ilkehaber.com
Roboski Anayasa Mahkemesi'nde
Irak’ta son altı ay'da korkunç bilanço
BDP'nin kazandığı il ve ilçeler
İşte 81 İlin yeni belediye başkanları (Tam Liste)
Kürd/Kürdistan incelemelerinde temel soru…

Ahmet Altan / Yazar

Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kuzu ve şeytan

20 Ekim 2012 Cumartesi 07:20

Acaba Türkiye’nin en büyük düşmanı “mantık” mı?

Bir insan bu ülkede “mantıklı” olmaya çalıştığında “affedersiniz, şimdi biraz mantıklı olmaya uğraşacağım” diye önceden özür mü dilemeli?

Mantık, bir tutarlılık gerektirir.

Ama tutarlılık denen şey bu ülkenin siyasetinde “nadir” bir malzeme.

Bugünlerde Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu televizyonlarda sık sık sahne alıyor.

Geçenlerde Avrupa Birliği’nin “İlerleme raporunu” çöpe atarak çok “vatanperverane” bir gösteri yaptı.

Belli ki sadece Kuzu değil AKP’lilerin önemli bir kısmı bu rapora ve AB’ye kızıyor.

Kızgınlığı görüyorum da nedenini tam kavrayamıyorum.

Bizzat AKP yöneticileri gidip Avrupa Birliği’ne üye adaylığımız için belgeleri imzalamadı mı?

O zaman AB’nin önerileri halkımızın lehine miydi?

Herhalde “lehineydi” ki o önerilere evet dediler.

Peki, AB o günden bu yana önerilerinde bir değişiklik mi yaptı?

Hayır.

O gün AB’ye hayran olan bir siyaset, bugün neden AB’ye düşman, neden raporlarını çöpe atıyor?

Kim değişti?

Ne değişti?

Bu tavır değişikliğinin bir nedeni olması gerekmiyor mu, aynı zamanda anayasa profesörü olan Kuzu’nun, raporu çöpe atarken AB’nin kriterlerinin o günden bugüne nasıl değiştiğini de anlatması gerekmiyor muydu?

“Biz o gün AB’yi beğeniyorduk, demokrasi ve insan hakları önerileri halkımızın lehineydi ama AB, demokrasi ve insan hakları konusunda çok gerilediği için şimdi kızıyoruz”
deyip nelerin değiştiğini sıralaması mantığa ve tutarlılığa uygun olmaz mıydı?

Ya da AB değişmediyse AKP’nin nasıl ve neden değiştiğinden söz etmesi aydınlatıcı ve dürüstçe olmaz mıydı?

Ama hâlâ zaman var.

Kuzu halka hâlâ açıklama yapabilir.

Kuzu’nun ve diğer AKP’lilerin kızdığı bu Avrupa Birliği, Türkiye’ye, burada yaşayan yetmiş milyon insanın “aleyhine” olan ne öneriyor?

AB’nin önerdiği neyi yaparsak halkımız zarar görecek?

Avrupa Birliği, “insanın önemli olduğu” inancını kendisine bayrak yapmış bir kuruluş.

Kendisi insanları korumak için ne yapıyorsa Türkiye Cumhuriyeti devletinden de bunu istiyor.

Yapmayınca da eleştiriyor.

Kızılması gereken kim, kendi ilkelerini inatla savunan ve talep eden AB mi, o ilkeleri o zaman kabul edip şimdi cayan Türkiye mi?

AB, devletin insanı ezmesini önleyen kuralları ve yasaları savunuyor, Kuzu’nun kızdığı bu mu?

Devletin “ezme özgürlüğünü” mü savunuyor anayasa profesörü?

Canına yandığımın memleketinde somut, dürüst, mantıklı bir konuşma dinleyemeyecek miyiz siyasetçilerden?

Mantık siyasetçilere yasak mı edildi?

Kuzu dün de Kürt meselesi hakkında konuştu.

AKP’li profesöre göre, “anadilde eğitim istemek şeytana uymaktır, çünkü anadilde eğitim ülkeyi böler”.

