• BIST 106.825
  • Altın 146,023
  • Dolar 3,5179
  • Euro 4,1308
  • İstanbul 23 °C
  • Diyarbakır 22 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 25 °C
  • Berlin 18 °C

Kuru derelerde boğulmadan…

Yıldıray Oğur

“An itibarıyla Müttefik güçlere ait uçaklar bulunduğumuz noktadaki IŞİD mevzilerini bombalıyor.”

“Uçaklar Kobani'ye yakın IŞİD mevzilerini ardı ardına 4 kez bombaladı. Bombardımanı bulunduğumuz noktada izledik.”

“Bulunduğumuz köydeki Kobanili bu ana, bombardımanı gözyaşları içinde izledi. Oğlunu IŞİD vahşetine kurban vermiş.”

“Bu sabah yüzlerce insanla birlikte gördüğümüz, IŞİD'in denetimindeki bölgenin 5 kez bombalandığıydı. Bombalar boş araziye düşmüş olsa bile!”

Sanatçı Ferhat Tunç, koalisyon jetlerinin IŞİD mevzilerini bombaladığı anları önceki gün Suruç’ta sınırdan yüzlerce kişiyle birlikte izleyip fotoğraflar eşliğinde Twitter’dan böyle paylaştı. En azından ilk üç tweet o anlardan.

Son tweetinin sonundaki ünlemse sebepsiz değil. Çünkü çıplak gözle izlediği bombalama için bir süre sonra Kandil’den ve örgütün medya organlarından yalanlama geldi: Hayır, gördükleriniz gerçek değil, ABD uçakları IŞİD’i vurmadı, vurdularsa bile boş arazileri vurdular.

Bu açıklamadan sonra sabah gözleriyle gördüğünü akşam inkâr edenlere göre yine dik bir duruş sayılır onun ünlemi.

Akşam saatlerinde Pentagon’un Kobane’de IŞİD'e ait bir bina ve iki silahlı aracın vurulduğunu açıklaması en çok onu rahatlatmış olmalı.

Ama tuhaf bir şekilde karşısında çağrılar yaptığı, silah olarak kendisinden 20 kat güçlü düşmanının havadan vurulması PKK’yı rahatlatmış gözükmüyor.

Amberin Zaman’a konuşan Cemil Bayık’a göre yaşananların hepsi Türkiye’nin içinde olduğu uluslararası bir komplo çünkü: “Türkiye [Kobane’ye geçişi sağlayan] Mürşitpınar kapısını açıyor, DAİŞ Katyuşa roketleriyle hem köyleri vuruyor hem şehir merkezini; halkta panik oluşturmak için. Musul’daki ele geçirdikleri Amerikan tanklarını kullanıyorlar. Türkiye kapıyı saldırının üçüncü gününde açıyor insanlar boşalsın Türkiye’ye diye. Bu aslında iş birliği yaptıklarını gösteriyor. Çünkü Türkiye öteden beri tampon bölge oluşturmak istiyor. Amacı Rojava’daki Kürtlerin statüsünü önlemek. DAİŞ Kobane’yi boşaltarak, büyük kitle göçü oluşturarak, Türkiye’nin güvenliği söz konusudur diyerek uluslararası güçlerin desteğini alarak bu tampon bölge meselesini pratiğe dökmek istiyor...”

Bugün Suruç’ta halkı mitinge çağırırken de Demokratik Toplum Kongresi aynı komplo iddiasını tekrarlanmış: “Hedef Rojava devrimini boğmak, devrimin tüm kazanımlarını yok etmektir. Bu planın Orta Doğu’yu yeniden dizayn etmek isteyen uluslararası ve bölgesel hegemonik güçlerin ortak bir organizasyonu olduğu açıktır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu konudaki tutumu ve IŞİD terör örgütüne başta askerî olmak üzere verdiği her türlü destek gün gibi ortadadır.”

