• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 20 °C
  • Diyarbakır 24 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 25 °C
  • Berlin 12 °C

‘Kürtlerin vakti geldi’ mi?

Vahap Coşkun

20. yüzyıl Kürtler için hayırla yâd edilecek bir tarih olmadı. Çünkü I. Dünya Savaşı’nın ertesinde kurulan ve devam ettirilen uluslararası nizam, Kürtlere hep felaket getirdi. Nizamın kurucuları Ortadoğu’yu şekillendirirken ince hesaplar yaptılar, yeni devletler yarattılar ve cetvellerle sınırlar çizdiler. Kürdistan’ı dörde böldüler ve Kürtleri dört ayrı rejime tabi kıldılar. Kürdistan’ın bölünmesinin Kürtler açısından –başlıca- iki sonucu oldu:

İlk olarak, bir bütün halinde Kürt sosyolojisi alt-üst oldu. Sun’i sınırlar belirlendi, topraklarının içinden tel örgüler geçti. Aşiretler parçalandı; aşiretlerin sınırın bir tarafında, bir kısmı ise sınırın diğer tarafında kaldı. Kürtler farklı ülkelerin vatandaşları oldular, birbirlerine yabancı oldular konumuna düştüler. Farklı dilleri konuşmak zorunda kaldılar.

Bu parçalanmışlık hali Kürtlerin bütünlemesini imkânsız kıldı. Kürtler arasında birbirinden haberdar olma, birbirinin sorunuyla dertlenme, birlikte hareket edebilme fikriyatı güçlenmedi. Bir “Kürdistan” tasavvuru hep vardı ama bu tasavvuru gerçek kılmaya dönük bir siyasi bütünleşme yaşanmadı. Uluslaşma treni kaçırıldı. Dört ülkeye dağılmış Kürtler arasındaki bağlar zayıf kaldı.

İkincisi, Kürtler hak ve özgürlüklerinden mahrum edildiler. Tabi olmak zorunda bırakıldıkları devletlerin politikaları hep aynı olmadı elbette. Ama her devlet değişen dozlarda baskı politikası uyguladı Kürtler üzerinde. Bazılarının çok sert, bazılarının nispeten daha yumuşaktı. Türkiye varlıklarını hepten inkâr etti. Suriye vatandaştan saymadı. Irak kimyasal katliamlara başvurdu. İran, liderlerini Avrupa’nın göbeğinde katletti. Dört ülke de gerekli duyduğu anlarda Kürtleri tedip, tenkil ve imha etmekten kaçınmadı.

Kürtlerin maruz kaldıkları adaletsizlik ve zulüm, neticede Kürtlerin bu dört ülkede hep en etkili muhalefet odağı olmalarına yol açtı. Kürtler kendilerine baskı yapan devletlere karşı bir nevi ölüm-kalım mücadelesi içine girdiler. Bazen siyasete, bazen de silaha ağırlık verdiler ve varlıklarını bugünlere taşıdılar.

Statükonun değişimi

İki yıl sonra, Kürtlerin meşum kaderinin başlangıcının ima eden Sykes-Picot Antlaşması’nın üzerinde bir asır geçmiş olacak. Anlaşmadan mülhem kurulan düzen -ana hatlarıyla varlığını devam ettirse de- ciddi sıkıntılar yaşıyor. Ortadoğu bir yangın yeri ve orada inşa edilen statükonun değişmesini ihtimal dâhiline sokan güçlü emareler var. Kürdistan’ın ve Kürtlerin bu değişimden etkilenmemesi düşünülemez.

1990’ların sonu ve 2000’lerin başından itibaren Kürtlerin toplumsal hayatlarında önemli değişimler oluyor. Körfez Savaşlarından sonra Irak’ta federal bir yapı kuruldu ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi oluşu. Suriye’de 2011’de patlak veren olayların ertesinde Kürtler kendi bölgelerinde bir özerk yönetim meydana getirdiler. İran’da PJAK’ın silahlı mücadeleyi sonlandırması ve Ruhani’nin Cumhurbaşkanı olmasından sonra Kürtlere yönelik bir açılım politikası izlenmeye başladı. Türkiye’de ise 1984’ten beri silahlı mücadele yapan PKK ile devlet arasında –halkın bilgisine de sunulan- görüşmeler başlatıldı.

Tüm bu gelişmeler Kürtlerin artık önemli bir aktör haline geldiğine delalet ediyor. Tarihi bir eşikten geçiyor Ortadoğu; taşlar yerinden oynuyor ve yeni dengeler kuruluyor. Görünen o ki, Kürtler bu dengelerin kurulmasında önemli bir rol oynayacak ve bu coğrafyanın alacağı yeni biçimde söz sahibi olmak isteyen her ülke Kürtleri hesaba katmak zorunda kalacak.

‘Kurdish moment has arrived’

Kürtlerin hatırı sayılır bir politik ağırlıklarının olduğu Kürt siyasetçiler tarafından da artık açıktan dillendiriliyor. Bunun son derece net bir şekilde ifade eden Irak Kürdistan’ının en mühim isimlerinden biri olan Barham Salih oldu. Önceki dönemlerde Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde başbakanlık, merkezi yönetimde ise başbakan yardımcılığı görevini yapan Salih, 2012 yılında İstanbul’da bir toplantıya katılmış ve burada Cengiz Çandar’a “Kurdish moment has arrived (Kürtlerin harekete geçme ve tarih sahnesine çıkma zamanı geldi)” demişti.

