• BIST 81.865
  • Altın 148,841
  • Dolar 3,8026
  • Euro 4,0554
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 9 °C
  • Berlin -3 °C

Laik, demokrat, Müslüman

Ahmet Altan

Hayat bir tuhaf, yıllarca bu ülkede “laiklik düşmanı” ilan edilen, Anayasa Mahkemesi tarafından “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olmakla suçlanan AKP’nin lideri Başbakan Erdoğan, Ortadoğu’da “laikliğin önemini” anlatan konuşmalarla süslediği muhteşem bir diplomatik zafer turu atıyor.

Mısırlı Müslümanlara, “laiklikten korkmayın” diyor.

Ortadoğu’da bir “çekim merkezi” ve “bölgesel bir süper güç” olmak için harekete geçen Erdoğan bence çok doğru bir strateji izliyor “Müslümanlık ve laiklik” konusundaki sözleriyle.

Türkiye, çoğunluğu Müslüman bir ülke...

Cumhuriyet tarihi boyunca “elitler” tarafından bir “eksi” olarak görülen Müslümanlık bugün Türkiye’nin en önemli “artılarından”, en büyük güçlerinden biri.

Ortadoğu liderliğine oynayabilmesini ve Ortadoğu’da güçlenerek Batı’yla eşit şartlara sahip olabilmesini bugün Müslüman kimliğine borçlu...

Peki, Müslümanlık nasıl böyle etkileyici bir “değer” oldu dünya siyasetinde?

Müslümanlığın yanına laiklik ve demokrasiyi eklediğinizde bir anda dünyadaki “nadir” ülkelerden biri haline geliyorsunuz.

Çünkü Müslüman ülkeler genellikle ya laik değil ya demokrat değil ya da hem laik hem demokrat değil.

Türkiye, “laikliği” inkâr eden bir “Müslümanlık” yarışına girse, böyle bir yarışı Suudi Arabistan’a ya da El Kaide’ye karşı kazanması imkânsız.

Kaybedeceği bir yarış bu.

Ama “laik, demokrat, Müslüman” ülke kimliğini benimsediği anda “rakipsiz” bir hale geliyor.

Bu “kimliğe” bir de “dünyanın ikinci büyüme hızına sahip ülke” tanımını eklediğinizde kaçınılmaz bir şekilde “gıpta edilen” bir yıldız konumuna yükseliyorsunuz.

Şu anda Türkiye’nin Ortadoğu’daki konumu bu...

Erdoğan da “laikliğin ve demokratlığın” altını kuvvetli bir şekilde çiziyor.

Kendine bir “imaj” oluşturuyor.

Ama sadece “imaj” yetmez, bu imajın gerçek olması da gerekir.

Erdoğan, Suriye diktatörü Esad’a seslenerek, “Kendi halkını katleden meşruiyetini kaybeder” diyor.

Bunu derken de binlerce Kürt’ü öldürmeyi hedefleyen bir “kara harekâtının” hazırlığını yapıyor.

PKK yönetiminin iyiden iyiye “akıl ve mantık” çizgisinden kopmuş gibi davranması, devletle “siyasete katılmayı ve Apo’nun serbest kalmasını” müzakere ettiği noktaya gelmiş olmasına rağmen bu müzakereden dönüp “savaşı şiddetlendirmesi” birçok insana “operasyon yapılmasın da ne yapılsın, her gün gidip polisleri öldürüyorlar” dedirtiyor.

PKK yönetiminin bir kitle savaşı çıkartmaya çalışıp her geçen gün biraz daha çıkmaza girdiği ve sıkıştığı doğru.

Bu doğru ama başka doğrular da var.

Türkiye’nin Kürt halkı hâlâ “haklarına” sahip değil.

Bir Türk, çocuğunu “anadilinde eğitebildiği” halde bir Kürt bunu yapamıyor, kendi anadilini “devletinin” resmî kurumlarında konuşamıyor, yerel özerkliğe sahip olamıyor, seçim barajıyla partisi sıkıştırılıyor.

Saydığım bu “hakların” PKK meselesiyle bir ilgisi yok.

PKK olsa da olmasa da bu “hakları” teslim etmeyen bir ülke, “demokrasi şampiyonluğuna” soyunamaz.

AKP hükümeti ve Başbakan Erdoğan, özellikle yüzde elli sekiz oyla kazanılan referandumda bu hakları teslim etmesini sağlayacak “meşru” bir destek buldu.

Halkın çok büyük çoğunluğu, üstelik de BDP’nin anlaşılmaz bir biçimde boykot etmesine rağmen bu referandumda “Apo’yla görüşülmesini” ve Kürt meselesinin demokrasi içinde çözülmesini destekledi.

Ama bu sorunlar hâlâ çözülmedi.

Bunları çözecek olan “sivil anayasa” hâlâ tartışmaya açılmadı.

Başbakan Erdoğan’ın bu sorunu çözecek “vizyona ve isteğe” sahip olduğu PKK-MİT görüşmelerinden belli; eee, niye çözmüyor?

“PKK bırakmıyor”
diyebilirsiniz, iyi ama PKK “bırakmıyor” diye Kürtlerin, Türklerin ve bütün Türkiye’nin kaderi “PKK’nın eylemlerine” mi teslim edilecek?

PKK yöneticileri demokrasi istemezse, bütün Türkiye de demokrasiden vaz mı geçecek?

Sanırım Erdoğan bir “bölge lideri” olmanın tadını tattı bu gezisinde.

Ülkeye döndüğünde, Ortadoğu’da sahip olduğu imajı “gerçeğe dönüştüreceğini”, demokratik atılımlar yapacağını, Kürtlerin hakkını teslim eden yeni bir anayasayı derhal gündeme sokacağını umut ediyorum.

O “liderliği” ancak böyle hak eder ve ancak böyle yaparsa Esad’a “halkını katleden meşruiyetini kaybeder” deme hakkını kazanır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89