böyle, sıradan bir vak'a değildir.

TV dizileri gerekçesiyle Hidayet Karaca'nın, gözükara gazetecilik -ama gazetecilik- yaptığı için Baransu'nun aylardır hapiste tutulması, Cumhuriyet gibi köklü bir gazetenin genel yayın yönetmeni Can Dündar'la Ankara temsilcisi Erdem Gül'e sırf habercilik yaptıkları için 90 günlük tutukluluğun reva görülmesi, CHA ve DİHA gibi ajansların kökünün kurutulması, Koza ve Zaman gibi iki gruba el konması, ortada Kürt medyası namına bir şey bırakılmaması, her biri yeterince vahim elbette.

Ama, yıllardır kuyumcu titizliğiyle, renk ayrımı gözetmeden, 'o gazeteci şucu bu medya bucu' diye tasniflemeden, özgürlüğe bağımsızlığa çoğulculuğa kasteden her zorba adımı düzenli raporlarla kayda geçiren, uluslararası alanda herkesin tespitlerine yüzde yüz güvendiği, melek ruhlu bir meslektaşımızın 'terör propagandası' gerekçesiyle tutuklanması, çok sert bir anlam taşıyor.

O anlam açıktır: Erol'un 'içeri alınması' ve kelepçelenmesi ile dış dünyaya, 'Türkiye'de gazetecilik mesleğini bitirme gayretlerimizi izlemekten, bizimle uğraşmaktan vazgeçin' denmektedir.

Gelişmeleri dışarıda yüreği ağzında izleyen özgürlük yanlılarının hepsinin sabırları test edilmekte; gazetecilik inanılmaz bir cüretle kriminalize edilirken, ifade özgürlükleri ve haber alma hakkı da terörize edilmekte, bir sonraki baskı dalgasının zemini olgunlaştırılmaktadır.

Üzerine abanılan medya kuruluşunun adının şu veya bu, renginin, siyasi duruşunun öyle veya böyle olmasının hiçbir anlamı kalmamıştır.

Esas olan, iktidarın tek kişide temerküzü ile, hak ve özgürlüklerin imha edilmesi karşısında, demokrasi adına ses çıkarmak, gerçekleri halka anlatmakta ısrarcı olmak isteyen gazetecilere ortalıkta mecra namına bir şey bırakmamaktır.

Erol, Özgür Gündem'deki 'dayanışma nöbeti'ne gittiği vakit bianet için yazdığı yazıda meseleyi ortaya koymuştu:

“Siyasetin ve Meclis'in işlevsizleştirilmesi, dokunulmazlıkların kaldırılması, habercilik ve ifade özgürlüğüne yönelik yaygın blokaj, toplumun genelinde bir arada yaşama şanslarını, belki bir daha ele geçirilemeyecek tarzda, tüketme tehlikesine yol açıyor..

Sadece bölgesel bir savaş değil, ülke sınırları içerisinde çeşitliliğe (karşı) yaygın bir müdahalenin varlığı kimsenin gözünden kaçmıyor.''

“Ancak ister günlük siyaset isterse bölgesel çatışma üzerinden olsun toplumsal kutuplaşmanın da gazeteciliğin özünü bozan bir yönünün olduğu göz ardı edilmemeli. Ne yazık ki, mesleğimiz bu şartlara göre koruma mekanizması geliştirmede oldukça yetersiz kaldı. Bırakın bütünselliğimiz, Temmuz 2015'ten bu yana medyaya 90'lı yıllara benzer bir ‘militarist' konumlanma dayatıldı. Gazeteciliğin geleceğiyle ilgili endişe duymamak bu nedenle elde değil.”

Aynen Erol'un yazdığı gibidir.

Medya içinde herkes kendi 'mahallesi'nden başkasını görmedikçe, dertler özünde aynı olduğu halde öteki mahallelerdeki yangına sırt çevirdikçe, bugünlere kadar geldik. Ve hala aynı hastalıklar, tam da iktidarın arzu ettiği şekilde devam ediyor.

Devamı bir kabus gibi gelecektir. Artık tek meselenin, mesleğimizin varoluş kavgası olduğunu anlamamız lazım.

Sadece kendi mahallenizle ilgilenirseniz, sadece belli bir ideolojinin, siyasi tercihin savunuculuğuyla tanınır, sınırlı bir bilinçle yaşar gidersiniz.

Medyanın bütün mahallelerini kendi mahalleniz bilirseniz, mesleğin kutsallığı, sosyal rolü, işte o zaman anlam kazanır.

Birbirimizin yangınına koşacağız. Çare yoktur artık.

Biliyorum, koca koca meslek örgütleri bunda hem yetersiz hem de isteksiz.

Olmaz.

Ama öyle ama böyle, bir araya gelerek, gökkuşağı gibi bir 'medya kriz grubu' kurmamız gerekiyor.

Çok geç olmadan.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89