• BIST 106.843
  • Altın 142,669
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 28 °C
  • Diyarbakır 29 °C
  • Ankara 24 °C
  • İzmir 30 °C
  • Berlin 20 °C

Lice...

Cafer Solgun

90’lı yıllar sadece faili meçhul cinayetler ve “kayıplar” demek değil. Aynı zamanda kitlesel katliamlar demek. Kurdî duyarlılığı tarih boyunca “bertaraf” edilememiş, devletin zihninde ve arşivlerinde “bir kalkışma olduğunda havadan bombalanacak” bilgisiyle kayıt düşülmüş il ve ilçelerin ateş altında olması demek... Mesela, Lice demek...

1993 yılı, devletin zirvesinde Kürt sorununu “halletmek” üzere verilen kirli savaş kararının (onlar bunun adına “düşük yoğunluklu savaş” demişlerdi) en uç boyutta hayata geçirildiği bir yıl idi. Madem karar verilmişti, “gereği” yapılacaktı. Ve bu konsepte itirazı olanlar da hedefteydi...

22 Ekim 1993
’te, güne herhangi bir gün gibi uyanan Liceliler, bir anda ilçenin etrafına konuşlanmış mevzilerden, karakollardan yoğun bir ateş altında buldular kendilerini. Herhangi bir gün gibi başlayan o gün, Licelilerin hafızasına kanla kazınan unutulmaz bir gün oldu... Tepelerden ateşi havadan bombardıman izledi. Sonrasında askerler dört koldan tanklar eşliğinde ilçeye girdiler. Evlerindeki sığınaklara gizlenmiş güvende olduklarını zanneden Licelileri önce tank ateşi vurdu, tankların yıkamadığı evler “beyaz bir toz” serpilerek ateşe verildi. Gün sona erdiğinde aralarında iki yaşında bebeklerin (Dilbirîn), beş yaşında çocukların (Suna) da bulunduğu 20 Liceli hayatını kaybetmiş, yüzlercesi de yaralanmıştı. Dört gün boyunca “muhasara” altında tutulan, Deniz Baykal da dâhil hiçbir siyasetçinin, STK heyetinin girmesine izin verilmeyen Lice’de o gün resmî kayıtlara göre 401 konuttan 302’si tam, 86’sı orta, 13’üne de az hasarlı raporu verilmişti. Yani Lice’nin hiçbir evi devletin ateşinden “muaf” kalmamıştı...

Resmî açıklama, “PKK’lılarla çatışma çıktı, Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın vuruldu” şeklindeydi. Bu açıklamada tek doğru, Bahtiyar Aydın’ın öldürülmüş olmasıydı. Ortada ne çatışma vardı, ne de askerlere ya da ilçeye saldıran PKK’liler... Bu kanlı planı hayata geçirenler hem “Bu iş askerî yöntemlerle çözülemez” diyen bir generali öldürerek ve hem de devletin zihninde “sicilli” Lice halkına kanlı bir ders vererek “bir taşla iki kuş” vurmuş oluyorlardı...

Geçtiğimiz mart ayında zamanaşımına uğramadan Bahtiyar Aydın dosyasını Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı yeniden açtı. Mağdur Licelilerin ifadesi alındı. Bu davayı takip etmek sadece Licelilerin ve Bahtiyar Aydın’ın ailesinin değil, bütün barış ve çözümü savunanların ödevidir.

Arkadaşım Veysi Polat, Lice katliamıyla ilgili çok önemli bir belgesel hazırladı. Yakında tamamlamış olacak. Bu belgesel ve benzer çalışmalar “unutalım gitsin” dayatmasına karşı, kalıcı bir barış ve çözümün yolunu hatırlattığı için de önemlidir. Çünkü o yol, Dersim’den, Botan’dan, Lice’den geçmektedir...

***

28 Haziran 2013 günü Lice’nin Kayacık köyünde yapımı devam eden “kalekol” inşaatını protesto eden Licelilerin üzerine ateş açıldı. Medeni Yıldırım (19) adlı genç hayatını kaybetti, çok sayıda kişi de G-3 mermileriyle yaralandı. İnsanların üzerine ateş açma emrini veren komutan hâlâ orada, büyüklerinden aldığı ilhamla “Göstericiler birbirini vurmuştur” açıklaması yapan kaymakam işinin başında, “Uyuşturucu kaçakçıları karakoldan rahatsız, o yüzden” diyen vali de. Ve tabii bu olayı ölen gencin, yaralanan insanların adlarını dahi anmadan “Çözüm sürecine karşı İstanbul’da, Avrupa’da içkilerini yudumlayarak Licelileri sokağa döken derin Türklerin ve Kürtlerin komplosu” olarak değerlendiren pek sayın yorumcularımız da “süreci” analiz etmeye devam ediyorlar. Kendilerini selamlıyorum...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89