• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 12 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 22 °C
  • Berlin 12 °C

Kürtlerle beraber ya da Kürtlere karşı

Şahin Alpay

Bu yazıdaki argümanları yıllardır kaçıncı defa dile getiriyorum, bilmiyorum. Fakat gelişmeler ışığında tekrarlamakta yarar var. 

Ortadoğu’da 30 milyon dolayında Kürt yaşıyor. Bunların tahminen yaklaşık yarısı Türkiye’de; 8 milyonu İran, 6 milyonu Irak, 2 milyonu da Suriye’de. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana bütün bu ülkelerde, hakları şu veya bu ölçüde bastırılan Kürtler arasında milliyetçilik giderek yükselmekte.

Yükselen Kürt milliyetçiliğinin, ülkenin bütünlüğüne, güvenlik ve istikrarına tehdit oluşturmaması Türkiye’nin ana sorunu. Türkiye’nin Kürtlerle ilişkisinde özel bir durumu var: Kürtlerin yarısı Türk çoğunluklu batı bölgelerinde yaşıyor. Bir kısmı asimile oldu, bir kısmı kendini çift kimlikli (hem Kürt, hem Türk) addediyor. Karma evlilikler çok yaygın; bunlardan doğan milyonlarca Türkiyeli var. Ankara, bir yandan Kürtleri asimile etmeye çalışırken, öte yandan sosyo–ekonomik ve siyasi olarak entegre etme çabasında oldu. Bu nedenle Kürtler, ülkenin ekonomik, kültürel ve siyasal yaşamında önemli bir role ve paya sahip. Bu nedenle yaklaşık yarısı, milliyetçilerin baş temsilcisi BDP’ye değil, AKP’ye oy vermekte.

Yükselen Kürt milliyetçiliğine karşı başlıca iki strateji uygulandı. 1990’lara kadar, özellikle askerler arasında ağır basan mantık, Kürt milliyetçiliğinin yasak, zor ve şiddetle bastırılması oldu. Dış Kürtler düşman görüldü; Kürt milliyetçilerine karşı Bağdat, Tahran ve Şam ile işbirliği yapıldı. 1990’lardan itibaren özellikle siyasiler arasında ağır basmaya başlayan mantık, bir yandan meşru demokratik taleplerin tedricen karşılanması, öte yandan dış Kürtler, özellikle Irak Kürtleriyle yakınlaşma oldu. Bu mantığın öncüsü Turgut Özal ise, esas uygulayıcısı Tayyip Erdoğan oldu. Erdoğan, Kürt kimliğinin inkarına son verip, silahlı ayaklanmayı (ayrılıkçılığı terk eden ve silahlara veda işaretleri veren) PKK ile müzakere yoluyla sonuçlandırma arayışına girdiği gibi, Irak Kürdistanı’nı en büyük ticaret ortağı haline getirdi. Ne var ki Ankara’da bu iki mantık – iki politika arasında mücadele ve bocalamanın hâlâ devam ettiği ileri sürülebilir.

Türkiye, bütünlüğünü yasak, baskı ve zorla değil, ancak özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyi yerleştirerek, bütün Kürtlerin saygı ve güvenini kazanarak koruyabilir. Irak Kürtleriyle uzlaşma ve yakınlaşma, “komşularla sıfır problem” politikasının muhakkak ki, en başarılı sonucudur. Arap Uyanışı, sahne aldığı bütün ülkelerin “düzeni”ni altüst etti. En büyük altüst oluş da kuşkusuz Suriye’de yaşanmakta. Bunun kaçınılmaz bir sonucu, onyıllardır ağır baskı altında tutulan Suriye Kürtleri arasında milliyetçiliğin yükselişi. Şimdi Ankara’nın kapısına dayanan soru şu: Suriye politikası Kürtlerle beraber mi, yoksa Kürtlere karşı mı? Bu sorunun cevabı özgürlük ve demokrasi yanlıları açısından çok açık: Elbette ki Suriye Kürtlerinin husumetini değil, dostluğunu kazanmalıyız.

Muhakkak ki, içerideki ve dışarıdaki Kürt milliyetçilerinin Türkiye’nin barış ve huzuruna tehdit oluşturmaktan kaçınmaları da, hakları ve barışı güven altına almanın vazgeçilmez bir şartıdır. Suriye Kürtleri üzerinde nüfuzunu artırdığı anlaşılan PYD’nin başkanı Salih Müslim’in söyledikleri oldukça net: “Biz Türkiye ile dost olmak istiyoruz. Birlikte barış içinde yaşamak istiyoruz... Demokratik özerklik Suriye’nin tüm unsurları bunu kabul ederse geçerli olur, yoksa herhangi bir dayatma içinde değiliz...” Amberin Zaman’ın Müslim’le yaptığı söyleşi tümüyle okunmaya değer. (Taraf, 20 Temmuz 2013.)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89