Salih, sonradan bu düşüncesini tekrarladı. 2013 yılında Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni ziyaret eden bir grup Türkiyeli gazeteciye de “Kürt baharı geldi” ifadesini kullandı. Salih’e göre, 20. yüzyıl Kürtlere çok acımasız davranmış ama o günler geride kalmıştı: “Artık Kürtlerin zamanı gelmişti.” Salih’in bu tarih okuması, kanımca, dört bakımdan isabetlidir:

İlki, Ortadoğu yeni doğumlara gebe; rejimler değişebilir, sınırlar yeniden tanzim edilebilir. Ancak bunlar gerçekleşmezse – yani mevcut durum korunsa- bile Kürtlerin eskisine nazaran çok daha iyi bir konumda olacağı söylenebilir. Kürtler 10-20 yıl önceki Kürtler değiller; önemli kazanımlar elde ettiler ve bu kazanımlarından vazgeçmeleri düşünülemez. Türkiye, Irak, İran ve Suriye’nin kendilerine dayattığı eski koşulları kabul etmeleri söz konusu olamaz.

İkincisi, hâlihazırdaki sınırlar resmi olarak varlığını muhafaza etse dahi Kürtlerin kendi aralarındaki sınırları giderek fiilen daha silik ve belirsiz bir hale getireceği öngörülebilir. Kürdistan’ın herhangi bir parçasında yaşayan Ortak bir Kürt kamuoyu doğuyor ve Kürdistan’ın bir parçasında yaşayan Kürtler diğer parçalardaki Kürtlerle ilgili gelişmeleri yakından takip ediyor. Mesela Kürdistan Yönetimi, Türkiye’nin PKK ile görüşmesine destekliyor, üzerine düşen her türlü yardımı yapıyor. Irak merkezi hükümeti Kürdistan’ı tehdit ettiğinde, PKK tüm güçleriyle Kürdistan Yönetimi’nin arkasında duracağını ilan ediyor. Suriye Kürdistanı’ndan gelen kötü bir sinyal Türkiye ve Irak’taki Kürtleri hemen harekete geçiriyor. Dolayısıyla Kürtler her geçen gün artan bir oranda birbirlerinin gelecekleri ve yaşadıklarıyla daha fazla ilgilenmeye başlıyorlar.

Birakujî’

Üçüncüsü, dört ülkenin Kürtlere karşı izledikleri politikada iki ortak nokta vardı: Biri, aralarında derin ihtilaflar olsa da bu dört ülkenin iş Kürtlere geldiğinde hemen ittifaka girmeleriydi. Diğeri ise dört devletin de kendi içindeki Kürtlerle mücadele ederken diğer ülkelerin Kürtlerini kullanmalarıydı. Ancak bugün, dört ülkenin bu şekilde ortaklaşmasını mümkün kılan siyasi denge bozuldu. Suriye ile Türkiye kanlı bıçaklı bir noktaya geldi. Suriye konusunda Türkiye ve Irak farklı uçlara savruldu. Türkiye, Irak merkezi hükümeti ile sorunlar yaşarken Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile ilişkileri sıklaştırmaya başladır.

Dördüncüsü, geçmişte Kürt örgütleri (KDP-KYB, PKK-KDP) arasında kanlı çatışmalar oldu, kardeş kavgaları (birakujî) yaşandı. Ama Kürtler bu kanlı tarihten önemli bir ders çıkarmışa benziyor. Kürt örgütleri artık çok daha sık bir araya geliyor, aralarında bir çekişme olduğunda arabulucular işe koyuluyor. Kürt kamuoyunun bu konudaki duyarlılığı çok yüksek; yeni bir birakujiye geçit vermeyeceğini her vesileyle deklare ediyor. Nitekim Kürt siyasetinin iki güçlü aktörü KDP ve PKK arasında sorunlar yaşandığında hemen diplomatik mekanizmalar devreye giriyor.

Büyük Kürdistan mı?

Acaba –Kürtleri memnun eden- bu gelişmelerin neticesinde dört parça Kürdistan’daki Kürtlerin bir araya gelip büyük Kürdistan’ı oluşturur mu? Bazıları bunu hayal ve temenni ediyor, bazılarının ise bunu düşündükçe uykuları kaçıyor.

Bence Kürt siyasetinin karar vericileri bu konuda oldukça akılcı bir çizgi izliyorlar. Barzani “Bağımsız Kürdistan” hayalini saklamıyor ama kendilerinin dışında bir dünyanın var olduğunu da akıldan çıkarmamak gerektiğini hatırlatıyor. Öcalan, çok uzun süren beri Türkiyeli bir perspektifi savunuyor. Müslim, her seferinde demokratik ve özgür bir Suriye’de beraber yaşama isteğini dillendiriyor.

Kısacası Kürt liderler, realist bir tavır içerisindeler. Sınırları zoraki ve sun’i olarak görseler de bunun bir gerçeklik olduğunu biliyorlar. Dört devleti zorla yola getirerek parçaları birleştirmenin ve bunu dünyaya kabul ettirmenin imkânsızlığının da farkındalar. Temkini elden bırakmıyorlar. Önceliği yaşadıkları topraklarda idari ve siyasi özgürlüklerini azamileştirmeye veriyorlar. Uluslararası ve bölgesel dengeleri gözeten bu siyaset, şu an itibariyle Kürtler için en doğru seçenek olarak gözüküyor. (Al jazeera Turk)

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89