• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 12 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 22 °C
  • Berlin 12 °C

Mahmud ile Yezida, bir de kalaşnikof

Yıldıray Oğur

Tam bu yazıya oturduğum dakikalarda televizyonlar bir son dakika haberini veriyor: Yemen’de intihar saldırısı: 100 asker öldü.

Saldırının arkasında El Kaide var. Yemen’de iktidarın kapıları açtığı ABD, Predatorlarıyla gelip ülkeyi mesken tutan El Kaide liderlerine havadan suikastlar yapmıştı geçen aylarda. Muhtemelen bunun intikamını alıyorlar.

33 yıl darbeci bir astsubay tarafından yönetilmiş bir ülke Yemen. Bırakın muhalefeti, siyaseten yanlış nefes almak bile sorgusuz ölüm nedeni olmuş. Dünyanın hemen hemen bütün gelişmişlik istatistiklerinde en diplerde çıkan, Arap dünyasının en fakir halkı yaşıyor bu ülkede.

Yani tam da dün Radikal’de Murathan Mungan’ın tarif ettiği türden “Şiddete başvurmaktan başka hiçbir çaresi kalmamış insanların” yaşadığı bir ülke Yemen.

Ama erkeklerin hepsinin erkekliklerinin nişanesi olarak belinde cambiya ile gezdiği bu ülkenin halkı şiddetten başka bir yol buldu geçen yıl.

33 yıllık diktatör, her cuma sokaklara çıkıp üzerlerine ateş yağdıran askerlerin karşısına geçen bir halkın sivil direnişi sayesinde yıkıldı. Tam da yıkıldı sayılmaz. Hâlâ ülkeyi diktatörün adamları yönetiyor. Ama laftan anlamaz, kafasız, gaddar bir diktatör hastalık numarasıyla ülkeden kaçmak zorunda kaldı.

Dün saldırıdan sonra Yemenli aktivistlerin Twitter’a yazdıklarına baktım. O barışçıl gösterilerde yüzlerce arkadaşlarını kaybetmiş muhalifler bu katliamdan duydukları üzüntüyü anlatıyor, bu saldırıların esas olarak ülkedeki muhalefete karşı olduğunu anlatan mesajlar atıyorlardı üst üste.

Ülkenin önde gelen kadın muhaliflerinden biriyken son devrimden sonra jest olarak İnsan Hakları Bakanlığı’na getirilen Huriye Maşhur, katliamla ilgili şeffaf bir soruşturma yapılması gerektiğini vurguluyordu mesajında.

Halbuki Yemen’in bir Murathan Mungan’ı olsaydı, bu şiddeti anlamak için o kadar haklı sebep bulabilirdi ki...

Ama onlar bunu yapmadılar. Bu son saldırıyı anlamadılar hatta anlamaya bile çalışmadılar.

“Yemenliler bile” dememek için, oryantalizmin dehlizlerinde kaybolmamak için epeyce direndiğimin farkına varmışsınızdır.

Yemen gibi 33 yıl bir diktatörün altında ezilmiş, madden ve manen fakirleşmiş, nefes alacak hava bırakılmamış, dünyanın en ataerkil ülkelerinden birinin halkı bile kendine şiddetten başka bir yol bulurken, milletvekilleri, gazeteleri, televizyonları, elinde sivil toplum gücü, arkasında aydın desteği olan Kürt hareketinin, bu düşe kalka da olsa 60 yıllık parlamenter demokraside haklı talepleri için silahtan başka bir yolu kalmadığını söyleyenlerin içine düştüğü oryantalizmden daha ayıplanacak bir şey yapmış olmazdım herhalde.

Kürtlerin silahtan başka çaresi olmadığına kafası yatanların oryantalizmi, Kürtleri yürüyen kalaşnikoflar olarak gören devletin çarpık bakışının bir kopyası herhalde.

Murathan Mungan’ın “Şiddetin hiçbir çeşidinin savunulabilir bir yanının olmadığını biliyorum, ama şiddetten başka hiçbir çaresi kalmamış insanları da anlıyorum. ...Şiddeti meşrulaştırmıyorum, anlamaya çalışıyorum” cümleleriyle bu dünyada anlaşılamayacak herhangi bir şiddet bulunabilir mi?

Eğer katil bir nekrofil, bir manyak değilse dünyada işlenen cinayetlerin pek çoğunu başka hiçbir çaresi kalmamış katiller işliyor. O genç Arap mühendisler, ülkelerini işgal eden Amerikan savaş makinesine karşı başka çareleri kalmadığı için İkiz Kuleleri havaya uçurmuşlardı mesela. İsrail’de sivil otobüs patlatan Filistinli canlı bombaların da başka çaresi yoktu. Peki ya dün çocuklarının önünde bir imamın öldürülmesi? Bu şablonla o da anlaşılabilir mi?

“Hâlâ aydınlanmacı, hâlâ ilerlemeci, hâlâ solcuyum, laiklik bu ülkenin vazgeçilmezi” diyerek pastorize bile edilmemiş, bol yağlı bir Kemalizm ve ekşimiş ayran tadında bir pozitivizm içinden konuşan Mungan, anlamayı bilmekten daha evla görmeyi postmodern bir gevezelik olarak görmüyorsa herhalde bir şeyi açıklamak için önce tabii ki anlamak gerektiğine hak veriyordur herhalde. Ama burada onun “anlamak”tan kastının entelektüel bir eylem olmaktan çıkıp “hak vermek”e doğru yol aldığını da anladığını umuyorum.

Mungan’a kötü bir haberim var. Röportajda yazmayı planladığını söylediği (iyi ki yazamadığı) ilhamını Engels’den almış, “Türkiye’de Zorun Rolü” kitabını, PKK yıllar önce “Kürdistan’da Zorun Rolü” diye yazdı. Mungan yanılıyor: PKK, öyle başka çaresi kalmadığı için değil, diğer bütün çarelerin faydasız olduğuna siyaseten inanarak, devrimci şiddetin tarihteki dönüştürücü rolüne iman ederek eline silah aldı. Başka yollar ve çareler vardı hâlbuki. Mehdi Zana, o sivil yolları kullanarak Diyarbakır’a belediye başkanı seçildi. PKK da bu yüzden 1984’e kadar “karşısında çaresiz kaldığı” devlete değil, diğer sol örgütlere, ağalara saldırdı.

Kürt meselesinin Türkiye’nin demokratikleştirdiği konusunda Mungan’a katlıyorum. Ama aynı Kürt Meselesi’nin Türkiye’nin aydınlarına aynı pozitif etkiyi yapmadığı anlaşılıyor. Demek ki bu ülkede her şey olabiliyorsunuz hatta çok uğraşırsanız rezil bile olabiliyorsunuz ama amasız bir şiddet karşıtı olamıyorsunuz.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89