Örgüt çevreleri Kobane direnişini Stalingrad direnişine bile benzetiyor. Yedi düvele karşı Kurtuluş Savaşı efsanesinin 2014 sürümü sanki.

Peki Türkiye ile birlikte bu uluslararası komploda Kürtlere karşı birleşen diğer ülkeler kimler?

En son sayı 62’ydi. IŞİD’e karşı uluslararası koalisyon içinde NATO ülkeleri, önde gelen Arap ülkeleri dışında Andorra, Malta, Litvanya, Meksika bile var. Benzer hava saldırılarıyla katliamların bittiği Bosna, Kosova, Makedonya da.

Örneğin Arnavutluk Peşmerge güçlerine 22 milyon mermi, 15 bin el bombası göndermeyi vadetmiş. Ama PKK’ya. Hepsinin amacı Rojava Devrimi’ni boğmak. Başta da Türkiye’nin. Dünya Kobane kapılarında IŞİD’i bombalıyor, Türkiye Kobane’de yaralanan 300 YPG militanını hastanelerinde tedavi edip, sınırdan savaşmaya geçmek isteyenlere (biraz zorluk çıkarıp) kapıları açıyor. Başbakan Yardımcısı HDPlilerle görüşüp, Mardin’de Ahmet Türk’ü ziyaret edip “Suriyeli Kürtlere biz Esad’dan daha yakınız, bizim tarihsel müttefikimizdir” diyor.

Ama Kandil, Twitter’da herkesin güldüğü PKK medyasının fantastik Türkiye IŞİD’e tren gönderdi haberlerini referans yapıp (Ya da o haberlerin kaynağı zaten Kandil) bu aşamaya gelmiş barışı bile bozmakla tehdit ediyor.

Tuhaf. Halbuki elinde Suriye’den Rus, Irak’tan ABD’nin son model silahları olan IŞİD’e karşı Peşmerge gibi PKK’nın da direnememesi sürpriz değil. Şengal’i koruyamamaları, Mahmur Kampı’nı bile boşaltmak zorunda kalmaları, Kobane'de zorlanmaları ayıp da değil.

Ama gerçekleri halkına anlatmaktansa efsanelerle durumu kurtarmaya çalışmaları, ayıp değilse bile stratejik bir hata.

Türkiye düşman, Barzani düşman, ABD düşman. 62 ülke düşman. Peki kim dost? Esad mı? O zaman Halep’teki sivilleri vuran uçakları biraz mola yapıp, sınırları içindeki Kobane’deki sivilleri tehdit eden IŞİD mevzilerini vursun. PKK, Kobane’ye müdahale etmiyor diye Türkiye’yi suçladığı kadar, Kobane’nin sınırları içinde olduğu Suriye’yi de göreve çağırsın biraz.

Tabii Türkiye’nin dillendirdiği uçuşa yasak bölge talebi için “IŞİD’in uçağı mı var” diye dalga geçen Demirtaş, Esad’ın uçağı olduğunu bilmiyor olabilir. 3 yıldır sivilleri katleden uçaklar onlar. Suriye İnsan Hakları İhlaleri Merkezi’ne göre sadece geçen temmuzda Suriye’de 1178 sivil öldürüldü. Yüzde 87’si de rejim tarafından. 534’ü jetlerle, 269’u roketle, 145’i işkenceyle, 8’i açlıkla, 3’ü infaz edilerek.

3 yıldır bu katliama müdahale edilsin diyenlere “önden sen buyur diyenler, bugün Türkiye neden Kobane’de IŞİD’le savaşa girmiyor” diye kınama mesajları yayınlıyor. Suriye meselesindeki Üçüncü yolcu İslamcılar, “ne gerekiyorsa” verilsin çizgisine geldi. Şam, kimyasal silah kullandığında bile uluslararası müdahale isteyenlere karşı kendilerini Esad’ın önüne atanlar, şimdi Türkiye neden koalisyonda değil, diye bağırıyor.