Önceki gün ise Başbakan Erdoğan, “barış için gerekirse Apo’yla görüşülebileceğini” söylemişti.

Eğer hükümet, “anadilde eğitimi” kabul etmeyecekse, bugün Suriye’nin ve Irak’ın desteğine sahip olan, mağlup da edilemeyen PKK ne karşılığında barış yapacak devletle?

Hükümet, Apo’ya ve Kandil’e barış için ne önermeyi düşünüyor?

Hiçbir şey verilmeden mi barış yapılacak?

Hükümet, “anadilde eğitimi” kabul etmeyecekse, PKK’yı barışa razı etmek için neyi kabul edecek?

Eğer PKK’yla barış yapabilmek için “anadilde eğitimi” kabul ederse o zaman AKP’ye “niye şeytana uydun” diye sorulmayacak mı?

“Apo’yla da görüşülebileceğini”
açıklayan hükümet barış istiyor mu istemiyor mu?

İstiyorsa, bu barışın hangi şartlarda gerçekleşebileceğini düşünüyor?

Eğer anadilde eğitim bir “hak” değilse, hükümet bunu PKK’yı yenemediği için mi kabul edecek?

Eğer anadilde eğitim bir “haksa” hükümet neden kendi Kürt vatandaşlarına bu hakkı tanımıyor?

“Ne müzakere masasında ne de başka yerde bunu asla kabul etmeyiz”
diyorlarsa, yapılacak barışta hangi konularda anlaşma sağlanacak?

Bugün PKK’lı olmayan Kürtlerin de talep ettiği “anadilde eğitim” hakkını almadan PKK’nın barışa razı olma ihtimali var mı?

Hükümetin aklında gerçekten bir barış planı bulunuyor mu yoksa bu bir “oyalama” taktiği mi?

“Anadilde eğitim hakkının”
gerçekleşmeyeceği hiçbir barışın olamayacağını hükümet gerçekten görmüyor mu?

Yok, bunu görüyorsa ve barış masasında bunu kabul edecekse Kuzu niye böyle konuşmalar yapıyor?

Mantık bu tablonun ve açıklamaların neresinde?

Türkiye’de “demokrasinin” gerçekleşmesini isteyen AB’nin raporunu çöpe at, anadilde eğitimi “şeytana uymak” olarak nitele ve bu ülkeye barış ve demokrasi getireceğini söyle.

Ya amaçları “barış ve demokrasi” değil, dürüst davranmıyorlar ya da amaçları bu ama oraya nasıl ulaşacakları konusunda hiçbir fikirleri yok.

İki ihtimal de birbirinden berbat.

Eğer, başta AKP’nin seçmenleri olmak üzere bu toplum, ciddi eleştiriler ve mantıklı sorularla bu iktidarı akla ve dürüstlüğe çekemezse, biz bulunduğumuz yerde daha çok debeleniriz.

Daha çok çocuğumuzu toprağa veririz.

Yazıyı Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, TwitterTwitter, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us
YORUMLAR
Bayat pilav
M.r.konyar
AKP bayat pilavı tekrar tekrar ısıtıp sofraya sunuyor.bu gidieşle sofraya oturacak insan kalmaz.sanırım sonunda tek başına kalacak.ama bu sefer de bayat pilavı korkarım bayat kuru ekmeği bulamaz
20 Ekim 2012 Cumartesi 22:11
KUZU
Nurgül ÇETİNKaYA
Sayın Burhan KUZU şeytana papucunu ters giydirir !
20 Ekim 2012 Cumartesi 21:40
İllahi Ahmet Altan!
sözde vatandaş
Sn Altan çocuk gibidir. Daha dün Başbakan'a güvenini tazeliyordu, şimdi bugün Tayyip'in söylemlerini dün tekrarlayan Kuzu'ya kızıyor.
20 Ekim 2012 Cumartesi 21:13
ÖNE ÇIKANLAR
GAZETE BAŞLIKLARI