• BIST 89.764
  • Altın 145,514
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 6 °C

Medine vesikası ve ‘korunmuş sınırlar’

Hamid Omeri

Demokratik İslam Kongresi, sonuç bildirisinden anladığımız kadarıyla Kurdistan ifadesini dahi “faşizm” olarak gören İhsan Eliaçık'ın katılım ve katkılarıyla Kurdistani şuurun “metin” ve 'meclis'te yeri olmadığına kanaat getirilerek tamamlandı.  

Kongre yaklaşımının ve dile getirilenlerin Medine Vesikası perspektifi çerçevesinde geliştirilmeye çalışıldığı açık. Hz. Muhammed (a.s) zamanında Medine'de yaşayan farklı etnik, dini yapılar arasında imzalanmış bir yazılı belge olan Medine Vesikası 1990'lı yılların başından itibaren özellikle Birikim, Bilgi ve Hikmet ve Yeni Zemin dergilerinde yer alan makaleler ve dosyalarla Türkiye'de belli çevrelerde önemli gündem maddesi oldu. 

Ali Bulaç bu noktada öne çıkan isimlerden biri oldu. O yıllarda bu konuyu gündemde tuttuğu gibi Diyarbakır'da gerçekleştirilen Demokratik İslam Kongeresi'nde de kendi yazısında belirttiğine göre bir tebliğ sunarak bu çerçevedeki varlığını hissettirdi. Ali Bulaç lise yıllarımdan beri tanıdığım ve kıymet verdiğim bir isimdir. Cemaat -Hükümet kavgasındaki duruşu hükümet kanadına yakın çevrelerce çokça eleştiriliyor. Uzun yıllardır eserlerini okuyan ve gazete yazılarını takip eden biri olarak bu noktada her iki tarafa da kısmen mesafeli ve eleştiri yöneltebilen ancak daha ziyade cemaate yakın duran bir çizgide durduğunu düşünüyorum. 

Mehtap Tv'de yayınlanan “Düşünce Günlüğü”nden de takip etmeye çalıştığım Bulaç, meselelere sükunet ve “bilgi” çerçevesinde yaklaşmaktadır. Bu aslında bir yönüyle de inandığı fikriyatı yani bir müslümanın metodolojik olarak referanslarına (Kur'an ve Sünnet) bağlı kalması gerektiğine olan inancındadır. Bulaç, güncel gelişmeler de dahil olmak üzere meselelere yaklaşırken bu bağlamda yaklaşmaya çalışmakta; çalıştığını ifade etmektedir. Akıl ve vicdan sahibi bir müslümanın yaklaşımı elbette bu yönde olmalıdır. Ancak; 

Ali Bulaç, birçok konuda kanaatimce bu metodolojiye bağlı kalmakta fakat mesele Kürtler ve Kurdistan meselesine gelince adına “ümmetin birlik ve dirliği” diyerek tipik bir devlet aklı ve yaklaşımı ortaya koymaktadır. Pek tabi ki Türkiye'deki İslami çevrelerde Kürt Meselesi'ne dair kalem oynatan ilk isimlerden biri olması ve düşünce ortaya koymuş olması Türkiye Müslümanlarının ya da kendisinin Kurdistan Meselesindeki sorumluluğunu/vebalini ortadan kaldırmaya yetecek minvalde değildir. 

Geçtiğimiz günlerde yine Düşünce Günlüğü'nde Kurdistan meselesi salt coğrafi bir kavram olarak geçince sergilediği yaklaşım manidardı. İstihzasını o kadar belirgin tuttu ki bu mudur Kur'an ve Sünneti yaklaşım demek zorunda hissettim kendimi. Birlikte program yaptığı arkadaşlarına “Kuzey Kurdistan neresiymiş?” sorusunu soruş şekli, alaycı tavrı ve gülüşü Bulaç'ın Kürtleri “Ümmetin yetimi Kürtler”den öte bir yere koymadığını ve bu tavrıyla hiçbir zaman koyamayacağını göstermesi açısından önemli bir yaklaşımdı kanaatimce. Yoksa Bulaç elbette Kurdistan neresidir bilmektedir bundan şüphe yok. “Bir Aydın Sapması”nı yazan yazarın mesele Kürt ve Kurdistan meselesine gelince ortaya koyduğu tavrın kendisinin bizzat eleştirdiği “aydın”ın tavrına uygun cihette seyretmesi düşündürücüdür.  

Yeni Ortadoğu, Yeni Türkiye ve elbette Medine Vesikası. Kırk milyon Kürdü, “Yeni Ortadoğu”da bir kez daha ama bu sefer Demokratik ve bir de Kültürel Ümmet anlayışıyla avutmak “Müslümanlara” düşmemelidir. Kürtleri sadece kültürel hakları elinden alınmış mağdur bir kitle olarak ele alıp, bu mağdurların iktidarlar tarafından belirlenen ve kabul edilen haklarını iade etme anlayışı İslami metodolojinin neresine denk düşmektedir? Zira “Dört Parça” diyorsanız eğer, bir bütünün parçalandığını kabul ediyorsunuz demektir. İran, Irak, Suriye ve Türkiye deyip bir milletin haklarını teslim etmekten bahsediyorsanız eğer belli bir program dahilinde ve bilinçli bir şekilde parçalanmış bir milletin, bölünmüş bir coğrafyanın varlığını kabul ediyorsunuz demektir. O zaman “Mümin Kardeşler” olarak Kur'an ve Sünnetin gereği olarak öncelikle milletin birliğinin sağlanması için Müslümanca bir duruş sergilemelisiniz. 

Demokratik İslam Kongresi Kurdistan coğrafyasında yaşayan etnik ve dini grup, yapı ve örgütlerin birbirleri ve komşularıyla olan hukuklarının ve ilişkilerinin değerlendirilebileceği bir platform olması bakımından önemli kılınabilir; kılınabilirdi. Ancak Medine Vesikası'nın 39. Maddesini günümüze taşımamakta ısrar edip sonuç bildirisinde Kurdistan demekten imtina edenlerin Kur'an ve Sünnete tekrar başvurmaları şarttır. Zira Kürtler açısından Medine Vesikası'nın “Korunmuş Sınırı”, müslümanı, hiristiyanı, ezidisi, kürdü, türkü, arabı ve diğer dini ve etnik kimliklerin üzerinde yaşadığı Kurdistandır. Mezhep ve etnik ayırım gözetmeyen Kurdistan, Medine Vesikası'nın ilgili maddesine binaen “Bu sahifenin gösterdiği kimse lehine Kurdistan, mukaddes bir yerdir.”

  • Yorumlar 5
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89