Haklılar. Türkiye o zaman Esad’ın katliamlarına müdahale isterken haklıydı, şimdi IŞİD’in katliamlarını durdurmak için bu koalisyona girmemesi yanlış olurdu.

Zaten, Türkiye de rehine meselesini çözdükten sonra neredeyse Rusya, Çin, İran eksenleri dışındaki bütün dünyanın, bütün Batılı müttefiklerinin bütün İslam ülkelerinin içinde olduğu koalisyona hızlı bir giriş yaptı. Suriye ve Irak’ta güvenli bölge, uçuşa yasak bölge talepleri ve kara operasyonu olmadan olmaz diyerek.

Çok da geç kalmış sayılmaz. Büyük Britanya bile koalisyona katılma kararını 43'e karşı 524 oyla parlamentosundan yeni geçirdi. Güney Kıbrıs'taki üssünden ilk İngiliz uçakları Irak üzerinde dün keşif uçuşlarına başladı.

Dün BBC’ye konuşan Başbakan Cameron’un açıklamalarına bakılırsa Türkiye bu taleplerinde yalnız da değil. Cameron da sadece hava operasyonuyla bu işin çözülemeyeceğini düşünüyor. Kürt ve Arap askerlerin eğitiminden bahsediyor.

Önceki gün Pentagon’da ABD Savunma Bakanı ve ABD Genelkurmay Başkanı da uçuşa yasak bölgenin masada olduğunu, tartışıldığını ama henüz erken olduğunu açıklamıştı. Kamyoncudan Türkiye IŞİD’i destekliyor manşeti çıkaran Batı basını da Türkiye için kırmızı mumlu manşetlerle çıkmaya başladı bile.

Bugün Meclis’e gelmesi beklenen ve eskisinden farklı olacağı açıklanan Irak ve Suriye tezkerelerinin güvenli bölge ve uçuşa yasak bölge taleplerini de karşılaması sürpriz olmaz.

Peki uçuşa yasak bölge, güvenli bölge gerçekleşirse, bu Esad’ın Suriye’deki hükümranlığının resmen bitmesi anlamına gelmez mi?

Cameron’un BBC mülakatındaki en dikkat çekici cümleler bunun üzerine söyledikleriydi: “Suriye'de, IŞİD'in gelişmesine neden olan zalim diktatör Esad'dan, tüm halkı temsil edecek yeni bir hükümetin oluşturulması için bir geçiş sürecine ihtiyaç vardır. Esad çözümün değil, sorunun bir parçasıdır."

Suriye’de birincil düşmanın Esad olduğunu birkaç gün önce Fransız Dışişleri Bakanı da açıklamıştı.

Yani Türkiye’nin koalisyona giriş hızı, Suriye için yıllardır seslendirdiği güvenli bölge ve uçuşa yasak bölge taleplerinin Batı’da da yüksek sesle dillendirilmesi, Suudiler, BAE’nin koalisyondaki aşırı heyecanı, Katar’ın Tunus’un da koalisyona katılması, acil IŞİD tehlikesinden hemen sonra sıranın bu ortamın müsebbibi Esad’a da geleceğinin işaretleri olarak görülebilir. Rusya ve İran’ın da orta yol bulmak için girişimlere başladığı yazılıp çiziliyor.

Aslında, Washington’un operasyona Batılı ülkelere saldırı hazırlığında olduğunu söylediği Horasan Grubu adı altında bir grubu vurduğunu söyleyerek; ama Suriyeli muhaliflere göre esasen Nusra’yı vurarak başlaması, Esad için de tehlike çanlarının çaldığı tezini zayıflatmıştı.Yabancı savaşçılarının çoğu IŞİD’e geçen, Suriyeli bir Selefi grup hâline gelmiş, halk arasında IŞİD’in aksine popüler olan Nusra’ya Horasan Grubu adı altında saldırılmasına ABD’nin Suriye’deki ılımlı tanımına uyan, anti tank silahları bile verdiği seküler bir silahlı grup olan Harakat Hazm bile tepki göstermişti. Fakat, Türkiye’de operasyon karşıtı çevrelerin iddialarının aksine, koalisyonun İslami Cephe olarak bilinen gruplara yönelik bir saldırı yaptığına dair henüz sağlam bir haber çıkmadı.

