• BIST 97.583
  • Altın 145,649
  • Dolar 3,5726
  • Euro 3,9955
  • İstanbul 25 °C
  • Diyarbakır 27 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 25 °C
  • Berlin 23 °C

Kürtleri rahat bırakın siz ne yapacaksınız?

Muzaffer Ayata

Ortadoğu ve Kürdistan’da hareketli bir yaz yaşandı. Mısır’daki karışıklıklar sürdü, kan aktı ve iktidar kavgası nasıl sonuçlanacak daha belli değil. Suriye’de son günlerde kimyasal silahlarla yapılan katliamlar da işin nasıl çığırından çıktığını gösterdi. Benzer bir saldırı ve katliam dizisi Rojava’da Kürtlere karşı El Kaide uzantısı örgütler eliyle yürütülüyor. Kuzey Kürdistan’da yapılan ateşkes ve çatışmazlık ortamı hükümet tarafından hak ettiği karşılığı bulmuş değil. Süreç gerilim ve riskleri barındırmayı sürdürüyor.

Bu kanlı ve hareketli coğrafyada sayın Öcalan’ın öncülüğüyle Türkiye rahat bir nefes almış durumda. Aylardır çatışmalar durmuş ve cenazeler kalkmıyor. Üç aşamalı barış süreci biçiminde formüle edilen sürecin birinci aşaması tamamlandı. Bu ateşkesi, çatışmasızlığı ve gerilla güçlerinin yurtdışına çekilişini ifade ediyordu. Bu süreç Kürt tarafının ciddi ve disiplinli çalışmasıyla yerine getirildi.

Bu gelişmelere bağlı olarak hükümet de yasal ve anayasal değişiklikleri yapmak için harekete geçecek, Kürt halkının haklı taleplerini ve haklarını yasal anayasal güvenceye alacaktı. Daha sonra normalleşme aşamasına geçilecekti. Ancak AKP Hükümeti bu konuda ele gelir herhangi bir adım atmadı. Nasıl bir değişim öngördüklerini de kamuoyuna açıklamış değiller. Yasal değişikliklere bile gerek duyulmayan konularda bile herhangi bir adım atılmadı.

Binlerce insan KCK adı altında toplandı ve hapishanelere dolduruldu. Bu insanların hiç biri silahlı eylemlere bulaşmamıştı. Tamamen yasal, demokratik alanda çalışıyorlardı. Hareketi yenmek ve etkisiz bırakmak konsepti nedeniyle bu insanlar hedef oldular. Uzun tutukluluk yılları da dikkate alındığında hala salıverilmemelerini iyi niyetle ve hukukla açıklamanın hiçbir ihtimali kalmamaktadır. Hem çatışmalar duracak, hem de PKK’nin silah bırakması istenecek, ancak silahsız olanlar da hapishanelerde çürümeye terk edilecekler. Bunu barışla, demokrasiyi hedeflemeyle bir ilgisi görülmemektedir.

Hatip Dicle, İbrahim Ayhan, Faysal Sarıyıldız, Selma Irmak gibi milletvekilleri hapishanede olmaları barış ve demokrasiye acaba nasıl bir katkı sunmaktadır. Bu insanlar salıverilirse, silahlı savaş mı kızışacak, bunlar savaşı yöneten kadrolar mı? Halkın seçtiği milletvekillerini hapiste tutmaktan rahatsız olmayan Erdoğan ve yandaşları Mısır’da niye politikacılar tutuklanıyor diye meydanlarda nutuk atmakta. Kendileri gibi bu ülkenin vatandaşları olan, onlar gibi politika yapmaya hakları olanlar içeri tıkılıyor. Onlar da bu eşitsiz ve adaletsiz ortama sırtlarını dayayarak politika yapmaya ve çalım atmaya devam ediyorlar. Burada ne ilkeli bir duruş, ne de barış sürecinin ruhuna uygun bir tutum görülmemektedir.

KCK tutukluları hala ceza almış değiller. Yargılama süreci devam etmektedir. Bu insanlar tutuksuz da yargılanabilirler. Bunca yıl mağduriyetleri ve hürriyetlerinin kısıtlanması dikkate alındığında hızla tahliye edilmeleri gerektiği açıktır. Yasalar uygun. Mahkemelerin inisiyatifi var. Buna rağmen bırakılmamalarını neyle açıklayacağız? Hükümet hala Kürt hareketini zayıflatmayı ve kuşatmayı mı düşünmektedir? Hasta ve bakıma ihtiyaçları olanlar dahi serbest bırakılmamaktadır. Burada barışçıl ve demokratik bir ortam yaratma derdinde olan bir hükümet görüntüsü çıkmamaktadır.

Kürt Halk Önderi’nin bu konulardaki uyarıları ve ısrarları pek de karşılığını bulmamaktadır. Tersine Erdoğan hala olmazları sıralamaya devam etmektedir. Seçim barajı inmez, anadille eğitim olmaz vb. tekrar etmektedir. Süreci kendi ihtiyaçlarına göre ele almaya devam eder ve Kürt tarafının uyarı ve beklentilerini dikkate almamayı sürdürürse sürecin bundan zarar göreceği açıktır. Bunlar söylendiğinde de rahatsız olmaktadırlar.

Daha önceleri de belirtmiştik sayın Erdoğan’ın başdanışmanı Kürtlere akıl vermekten ve hizaya çekmekten vazgeçerse kendilerine iyilik yapmış olurlar. Ayrıca hükümeti idare ediyorlar ve Türkiye’yi yönetiyorlar. Kürt sorunununda da devleti temsil ediyorlar. Kendileri halkı nasıl hazırlayacak, sorunu nasıl çözecek, sorumlulukları ne, ne yapacaklar çıkıp halka bunları anlatmaları gerekir. Alacakları yasal anayasal önlemleri açıklasınlar. Bunları bırakmış, Kürtleri eleştirmeye ve ne yapmaları gerektiğini anlatmaya çalışmaktadırlar. Bu başdanışmanlar güven artırıcı adımlara veya barış diline katkı yapmamaktadırlar. Kürtlerin devlete veya hükümete sırtını dayamış, şımarık hazineden geçinmeli memur kafalılardan ders almaya ihtiyaçları yoktur. Herkes kendi işini yapsın, hepsi o kadar.

Türkiye giderek seçim ortamına gitmektedir. Hükümet eğer bu sonbaharı iyi değerlendirmezse, seçim ortamında Kürt sorunu için pek de mesai yapmayacaktır. Ortadoğu’daki gelişmeler de dikkate alındığında Kürtlerin süreci hükümetin ihtiyaçlarına ve keyfine göre ele alamayacakları da açıktır. Hele Rojava’da Kürtler saldırı altındayken, hükümet de şimdiye kadar saldırganları desteklemişken. Ulusal kongrede sürecin tüm boyutlarıyla ele alınacağı ve özellikle Rojava’nın etkili biçimde gündemde olacağı açıktır. Kürtler ortaklaşır ve birliklerini pekiştirirken hala oyalama ve seçim oyunlarıyla AKP’nin fazla yol alamayacağı bilinmelidir. AKP daha hızlı biçimde demokratik reformlara sarılmalı ve Kürtlerle düşmanlık üzerine değil birlik ve ittifak temelinde politika yapmalıdır.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89