• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 19 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 18 °C
  • Berlin 13 °C

Kürtlerin kazanımları ve sosyalizm - 2

Fehim Işık

Bir önceki yazıda Kürtlerin sosyalizmle tanışmasını ve Kürt hareketine etkilerini kısaca konu aldık. Bu bölümde ise Kürt halkının özgürlük mücadelesinin Güney’deki gelişimine  ve ABD’nin politikalarına kısaca değinmekte yarar var.

Irak Kürt hareketinin kısa tarihçesi

Güney’de izlenen süreç ile Kuzey arasında ciddi farklar olduğu açıktır. Mele Mustafa Barzani’nin önderliğinde 1946 yılında kurulan I-KDP (Irak Kürdistanı Demokrat Partisi), bugün bile varlığını sürdüren ve Irak Kürdistanı’ndaki Kürt hareketine önderlik eden iki ciddi yapılanmadan biridir. Bu bile farklılığı izah etmeye yalnız başına yeterlidir. 1938 sonrasında Türkiye’de bastırılan ve uzun yıllar sessiz kalan Kürt hareketi, Irak Kürdistanı’nda kısa aralıklarla bastırılsa bile, hiçbir zaman tamamen sindirilemedi.

Daha öncesini, yani 1946 yılında kurulan Mahabad Cumhuriyeti’nin yıkılışından sonra Barzani’nin 12 yıl boyunca SSCB’de kalmasını saymazsak, Irak Kürdistanı hareketinin en büyük yenilgisi 1975 yılında yaşandı. 1971 yılında imzalanan “Otonomi Anlaşması”nın Irak ile İran devletleri arasında imzalanan “Şat-ul Arap - Cezayir Anlaşması”ndan sonra Saddam tarafından tek taraflı olarak yok sayılması, Irak Kürtlerini neredeyse 1991 yılına kadar süren bir yalnızlığa itti.

Irak’ta Otonomi Anlaşmasının imzalandığı yıllarda ABD’nin (Amerika Birleşik Devletleri) desteğini alan Barzani’nin, bu desteğin geri çekilmesinden sonra, İran ile Kürt hareketinden desteğini geri çekme konusunda da anlaşan Irak hükümetine direnemeyerek geri çekilmesi ve zorunlu olarak İran’a sığınması, KDP içindeki ayrışmayı ve yeni Kürt hareketlerinin kurulmasını da beraberinde getirdi. Sol ve sosyalist kimlikli üç Kürt örgütünün Celal Talabani’nin önderliğinde birleşerek KYB’yi (Kürdistan Yurtseverler Birliği) kurması ve 1975 yılında Irak Kürdistanı’nda silahlı mücadeleyi yeniden başlatması, bu büyük yenilgiden sonra ortaya çıkan yeni durumdur.

KYB’nin Irak Kürtleri arasında gelişmesi, giderek destek bulması, KDP’nin 1976 yılında bir kez daha silahlı mücadele kararı almasını beraberinde getirdi. Bu tarih, aynı zamanda 2000’li yılların başına kadar süren kanlı kardeş kavgalarının başlangıç tarihidir de. Aynı zeminde mücadele yürüten silahlı Kürt hareketleri, zaman zaman durgunlaşsalar bile, 2000’li yılların başlarına kadar birbirlerine de silah sıkmaktan çekinmediler. KDP ile KYB arasında süren bu çatışmalara 1983 yılından sonra kısa bir müddet İ-KDP de (İran Kürdistanı Demokrat Partisi) katıldı. 1990’lı yıllardan sonra ne yazık ki PKK de (Kürdistan İşçi Partisi) bu çatışmalar içinde yerini aldı.

Irak Kürdistanı’ndaki dağınıklığı ortadan kaldıran en önemli etken 1988 yılında kurulan ‘Berey Kürdistan’dır. (Kürdistan Cephesi) Halepçe Katliamı’ndan sonra kurulan Cephe, daha öncekilerden farklı olarak irili ufaklı tüm Iraklı Kürt örgütlerini kapsıyordu. Az sayıda silahlı peşmergeleri olmakla birlikte ağırlıkla siyasal mücadele yöntemlerini benimseyen Cephe’nin, dolayısıyla Cephe içindeki etkin iki Kürt örgütünün önüne, 1991 yılında tarihi bir fırsat çıktı. Irak savaşı sonrası Saddam’ın Ortadoğu’da giderek artan etkinliğinin kendisi için ciddi bir risk olduğunu gören ABD, müttefikleriyle birlikte 1. Körfez Savaşı’nı başlattı.

