• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 15 °C
  • Berlin 19 °C

Kürtlerin uluslaşması

Mücahit Bilici

Kürtler uyanıyor. Zaten başka çareleri yok. Bu uyanış bir milletleşme sürecidir. Kendileri uyanmak istemese, komşuları veya onlara bakan sahipleri onları mecburen uyandıracaklar. Çünkü uykunun ekonomik bir maliyeti var. Tıpkı esir beslemenin husule getirdiği ayakbağı ve yük olma durumu gibi. Nitekim, bugün Türkiye’de devletin geldiği noktanın bir kısmı siyasi ve askerî mücadelenin ürettiği güvenlik maliyeti ise diğer bir kısmı da hem üretici hem de tüketici olarak Kürtlerin ve Kürdistan’ın bihakkın istifade edilemez iktisadi yük ve kayıp hâline gelmesidir. Ataletten yani atıl olmaktan çıkma ihtiyacı eğer özne olarak Kürtlerde hissedilmezse, onları nesne olarak elinde tutanların hissettiği, hissedeceği bir ihtiyaç olacaktır. Kürtlerin milletleşmesi kaçınılmaz görünüyor. Ancak ne olarak milletleşecekleri ucu açık bir sorudur. 

Halihazırda AK Parti iktidarının yürüttüğü siyaset, Türkiye’nin bir Müslüman ulus olarak yeniden tasavvur edilmesi ise, “barış süreci” de Kürtlerin bu uluslaşmanın içinde Müslüman kardeş, milletdaş ve vatandaş olarak dâhil edilmesidir, yer almasıdır. Hâkim Kürt siyasetince kabul edilen ve hatta laik bir siyasi parti kültürüyle yürütülen “Türkiyelileşme” siyaseti, esasen Kürtlerin Müslüman olarak Türklerle birlikte yeniden Müslümanlık şemsiye-kimliği altında uluslaşmasıdır. 

Müslüman bile olsa Türklük, Kürtlüğü boğmaya çalışır ve boğabilir bir üst kimlik iken Müslümanlık üst kimliği, onu sivilliğe indirse de Kürtlüğü boğmaya çalışmaz ve boğamaz. Her hâlükârda Müslümanlık kimliği, Kürtler açısından Türklük kimliğine nispetle önemli ve kalıcı bir kazanımdır. Kürd’ün varlık ve eşitliğini şarta bağlasa da silinemez şekilde kayda geçiren bir ilerlemedir. Bu açılardan hem Türkiye’nin Türklükten uzaklaşıp Müslümanlaşması hem de barış süreci Kürtlerin hayrına olmuştur. Kürtler ideolojik ezberlerle vakit kaybetmektense his ve iradelerini akılla cem edip hukuklarını tesis etmeliler. Bunu yaptıkça mevcut gidişatın hep kazananı olacaklardır. 

Kimliğini Müslüman olarak belirlemiş bir Türk devletinin Müslümanlığın gereği olarak aynı zamanda Kürtleşmesi gerekir.Bu noktada henüz bir emare görünmemektedir. Kürtlüğün Müslüman kimlik anonimliği içinde görünmezleşmesi devletin arzu ettiği ama Kürtlerin razı olmaması gereken bir çözüm kıvamıdır. Neden? Çünkü devletin ulusal kimlik olarak Müslümanlığı benimsemesinin demokratik bir filtreden hakkıyla geçmesi ve İslam’ın Kürtlerin hak ve egemenliklerini seyreltmede kullanılan bir alet seviyesine düşürülmemesi şarttır. Hakiki bir demokraside devletin dini de olmaz, milliyeti de kalmaz. Hakiki bir demokraside bir insan ile bütün toplum bir mesabesindedir. 

Modern zamanlar insanların küçük parçalar ve serseri bireyler olarak vahşet içinde kalmasına izin vermiyor. Bu yüzden Bediüzzaman “zaman cemaat zamanıdır” derken Nurcuların bile sadece kendilerine bakan veçhesiyle anlayabildikleri çok daha büyük bir hakikate işaret ediyordu: zaman şahs-ı maneviler (ulus, sınıf, cemaat) çağıdır. Bu “hayalî cemaatler”in bireyi veya azınlığı rızasının rağmına eritip yoketmesidir sorun. Yoksa muhayyel cemaat olmak ve kendinden büyük bir şeye dönüşmek, dayanışarak kendini aşmak üzere yaratılmış olan insan için bir zaruri ihtiyaçtır. Bireyin bastırılıp yokedildiği değil, iradesiyle dayanışarak külliyet kazandığı bir uluslaşma, cemaatleşme, kolektif birlikleşme demokrasinin gereğidir. 

Kürtler başka baş ve beyinlere dolgu malzemesi kabilinden hükümsüz doku hücreleri değil, başka baş ve beyinlerle ayrışabildiği gibi dayanışa da bilen bir beden, bir şahs-ı manevi olmalılar. Kürtlerin kendilerine ait bir akıllarının olması şarttır. Hakperest bir uyanışı gerçekleştirirse Kürtler, hem kendilerini parçalamış bölücü Müslüman devlet sınırlarının silinip kalkmasında hem de bölgesel bir demokratik kültürün oluşmasında büyük katkıları olacaktır 

Evet, öyle bir zamana rast geldik ki Kürtlerin artık Kürt olmaya ihtiyaç duymamaları için önce hakkıyla Kürt olmayı başarmaları gerekiyor. Laik dilde tanınmaz hâle gelen aynı şey (tarih, kader ve Tanrı) “haklı olanla”dır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89