• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 1 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -7 °C

Kürtlerin nüfus cüzdanını değiştiren ‘Apocu çalışma tarzı’ olmadı mı?

Ömer Ağın

“Reel sosyalizm” Rusya’da iktidar olduktan sonra dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de pratik komünist anlayışın biçimlenmeye başladığını biliyoruz. Bu oluşum üzerine bugüne kadar çok şey konuşuldu, konuşulmaya da devam edecek kuşkusuz. Bu yazının konusu “reel sosyalizm” üzerine ayrıntılı açıklamalar yapmak, teorik değerlendirmelerde bulunmak değil. Ancak hem geçmişte yaşanan kimi zaaflara maddi temel teşkil eden nedenlere değinmek, hem de solun kitlelerle buluşmasını engelleyen dar, dogmatik, ben merkezli düşünce tarzına dikkat çekerek için kimi tespitleri yapmak zorundayız. En önemlisi de bugün sağlıklı bir kitle hareketinin yaratılması ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin Türkiye demokratik güçleriyle kaynaşması için “Türk solu düşünce tarzı”nı irdelemek gerekir. “Tek tek ülkelerde sosyalizm gerçekleşebilir” teorik düşüncesi Çarlık Rusya’sında gerçek olunca, haklı olarak bütün dünyanın gözü o bölgeye yöneldi. Egemenler bu iktidarı yıkmak için seferber oldular. Farklı ülkelerdeki komünistler ve ezilen halklar da bu sistemi korumak için harekete geçtiler. Komintern (Üçüncü Enternasyonal) olarak adlandıran dünya komünist hareketinin hem oluşum amacı hem de oluşum biçimi reel sosyalizmi “kollama, savunma ve koruma” amacına uygun biçimde oluşturuldu.

Bu oluşumun iki önemli özelliğine konumuzla ilgili olduğu için kısaca olarak değinmek zorundayım.

Birincisi; Komintern, aldığı bütün önemli kararları merkezi olarak alıyordu. Karar yeri Komintern merkezi ve onun da merkezi Sovyetler Birliği Komünist Partisi’dir. Diğer ülkelerdeki komünist partileri ise Komintern’in birer şubesi gibiydi. Başka bir ifadeyle, Komintern, farklı ülkelerin komünist partilerinden oluşan enternasyonal bir yapıdan çok, farklı ülkelerde var olan Komintern şubeleri biçiminde çalışıyordu.

İkincisi, her şeyden önce “reel sosyalizmi” “kurmak” Komintern’in temel görevi, hatta tek uğraşıydı. Stalin’in, “insan sosyalizmin vidasıdır” demesi bu düşünceyi en iyi anlatan örnek oldu. Bu duruş ister istemez komünist partilerini bulundukları ülkelerin sorunlarıyla uğraşmaktan uzaklaştırdı. Onları sadece reel sosyalizm ve onun pratik varoluş şekli olan Sovyet devletini savunmaya götürdü.

Türkiye komünistleri bu belirlemenin dışında değildi. Daha sonraları Çin’in tarih sahnesine çıkması bile bu çalışma tarzında ve bakış açısında bir değişiklik yaratmadı. Sadece merkezi yapıyı birden ikiye çıkardı. “Ne Çin, ne Rusya” diyenlerin duruşlarında da bir değişiklik olduğunu söylemek zordur. Temel çalışma tarzı, merkezi ve ben bilirim kibirliliğiydi. Bu anlayışın etkisinde kalan ve o yöntemle çalışan sadece Türk Solu değil, o dönem var olan Kürt hareketleri de bu etkinin alanına girmişti.

“Türk Solu” olarak tanımlanan “solun” bu düşünce tarzı, onun kitlelerle bağ kurmasını engelleyen temel özelliği oldu. Bu nedenle “sol” hem Türkiye’nin demokratikleşme sürecine ciddi katkı yapamadı, hem de Kürt halkını tanıyamadı. Bu özelik bugün de devam ediyor kanısındayım.

Kürt Özgürlük Hareketi ise, kendine özgü bir çalışma tarzı geliştirdi. Yerellik içeren çalışma yöntemiyle Kürt halkıyla ilişki kurulmaya çalışıldı. Hareketin bu özelliği, doğal olarak kadrolarının rejimle tüm ilişkilerini kesmeye götürdü ve halkın içinde büyümeyi önüne koyma gereğini duydu. Kürt Özgürlük Hareketi bu çalışma tarzıyla geçerli bir yol haritası oluşturduğu için kitlelerle bağ kurdu ve kitleler Kürt Özgürlük Hareketi oluverdi. Kürtlerin kendi kaderlerini tayininin önünde durmak artık olanaksız duruma geldiyse ki geldi, bu Kürt Özgürlük Hareketi’nin düşünce tarzı sayesinde olmuştur. Kürt Özgürlük Hareketi, devasa olarak büyüdü. Kürdistan’ın tüm parçalarında ‘Ulusal Demokratik Birlik’ önemli bir aşamaya yükseldi. Ortadoğu yeniden yapılanma konumuna geldi. Kürtlerin ulusal demokratik haklarının “teslimi” ertelenmez bir basamağa yükseldi...

O nedenle Kürt Özgürlük Hareketi’nin geçmişten daha çok “kendi olma” ve “kendini yaratma” ilkesine sıkıca bağlı kalması gerekir.

Şimdi bu çalışma tarzına en fazla ihtiyaç duyulan bir zaman diliminde yaşıyoruz. Hem barışçı demokratik çözüm yolunun ilerlemesi, hem de Türk halkının demokrasi mücadelesinde kitleselleşmesi için yeni, özgün çalışma anlayışına ihtiyaç var.

Yasal Kürt hareketi kimi zaman ve yerde bu ilkeden uzaklaşsa bile başarıya götüren tarzın bu olduğu unutulmamalıdır. Legal siyasi hareketimizin Dersim ve Kars’ta “Türk Solu”nun düşünce tarzının etkisinde kalarak çalışma yapmaları partimizin o alanda daralmasına neden olduğunu söyleyebiliriz. Her anlamda Kürt ulusal birlik yolunun Amed ve Dersim’in birlikteliğinden geçtiğini biliyoruz. Partimizin bu alandaki çalışma tarzında bir eksiklik olduğunu da görüyoruz. Daha da önemlisi metropollerde güçlü bir BDP örgütsel yapısının oluşamaması ve Kürt kitlesiyle yeterince buluşamamasının en önemli nedeni “Türk Solu” tarzı çalışmanın yapılıyor olmasıdır. Bizim itirazımız “Türk Solu” çalışma tarzına ve çalışma zihniyetinedir. Demokrasi ve özgürlük yolunda Türk halkıyla ilişki kurmaya itiraz etmek bizden uzak olsun. Eleştirilerimiz kendi çalışma biçimimize ve örgütlenme anlayışımıza yöneliktir. Kimi zaman birleşmenin küçülme yaratabildiği ilkesinden hareket ederek şunu söylüyoruz: Birleşmeden daha önemli olan şey birleşmeyi sağlayan anlayış ve birleşmenin çalışma tarzıdır. BDP, “Türk Solu”nun düşünce tarzından uzak durmalıdır.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89