• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 0 °C

Laik düzende dindarın siyaseti

Ali Bulaç

Önceki yazıda “dindar siyasetçinin din-dışı siyaseti”ni ele almıştık, bugün “laik düzende dindarın siyaseti”ni yazacağız.

 Laikliğin kavramsal bir dizi tanımından biri “din dışı” olmasıdır ki, İslam bakış açısından hem varlık yapısı, hem epistomoloji, hem ahlaki ve hukuki norm ve kuralların –aslında bütün olumlu değerlerin- kaynağı bakımından “din-dışı alan” olmadığından Arapça, Türkçe veya Farsçada bu kavramın tam karşılığı yoktur. Kainat “Nefesürrahmandır”, Ruh “emr-i ilahi”dir, emir ve nehylerini yerine getirmekle yükümlü olduğumuz Şeriat “münzel”dir, bu durumda insana sadece bu üç alanda anlama, yorumlama, tefsir ve tevil etme ile içtihatta bulunma yetkisi tanınmıştır. Ne Allah'ın yarattığı dışında varlık var, ne bedene biz ruh katabiliriz, ne de münzelin hakikat ve değerini yok sayabiliriz. Sekülerlik, laiklikle ilişkili olmakla beraber çok daha geniş alana işaret eder. Batılı bağlamında laiklik idareyle ilgili siyasi ve hukuki bir tutum olarak “kilise-devlet ayrılığı”dır. Bizde kilise olmadığından laiklik havada kaldığından bizzarure sekülarizasyona dönüşür.

“Laik düzende Müslümanlık” son yirmi yıl ortaya atılmış bir kavramdır. Tabii ki, sosyo-politik ve ekonomik sistemin referansı İslam olmayınca, boşluğ laiklik dolduracaktır. Uluslararası güçler ve anayasal kısıtlar İslami kamusal hayata izin vermediğinden geriye, “laik düzende Müslümanca yaşamanın mümkün yollarını aramak” kalır. “Laik düzende Müslümanlık” iyi niyetle bu arayışın sonucudur ki, bu düzende Müslüman büyük haramlara bulaşmadan nasıl var olacak sorusuna cevap arar. Buraya kadar her şey normal, bu yönde arayış fakihlerin, aklı ve bilgisi erenlerin işidir. Lakin iş siyasete ve idareye geldiğinde değişiyor.

İktisadi ve sosyal hayatta “laik düzende Müslümanlık” zaruret miktarı sisteme katılma fetvası olarak doğrudur. Talut'un askerlerine nehirden geçerken bir avuç su içmelerini emretmesine benzer (2/249). Ancak siyaset ve idarenin başına geçtiğimizde karşımıza laik yapısı, tarihi dokusu, kamu bütçesi, kurumları, tarzı, ideolojisi, temel yönelimiyle devasa ve kışkırtıcı bir aygıt çıkar. Bu devlet ilhamını “modern-ulus” karakterinden, mirasını “Osmanlı örfi hukuk”tan, yapı krokisini İttihatçı tasavvurdan, mekanda yer tutma maharetini tek parti totalitarizminden aldığı için varlığını zulümle ayakta tutar. Hobbse buna Leviathan (canavar) demişti, Kur'an-ı Kerim “tağut” der. İşte siz temel felsefi varsayımları, tarihi mirası ve yakın tarih tecrübesi bu aygıtı işletmeye çalıştığınızda “zaruret miktarı”yla yetinemezsiniz; terkibi zehir olan nehrin suyu içinizi çatlatır ki, Talut'un 4 bin askerinden ancak 314'ü bir avuç su içmekle yetindi. Bedir ashabı da o kadardı.

Zamanla dönüşen Müslüman'ın zihnin örneği Hindistan bağımsızlık mücadelesinde gözlendi. Sonradan İslamiyet'i seçen usta kumarbazlar bir gün Mevlana Azad Ebulkelam ve diğer Müslüman alimlere gidip şöyle bir fetva ister: “Biz kumarda ustayız, elhamdülillah tevbe ettik. Ama silaha ve mühimmata ihtiyacımız var, bize izin, kumarbaz İngiliz subaylarıyla kumar oynayıp parasını size getirelim.” Alimler, şahsi harcamalarında kullanmamaları kaydıyla onlara cevaz verir. Ancak tabii ki kumar haramdır ve en iyi kumar hileli olandır. Muhammed Abduh da “ekonomik kalkınma” için bireylerin faiz işlemleri yapmalarına cevaz vermişti. Fakat faizle iştigal eden Müslüman, sınırsız sermaye biriktirme mücadelesine girişirken nasıl bir avuç suyla yetinebilir ki! Zamanla araç amacı belirlemeye başlar. “Laik düzen”de güç toplama maksadıyla yola çıkan dindar siyasetçiler ve yöneticiler, bir süre sonra laik düzeni zihnen içselleştirmiş, diğer sıradan laik solculardan ve liberallerden farklı dine karşı ve dine aykırı yaptıkları her şeyi “Biz dindarız, yürüttüğümüz güç mücadelesi din içindir” deyip manevi ve “metafizik” meşruiyete sahip olmuşlardır. Siyaset bilimcileri bilir, en tehlikeli faşizm dinden meşruiyet devşiren versiyonudur; en vahşi kapitalizm ve zorba devlet de dindarın eline geçmiş olanıdır. Siyasal İslamcı gibi, devleti yücelten, devlet dolayımında dine hizmeti mümkün gören veya sırtını devlete dayayarak var olacağını düşünen cemaat ve tarikatlar da aynı sorunla karşı karşıyadırlar. Sorumuz şu: Siyasal İslamcının düz çizgi çıkaramadığı eğri cetvelden cemaatler ve tarikatlar düz çizgi çıkarabilir mi?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89