Körfez Savaşı’nın Kürtlere getirisi

Arada yaşanan gelişmeleri uzun uzadıya yazmak gerekmiyor. Ancak şu kadarını hatırlatmakta yarar var: Önce Saddam’ı Kürtlerin üzerine salan daha sonra Kürt bölgesini BM (Birleşmiş Milletler) kararı ile uçuşa yasak bölge ilan ederek Kürtlerin kendi yönetimlerini kurmasına fırsat veren, ABD’nin bizzat kendisidir. Kürtlerin, Irak’taki tek örgütlü güç olmasının Saddam’a yönelik uzun vadeli bir politika izleyeceği açık olan ABD’yi böyle bir karar almaya ittiği yadsınamaz. Uzun yıllar baskı altında kalan, katliamlarla yok edilmek istenen, Kürtleri baskı altında tutan bölge devletleri başta olmak üzere ABD ile diğer emperyalist devletler arasında bir top gibi oradan buraya savrulan ve çaresizliği ayyuka çıkan Kürtlerin, ABD’nin biraz da geçmişten ders alarak ortaya çıkan ‘güven verici’ bu desteğini reddetmesi beklenemezdi. BM kararı ile Irak Kürdistanı’na yerleşen ve bölgeye Saddam güçlerinin girmesini engelleyen “Çekiç Güç” de, ABD’nin Kürtlere verdiği bu desteğin belirgin bir göstergesiydi.

Ara anekdot olarak hatırlatmakta yarar var: Çekiç Güç’ün Irak Kürdistanı’na yerleşmesinden sonra PKK hariç, diğer Kuzeyli Kürt örgütlenmelerinin önemli bir bölümü Çekiç Güç’ün varlığını desteklemekte ürkek davransalar bile, bu gücün Saddam tarafından geliştirilmesi muhtemel saldırılara karşı Kürtlerin korunmasında önemli bir rol oynadığını inkar etmediler. Ama Irak’taki sol, sosyalist veya komünist Kürt örgütleri başta olmak üzere bir kısım sol ve sosyalist kimlikli örgütler, yayınladıkları bildirilerle Çekiç Güç’ün varlığını açıktan desteklediler.

ABD’nin etkisiyle BM şemsiyesi altında korumaya alınan Iraklı Kürtler, bölge devletlerinin provokatif girişimlerine ve iki önemli Kürt örgütünün 1994 yılında yeniden başlayan ve birkaç yılı alan çatışmalarına rağmen, uzun ve zorlu bir süreçten sonra kendi kendilerini yönetebilme becerisini gösterdiler. Irak Kürdistanı’nda yadsınamaz bir alt ve üst yapının inşasına başladılar. Eğitimden sağlığa, imardan ekonomiye, düzenli ordu kurulması girişimlerine kadar neredeyse her devlet yapılanmasını gerçekleştirdiler. Düzenli ordunun hala bile kurulamamasının önündeki en büyük engelin, iki Kürt örgütünün, yani KYB ile KDP’nin bölge devletlerinin provokasyonları ile geliştirdikleri çatışmalı süreç ile bu sürecin ortaya çıkardığı kadrolar arasındaki güvensizlik olduğu açıktır.

Saddam’lı dönem Irak’ta, 2003 yılına kadar devam etti. Saddam’ı 12 yıl boyunca iktidardan uzaklaştırmayan ya da uzaklaştıramayan ABD, 2003 yılında yeni bir operasyonla Saddam iktidarına son verdi. Özellikle 2. Körfez savaşı’nda ABD’nin en önemli müttefikinin, Irak Kürdistanı’nın büyük bölümünü kendi denetimlerinde tutan Kürtler olduğu biliniyor.

Bunca anektod ve hatırlatmaların temel nedeni, sosyalistlerin, ağırlıkla da Türk sosyalistlerinin, Kürtlerin halet-i ruhiyesini anlamaktan uzak tutumunu kısa da olsa değerlendirmek üzerinedir. Özetleyerek aktardığımız Irak ve Türkiye’deki Kürt hareketinin en azından yakın tarihini, tam anlamıyla görmeyen ya da görmek istemeyen Türk sosyalistleri ve onların yapılanmalarının önemli bir bölümü, Irak Kürdistanı’nda yaşanan gelişmeleri ve tüm eksikliğine rağmen elde edilen kazanımları bir bütün olarak ABD’ye bağlamakta, Kürt halkının ödediği ağır bedelleri görmezden gelmektedir. Hatta bu yapılanmalardan bir kısmı, ABD karşıtlığı adı altında Saddam gibi kanlı bir katilin yedeğine düşmekten bile çekinmemektedirler. Bu yaklaşım, Saddam’ın yedeğine düşme gibi ciddi bir yanlışı kendi içinde barındırmasa da, PKK hareketi başta olmak üzere yer yer bazı Kürt sosyalistler kadroları arasında da görülmektedir.

