• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır -4 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin -1 °C

Kürtlerin Kemalistlerle ittifakı...

Oral Çalışlar

-22 Ekim 1919 tarihlerinde, yani Sivas Kongresi’nin ardından, Mustafa Kemal’in başında bulunduğu Heyeti Temsiliye ile Osmanlı hükümeti arasında Amasya’da bir ‘Protokol’ kabul edilir. ‘Protokol’de Kürtlerin durumu ele alındı. İki numaralı Amasya Protokolü’nün birinci maddesinde; ‘Osmanlı devletinin tasavvur edilen sınırının Türk ve Kürtlerle meskûn araziyi ihtiva eylediği ve Kürtlerin Osmanlı camiasından ayrılmasının imkânsızlığı’ izah edilir... Bu maddenin devamında, Kürtlerin sahip olacakları haklar da belirtilir. Protokol, yabancıların Kürtlerin bağımsızlığı konusundaki teşvikçi tutumuna karşı, bir önlem olarak onların her türlü hak ve hukuktan eşit ve öncelikli olarak yararlanacaklarına dikkat çeker (Sinan Hakan, Türkiye Kurulurken Kürtler, İletişim Yayınları). 

1921 Anayasası’nda yer alacak ‘Kürtlere özerklik’ konusunun ipuçlarının temeli de böylece atılır.

‘Milli Mücadele’, bir anlamda Türklerle Kürtlerin ittifakı temelinde gelişti. Türk-Kürt kardeşliği, Mustafa Kemal’in bu dönemde sıkı sıkıya bağlı göründüğü telgraf ve mektuplarında vurgu yaptığı husustu. 

Savaş bitip kuruluş dönemi başlayınca; kısa sürede, Kemalist iktidar; eski verdiği sözleri unutup yeni bir düzene geçti.

Bu düzen, Kürtlerin yok sayıldığı, hak aradıkları zaman devlet şiddetini karşılarında gördükleri bir ‘tektipçilik’, zulüm ve baskı düzeniydi. 

Yeni dönem

90 yılın sonunda; Ergenekon, Balyoz ve Kafes davalarının ardından; Kemalistlerin devlet ve özellikle ordu içindeki güçleri büyük ölçüde zayıfladı. Kürt sorununun çözümünün önündeki asıl engel olan militarizm eski etkinliğini kaybedince yeni olanaklar ortaya çıkıyor. 

Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı ‘Demokrasi Paketi’, zincirin yeni bir halkası. PKK/BDP cephesi paketin içeriğini haklı olarak yetersiz buldu ve tepkiyle karşıladı. Özellikle de Kürtçe eğitim ve Terörle Mücadele Kanunu’nda beklenen değişikliklerin yapılmaması, ‘tepkinin asıl nedeni’ olarak öne çıkıyor. 

AK Parti’nin ‘Kürtlerin hakkını hukukunu kısmen tanıyıp kısmen reddetme refleksi’, yerleşik devlet anlayışının, 90 yıllık uygulamanın sonucu olarak da okunabilir.

Aslında paket pek sürpriz içermiyor. Beklenen az çok buydu. Ancak yine de, paketin açıklanmasıyla birlikte, yeni bir durumla karşı karşıya geldik. 

BDP/PKK ile AK Parti hükümeti arasındaki ilişki, bundan sonra nasıl bir yol izleyecek? Türkiye’deki siyasi denklemin kaderini bu ilişkiden ayrı şekilde düşünmek imkânsız.

Gezi olayları, kamplaşmayı ve kutuplaşmayı tırmandırıcı bir etki yaptı. İktidar kavgası sertleşti. İşin içine Kürtlerin de katılması dengeleri değiştirebilir, Kemalistlerin omurgasını oluşturduğu sokak çatışmaları, ülkeyi bir siyasi krizin içine sokabilirdi. BDP dikkatli bir çizgi izledi. Soldan gelen baskılara rağmen çatışmanın tarafı haline gelmedi. Direnişin ‘Kemalist omurga’sına ihtiyatla yaklaştı, esas olarak ondan uzak durdu.

Paket sonrası

Paket öncesinden başlayarak, BDP çevrelerinde yükselen bir hoşnutsuzluk söz konusu. Başından beri Öcalan’ın ‘silah bırakma’ hedefini anlamayan ve benimsemeyen kesimler, ‘çözüm süreci’ konusunda karamsar bir ruh hali üretmeyi sürdürüyor.

Yeni bir dönemecin eşiğine geliyoruz. Solcuların bir kesimi ve Kemalistler, BDP’yi de ‘kutuplaşma’nın tarafı olarak görmek istiyor.

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ile bir ay kadar önce yaptığımız sabah kahvaltısında, gazeteciler, ona, yerel seçimlerde AK Parti karşıtı bir cephe içinde yer alıp almayacaklarını sordular. “Hayır, biz hükümet karşıtı veya hükümet taraftarı cephenin parçası olmayacağız” şeklinde bir cevap verdi.

Görünen o ki, her şeye rağmen, bu konu yeniden gündeme geliyor, gelecek... 

Kemalistlerin ‘geleneksel olarak’ Kürt sorununun demokratik çözümüne en uzak yerde duran bir kültürden geldikleri bir gerçek. Kendisi bir Kürt olan Kılıçdaroğlu bile “Anadil eğitimi ülkeyi böler” vurgusunu sürdürüyor. 

Oralardan bir çıkış yakalanması, en azından şimdilik hayal gibi görünüyor. 

Ancak şu bir gerçek: Kutuplaşmanın esiri olmayan, üçüncü bir ses olarak Türkiye’nin demokratikleşme ve barış talebinin bağımsız savunuculuğunu benimseyebilecek bir Kürt hareketi, toplumsal değişime çok şey katabilir.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89