• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır -3 °C
  • Ankara -4 °C
  • İzmir 2 °C
  • Berlin -2 °C

‘Lütfen son verin’

Mümtaz er Türköne

Bülent Arınç, samimi ve sahici bir politikacı. Konuşurken güçlü hitabetine, sağlam muhakemesine, selis Türkçesine duyguları eşlik ediyor. 

Riyasız konuşuyor. Bu yüzden, cezaevlerinde açlık grevi yapanlara “Bu grevleri lütfen sona erdirin. Eşleriniz, aileleriniz, sizi sevenler var. Bütün bir Türkiye, sizin bu grevleri bir an önce sonlandırmanızı istiyor, bundan vücut bütünlüğünüz ve sağlığınız zarar görmesin.” dediği zaman hepimiz empati yüklü bu ifadelerdeki samimiyetten kuşku duymuyoruz. Ama unutmamamız lâzım; bu sıcak cümleler Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tehlike sınırına yaklaşan açlık grevleri ile ilgili resmî tavrını temsil ediyor.

1999 yılında, ANAP-DSP ve MHP koalisyon hükümeti zamanında, cezaevlerinde yaşanan felaketi hatırlayalım. Sorunları zor ve baskı kullanarak çözmeye alışmış bir devlet geleneğine karşı, kendisine zarar verme tehdidinde bulunarak devleti ikna etmeye çalışmak nafile bir eylem türü gibi görülüyordu. Sorun insanî bir soruna dönüşmüştü ve Kürt sorununda bir kırılmaya doğru hep birlikte gidiyorduk. Bu yüzden Bülent Arınç’ın yumuşak sesi, kurumuş toprağa düşen yağmur damlaları gibiydi. İlk defa devlet, siyasî bir soruna, önüne konduğu şekilde insanî boyutta yaklaştı. Hükümet, Bülent Arınç’ın ağzından sadece sempatik mesajlar vermiyor; ayrıca açlık grevi yapanların sıraladığı üç siyasî talebi gündemine alıyor. Bakanlar Kurulu meseleyi karara bağlıyor. Adalet Bakanı, Cumhurbaşkanı ile görüşüyor. Vurgulayalım: Taleplerin hiçbiri cezaevi koşulları ile ilgili değil. Doğrudan Kürt sorunu ve terör sorunu ile bağlantılı. Üstelik hem açlık grevi talimatı hem de talepler PKK’dan geliyor. BDP bile bu açlık grevlerini bitirme konusunda acziyet belirtiyor. Ve terörle mücadele tarihinde bir ilk gerçekleşiyor. Devlet açlık grevini sona erdirmek amacıyla bu talepleri müzakereye alıyor. Çözüm için hızlı bir şekilde eyleme geçiyor. İmralı’da uygulanan tecrit kalkacak, mahkemelerde Kürtçe ifade verme hakkı kabul edilecek. Öcalan’ın avukatları ile görüşmesine imkân sağlanıyor. Mahkemelerde Kürtçe ifade hakkı için düzenleme yapılıyor. Bu konuda bir uzlaşma sağlandığı ve hükümette nihaî bir irade şekillendiği kesinleşmiş görünüyor. Nedir bunun anlamı? Terör örgütü bastırdı ve Hükümet’i dize getirdi; öyle mi? Hayır.

Kürt sorunu ve onunla bağlantılı olarak terör sorununda önemli bir dönemeci geride bıraktık. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, AK Parti Hükümeti aracılığıyla 2007 yılında Kürt sorununa yaklaşımını yüz seksen derece değiştirdi. 2009 yılında TRT Şeş’in yayına başlaması ile, fiilen ve resmen asimilasyon politikaları terk edildi. Devlet Kürt vatandaşlarına karşı artık, onların rızasını ve onayını arayan “gönüllü entegrasyon” politikalarını uyguluyor. Kürtler bu ülkede anadilleri ve kimlikleri ile eşit ve onurlu vatandaşlar olarak yaşayacaklar. Devlet de bunu temin edecek.

“Açlık grevine insanî yaklaşım” bu politikanın doğal bir uzantısı. Devlet, şiddet araçları dışındaki her yolu-yöntemi anlayışla ve saygıyla karşılıyor. Açlık grevleri ile yükselen kriz, hükümet tarafından bir fırsata dönüştürülüyor. Kürt kamuoyuna, “şiddete başvurulmadığı takdirde her şeye varım” mesajını ulaştırma imkânı buluyor. PKK, silah zoruyla bir noktaya getiremediği devleti, pasif direniş yöntemi ile ikna etmiş oluyor. İşte bu tutum, PKK’yı da farklı davranmaya zorlayacak veya şiddetin yaşam alanını daraltacak olan tutumdur. Hepimize geçmiş olsun.

Zaman

  • Yorumlar 6
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89