Onlardan gelen açıklamalar da Nusra gibi rejimle çarpışan grupların ilk hedef olmasını tepkiden ibaretti.

Suriye’de ABD’nin 5000 muhalifi eğitmek için hazırlık yaptığı, ama bu muhaliflerin içinde Hristiyan ve Kürtlerin de olmasını istediği haberleri çıkmaya da başladı.

Suriyeli muhaliflere destek paketini oylayan ABD Kongresi’nin Dış İlişkiler Komitesi üyesi, Irak ve Afganistan’da da uçmuş eski bir savaş pilotu olan Adam Kinzinger’in Antep’e gelip, Özgür Suriye Ordusu yetkileriyle görüşmesi, tampon bölge talebini dillendirmesi bu hazırlıklara, nabız tutmalara işaret olarak okunabilir.

Yani bu operasyon ve IŞİD tehlikesi, Irak’ta Maliki’den sonra Suriye’de Esad’ı da götürebilir.

Bu Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de hem Türkiye hem de Kürtlerin lehine bir gelişme olur.

Yani aslında herkesin aynı cephede olduğu bir savaş bu. Didişme siyaseti biterse Kürtler ve Türkler bu krizden birlikte kazançlı çıkabilir. Uçuşa yasak bölgeyle Suriyeli Kürtler, Iraklı Kürtlerin statüsünü yakalayabilir. Kendi Kürt sorununu çözmeye çalışan Türkiye’nin güvenli bölge adı altında Suriye’yi işgal edip Kürt sorununu büyüteceğini düşünmek için epey AKP-septik olmak gerek.

PKK, Türkiye ve uluslararası ittifakla didişmek, Stalingrad hikâyeleri anlatmak yerine rasyonel bir politika izlerse hem IŞİD belasından kurtulur ki -istemese de kimse Kobane’yi IŞİD’e bırakmaz, bırakmıyor zaten- hem de statüsüne uluslararası bir meşruiyet sağlayabilir, hatta uluslararası bir aktör hâline gelebilir. Zaten PKK’yı silahsızlandırıp, siyasallaştırmaya çalışan Türkiye’nin bu durum aleyhine de olmaz.

O yüzden Türkler ve Kürtler karşılıklı efelenmeleri, taş devrinden kalma yöntemleri terk edip, bu yeni dönem için işbirliklerini artırmalıdır. PKK’nın Rojava’da Paris Komunü hayallerinden vazgeçip, Batı ve Türkiye ile ittifak içinde Irak Kürdistan’ı benzeri demokratik bir Suriye Kürdistan’ı için mevzilenmesi, Türkiye’nin de Irak Kürdistan’ı tecrübesini düşünüp bu fikri desteklemesi herkesin menfaatine olur.

IŞİD’e karşı kara operasyonu bile isteyen Türkiye hakkında Washington’a gidip IŞİD’e tren kaldırdı palavra yayınını sürdürmek Kürt siyasetine itibar kaybettirir, Türkiye’deki anti AKP lobisinin barışı boz tahriklerine kapılmakta o cenahın düştüğü derin çukura doğru çeker sadece..

AK Parti de bölgeyle ilgili derin sosyolojik analizleri bir tarafa bırakıp ittifakın yönünün IŞİD’den sonra Esad rejimine dönmesi için çalışmalı, Kürtlerle iş birliğini artırmalıdır.

Türklerin ve Kürtlerin okyanusları aşıp kuru derelerde boğulma lüksü yok artık…

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89