• BIST 97.533
  • Altın 145,687
  • Dolar 3,5750
  • Euro 3,9909
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 25 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 24 °C
  • Berlin 23 °C

Kürtlerin talepleri, zindan, izzet ve Said-i Kürdi

Emrullah Beytar

Kürtlerin maruz kalmış olduğu sıkıntı ve sorunları tespit ettiğine inandığım kişilerden biri olan Said NURSİ’nin İstanbul’a Kürtlerin insanca ve eşitçe yaşama taleplerini dönemin padişahına iletmek için gitmişti. Nursi, Kürdistan’ın değişik bölgelerinde açılan okulların bölge halkının diliyle eğitim yapmadıklarından dolayı bölge halkı olan Kürtlerin bu okullardan faydalanılmadığını, bu yüzden Kürtlerin eğitimsiz kaldıkları ve bu durumun istikbalde ciddi sorunları beraberinde getireceğini fark etmiş ve bu taleple Kürdistan’dan İstanbul’a uzun bir yolculuğa çıkar. İstanbul’a vardığında Şekerci hanına yerleşir ve kaldığı odanın kapısına “Her soruya cevap verilir, ancak soru sorulmaz” levhasını asarak tüm dikkatlerini üzerine çeker. Kısa bir sürede Kürdistan’dan gelen ve İstanbul ulemasına meydan okuyan, elbisesi gibi lisanı da farklı ve kendinden emin olan bu kişinin ünü İstanbul’un her tarafına yayılır. Birçok gazetede Kürdistan ve İslam toplumunun sorunları üzerine makaleler yazar, farklı zeminlerde konferanslar verir.. Kısa sürede İstanbul’daki bu hareketliliği ona İstanbul’a geliş amacını unutturmamıştı. Kürdistan’ın ve Kürdlerin sorunlarını birinci ağızdan en yetkili kişi olan Sultan Abdulhamid’e aktarıp, taleplerini dile getirmek istiyordu. Sultan Abdulhamid’le görüşme talebi onun hapishane ve tımarhaneye götürmüşse de o toplumun bu talebini en yetkili makama iletmekten vazgeçmiyordu.

Rüşvetle bir toplumun hakkını sümenaltı etme siyaseti

Hapishanedeyken onu bu taleplerinden vazgeçirmek için kendisini ziyarete gelen Zaptiye Nazırı’na bugüne ibret olabilecek nasihatlerde bulunmuştur. Zaptiye Nazırı “padişah sana selam etmiş, bin kuruş da maaş bağlamış. Sonrada yirmi-otuz lira yapacak” şeklindeki teklife karşılık Nursi ,“Ben maaş dilencisi değilim, bin lira da olsa kabul edemem. Kendim içim gelmedim, milletim için geldim. Hem de bu bana vermek istediğiniz rüşvet ve hakk-ı sukuttur” diyerek bu teklifi reddetmiştir. Zaptiye Nazır’ın “irade’yi reddediyorsunuz. İrade reddolunmaz.” Sözüne karşılık Nursi; “ reddediyorum. Ta ki padişah darılsın, beni çağırsın, bende doğrusunu söyleyeyim.” Diyerek hem Zaptiye Nazırına hem o dönemin Kürd büyüklerine bir toplumun menfaatinin kendi bireysel menfaatinden daha önemli ve öncelikli görülmesi gerektiğini bu tutumuyla onlara ders veriyordu. Nursi, “bunu ciddi söylüyorum; ben isterim ki, ebna-yı cinsimi bilfiil ikaz edeyim ki,….” Cümlesinde de padişahla görüşme talebinde ne kadar ısrarcı olduğunu anlamak mümkündür. Nursi’nin bu makul ve ısrarcı talebi dönemin bürokrasisi tarafından uygun görülmez ve Nursi’yi önce hapishaneye, taleplerinden vazgeçmeyince de tımarhaneye göndermişlerdir.

Nursi, Kürtlerin insanca ve eşitçe yaşama taleplerini dönemin yöneticilerine iletmek isteyen ilk Kürt aydını değildi şüphesiz. Ondan öncede Kürtlerin bu haklı taleplerini dönemin padişahına iletmek amacıyla giden Kürt aydınlar olmuştur. Fakat bu girişimler Zaptiye Nazırı’nın hapishanede Nursi’ye teklif ettiği rüşvete benzer hediyelerle! Kürtlerin talepleri dillendirmeden bu süreç sona eriyordu. İşte Nursi, hakkı sukut etmek için teklif edilen rüşveti kabul etmeyince Kürtler ve ümmet adına kurban seçilmişti. Nursi, Kürtlerin haklı talebini padişaha anlatmakta ısrarcıydı “Neticesi deniz olsa geniş bir kabirdir. İdam olunsam bir milletin kalbinde yatacağım. Hem de İstanbul’a geldiğim vakit hayatımı rüşvet getirmişim. Ne ederseniz edin” diyerek Kürtlerin insanca ve eşitçe yaşama talebini padişaha iletmek için nelere katlanabileceğini hapishane ortamında Zaptiye Nazırı’na söylemiştir. Nursi; “Devr-i istibdatta adalet ve müsavatı yalnız hapishane ve tımarhanede gördüm” diyerek bu talebinin  ne kadar can yakıcı olduğunu ortaya koyuyordu kanaatimce. İki Mekteb-i Musibetin Şahâdetnamesi' isimli eserinde o dönemde bu talebinde maruz kaldığı bütün haksızlıklara rağmen toplumun taleplerine dillendirdiğini; “İstediğim nokta, Kürtlük namus ve haysiyetini muhafazâdır... Ey Kürtler! Tımarhaneyi kabul ettim ama Kürtlüğ'e leke vurmamak için irade-i padişâhı ile maaş ve ihsan-ı şahaneyi kabul etmedim.'  Cümlesiyle diler getirmiştir. Devr-i istibdatta hapishane ve Tımarhaneyi kendine mektep kılan Said-i Kürdi’nin bu tutumu bütün insanlara şu mesajı içerdiği düşüncesindeyim. Onur ve izzetinizi her zaman ve şartta muhafaza ediniz ve toplumun menfaatini kendi şahsi çıkarlarınızın üzerinde tutun ve tutanlarla birlikte olunuz.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89