• BIST 104.539
  • Altın 163,884
  • Dolar 3,9376
  • Euro 4,6999
  • İstanbul 11 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 4 °C
  • Berlin 5 °C

Mahkûm Edilmiş Küçük Yürekleri, Düşünen Var mı?

Ersin Tek

 ‘‘…hangi yargıyla yargılarsanız onunla yargılanacaksınız.
hangi ölçüyle ölçerseniz ayni ölçüyle ölçüleceksiniz…’’
(İncil)

Anlamak ve de yazmak istiyorum kalbimi acıtan her şeyi.
Ama ne medyanın yalaka dilini kullanarak yazmak istiyorum, ne de sözü dolandırarak…
Sıradan, aptalca, laf kalabalığına gerek yok.
Çünkü yıllardır bu aptallığı, bu yalakalığı izliyorum, okuyorum…
Ciğeri beş para etmez aydın bozuntusu yazarların, akademisyenlerin dansını izledim hep.
Bunları dinlemek, okumak, anlamak zorunda değilim artik!
Bu ülkede hep şu oldu, oluyor; ya iktidarlardan yana konuşacaksın, ya da muhalif görünen sözde muhaliflerin dilini kullanıp, onların taleplerini dile getireceksin, ya da mensup olduğun kesimin çıkarlarını korumanın çabasını vereceksin.

Ama hayır! Bunlardan hiçbirini yapmak istemiyorum.

Acılarım var, acelem var. Sabır kalmadı bu iste.

Öfkeliyim herkese…
En çok ezilenlere!
Ezilenlerin söylemleri, duruşları net değil bugün. Kendilerini ezenlerin tahtında gözleri var. Ezenlerin tuzağına yakalanıyorlar. Kendilerini ezenlerin değirmenine su taşıyorlar. Onlar için çalışıyorlar. Korku, umutsuzluk ve belirsizlik kıskacındaki yaşamın renginden çıkmalılar artık. Karamsarlıktan uyuşup kalmışız. Damarlarımızdaki kan dolaşmıyor gibi.
Daha ter u taze düşüncelerimiz olmalıydı, oysa.
Üzüntülü olabiliriz, yorgun olabiliriz belki. Ama daha ölmedik!
Devlet babanın kirli yüzünü deşemedik daha.
Mahalle aralarında oynayan çocukların oyununu bozan,  çocukların oyununu yarıda bırakmasına sebep olup, onları, soğuk ve karanlık odalarda sorguya çeken, onların eve dönmesini bekleyen annelerin gözlerinden yaşlar akıtan, hapishaneleri bu çocuklarla dolduran, devlet babanın kirli elini daha kıramadı kimse!

Ama her başlangıç, kendi sonunu kendi içinde saklar. Bu da öyle olacak…

Darbe planları deşifre ediliyor, üst rütbeliler tutuklanıyor. Mahkemeler kuruluyor.
İğrenç pazarlıklar ve görüntüler dökülüyor ortaya. Fasa fiso demek istemiyorum bütün bunlara. Çünkü bunlara fasa fiso diyenlerin safında durmak istemem.
Ama yinede soramadan edemiyor insan; bu ne yaman çelişki böyle?...
Karanlık bir el gömülürken, başka bir karanlık el yeşeriyor. Neden?
Bu kadar kolay mı oluyor her şey?
İbn-i Haldun’un kulakları çınlasın; geçmiş geleceğe suyun suya benzediğinden çok benzemeye başladı yine.
Gözyaşı çoğalıyor. Gözyaşları ile ıslanan sokaklarda, nefret dolu nesiller fışkırıyor.
Çirkin bir oyun bu. Oyunun içinde bir oyun.
Ağladıkça kin artar, ağladıkça büyür çocuklar.
Her yenilgiden sonra, büyümek çocuğun kaderidir belki. 
Bunu engellemeye kimsenin gücü yetmez. Bilesiniz...
Yok, böyle sürüp gider derseniz eğer; Acılar katmerleşir.
Mutluluk düşleri bu acıların içinde tuzağa kapılıp gider.
Nefret ve intikam dolu yıllar çoğalır, yitik yıllar silinmez olur bellekten...
Bu şartlarda, hayal kurmanın anlamı da yok zaten.
Aslında biliyoruz. Hiçbir zaman, temiz elleri olan, şefkatli bir devlet baba olmadı bu yeryüzünde, olmayacak da… Olmasın da!
Allah’ın iktidarı dışında, bu iktidarların hepsi yalan, zulüm, ikiyüzlü…
Lanet olsun bütün bu iktidarlara.
More’nin ütopyası, Platon’un devleti olarak kalsın kitaplarda sadece.
Uzak bir düş...

Simdi iyi dinleyin!
Ağalar, beyler, hâkimler, kardeşler, bacılar, aydınlar, kalemşörler, başkanlar, başbakanlar, daha üstünde bulunan makamlar!
Hapishanenin duvarlarına atılan çizikler ne anlama geldiğini ve hapishanenin yolunda akıtılan gözyaşlarının, sözlerin, hangi anlama dönüştüğünü düşünüyor musunuz?
Güçlü devlet ve yetmiş iki milyon laflarını, palavralarını, düzmek kolay belki. Bırakın onları.
Biraz olsun gerçekçi olun. Düşünmüyor olamazsınız tüm bunları…
Şayet düşünmüyorsanız! Düşünün bence…
Küçük çocukların suçu ne?
Bu çocukların masum olduğunu anlamak için kaç milyon gözyaşı dökülmeli?
Kaç milyon, genç yürek daha soğuk toprağa düşmeli?
Kaç milyon acıdan sonra doğacak adaletiniz?
Küçücük yüreklerin kaldıramadığı bu öfkeyi, bu tutsaklığı, hangi pencereden uçuracaksınız?
Söyleyin simdi bakalım? Nasıl hesap vereceksiniz…

Öfkeliyim iste. Öfkem hep bu yüzden...
Pencerelerin önüne büyük duvarlar ördünüz.
Belki kaçamayacak hiçbirimiz.
Okulumuzdan, sevdiklerimizden, gökyüzünün maviliğinden uzak kalacağız belki.
Ama sunu bilin ki; hiç susmayacağız, direnmekten geri durmayacak hiçbirimiz.
Vicdaninizi, başınızı ağrıtacağız hep! Kaderim-n-iz bu.
Çığlıklarımız beyaz bir tavan olup, üzerinize yıkılacak. Öyle bir yıkılacaksınız ki…
Geri dönüşü olmayacak hiçbir şeyin…
Kimse yalnız değil artik, bu oyunda! Dünya küçük bir köy...
Hapse düşerse bir çocuk; bir başka çocuk doğacaktır, bir başka yerlerde, bir başka zamanda.
Üç çocuk edebiyatını yapanlar, bu gerçeği çok iyi biliyor!
Çamurlu, tozlu sokaklarda top oynayan çocukların düşleri nasıl büyük olur, çok iyi bilirsiniz…

Böyle giderse, boşluğa atılan her taş, her slogan, isyan olup iktidarlarınıza değecektir.
İrkileceksiniz en sonunda, her iktidar gibi.
Pencere önüne çıkacak bütün düşler er geç
ve yeni bir dünya görmenin umudu ile dolu gözler…
Bakabilecek misiniz? 
Utanmayacak mısınız?
Vicdaniniz hiç mi sızlamayacak?

Bütün bunları, iyi düşünün!

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89