ABD’nin etkisiyle gelişen Körfez Savaşları sonrasında Kürt halkı açısından ortaya çıkan yeni durum ve özellikle Irak Kürtlerinin kazanımları, elbet ABD’nin geçmişte yaptıklarını görmemize engel değil. Ancak şurası da bir gerçek ki, neredeyse 200 yıla yakındır süren Kürt halkının silahlı direnişi, tüm bu tarihi boyunca en ciddi kazanımını Körfez Savaşları sonrasında elde etmiştir. ABD ile Saddam karşıtlığı temelinde buluşan Irak Kürt hareketi, ABD karşıtlığı yerine tercihini ABD ile birlikte yürümekten yana koymuş ve Kürt halkının tarihi boyunca elde ettiği en ciddi kazanımlara imza atmıştır.

Peki, Irak Kürtleri her şeye rağmen farklı bir tercihte bulunabilir miydi?

Dört bir etrafının Kürtleri baskı altında tutan devletlerle çevrili olmasına rağmen, Kürtlerin farklı bir tercihte bulunması elbet mümkündü. Ancak ABD karşıtlığı temelinde gelişmesi muhtemel bu tercih, Irak Kürtlerini herhangi bir sosyalist kesimle ittifak içine itmeyecek, onları tam aksine, Doğu Perinçek’in İP’i (İşçi Partisi) gibi Kürt düşmanı “sosyalistler” ile Kürt halkının özgürlüğünü engellemek için en ağır politikaları açıktan geliştiren Türkiye, İran ve Suriye gibi ülkelerin desteğini almaya itecekti. Oysa Irak Kürtleri, en azından duygusal olarak Kürt sosyalistlerini rahatsız etse bile, reel olan politikayı benimsedi; Irak Kürdistanı halkının kazanımlarını önemsedi ve tüm risklerine rağmen ABD ile ortak politikalar geliştirdi.

Geliştirilen politikalara Kürtlerin katkısı, bazı kesimler tarafından netameli olarak değerlendiriliyor. Kürtlerin kendi çıkarlarını önemsemediği, ilişkilerin ABD’ye teslimiyet temelinde yürüdüğü, şeklinde bir değerlendirme mevcuttur. Böylesi bir değerlendirmenin eksik ve yanlış olduğu inancındayım. En azından biri 1. Körfez Savaşı, diğeri ise 2. Körfez Savaşı sonrasında ortaya çıkan iki örneği ele alarak, Irak Kürtlerinin bir bütün olarak ABD politikalarına teslim olmadığını söyleyebiliriz. Üstelik Irak Kürtlerinin ayakları yere bastıkça, ABD politikalarından bağımsızlık daha da artmaktadır.

İlk örneğimiz, KDP ile KYB arasındaki 1994 yılında başlayan ‘kardeş kavgası’ döneminden: KYB peşmergelerinin İran pastarları desteğinde Erbil (Hewlêr) üzerine yürüyerek bu kenti ele geçirmesinden sonra ABD’nin gelişmelere müdahale etmesini isteyen KDP lideri Mesut Barzani, ABD’den olumlu yanıt alamayınca Saddam güçleri ile anlaşarak KYB güçlerini Erbil’den ve hatta Süleymaniye kentinden bile çıkardı. Saddam güçlerinin Irak Kürdistanı’na geri dönmesini kendi güçleri açısından risk olarak gören ABD, Çekiç Güç’e bağlı askerleri başta olmak üzere bölgede kendini destekleyen birçok kurum ve kişiyi geri çekmek zorunda kaldı. Buna neden olan, ABD’ye rağmen politika geliştiren ve daha sonra bu politikası ile ABD’nin bölge devletlerinin Irak Kürdistanı’nın iç işlerine müdahalesini engelleyen bir tutum geliştirmesini sağlayan, KDP ve onun lideri Mesut Barzani’dir.

İkinci olarak ise, ABD’nin ısrarla Türk askerini Irak’a davet etmesinin karşısında KDP ve KYB başta olmak üzere Iraklı Kürtlerin buna açıktan karşı çıkmaları, hatta Iraklı Araplar ile Şiileri etkilemelerini, örnek olarak verebiliriz. Iraklı Kürtler, bırakın Türkiye’nin talep ettiği gibi askerlerin Irak Kürdistanı bölgesine yerleşmesine, Irak’ın hiçbir yerine Türk askerinin gelmesini istememektedirler. Kürtlerin, Türk askerinin Irak’a girmesi konusunda ABD ile aynı düşünmedikleri açıktır.

Elbet, Iraklı Kürtler ile ABD arasındaki çelişkiler, en azından ABD ile Türkiye arasındaki çelişkiler kadar derin değildir. Ancak Iraklı Kürtlerin gelinen durumda farklı tercihler geliştirmelerinin mümkün olmadığının bilinmesinde de yarar vardır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89