• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 19 °C

Kürtleri öldürerek ve tutuklayarak barışa varılmaz!

Muzaffer Ayata

Bir süredir devlet yetkililerinin İmralı ile görüşmelere başladığı haberleri medyada yazılıyor ve tartışılıyordu. Dün de Sayın Ahmet Türk ve Ayla Akat’ın da İmralı’ya gittiği ve görüştüğü açıklandı. Bu görüşme kamuoyunu dalgalandırdı. Birçok çevrede ciddi bir iyimserlik yarattı.

Görüşmelerin şekli ve hükümetin yaklaşımı tartışılabilir. Ayrıca her görüşmeden mutlaka bir çözüm çıkar diye beklemek de gerçekçi değil. Nitekim daha önce yıllarca süren görüşmeler oldu. Ancak ortaya bir çözüm çıkmadı ve geçen yıl yüzlerce insan çatışmalarda kaybedildi.

Bu yazıda görüşmelerle ilgili değerlendirme yapmayacağım. Görüşmelerin olduğu ve basında tartışıldığı bu günlerde basının ve aydınların tutumuna kısaca değineceğim. Bu çevrelerin soruna yaklaşımı, çözümü ve kamuoyunun oluşmasını etkileyeceği için önemlidir.

Bilindiği gibi görüşmelerin sağlıklı yürümesi ve sonuç vermesi için tarafların ciddi bir pozisyon alması ve sağlam bir irade sergilemesi şarttır. Çözüm iradesi ortaya konduktan sonra talepler tartışılır ve engeller nasıl aşılır onun üzerinde durulur. Ancak Türkiye’de basın ve aydınlar hükümetleri bu yönlü yeterince kuşatmadı. Çözüme ve barışa gereken duyarlılığı ve desteği sunmadı. Özellikle hükümete ve devlete yakın çevreler Kürt tarafını aşağılayarak, teşhir ederek ve devletin memurlarıymış gibi biat etmelerini dayatarak sorundan kurtulmaya çalıştılar.

Basın ve aydınların Kürt sorununun bu kadar kangrenleşmesinde büyük bir payı vardır. Hükümete yakın basın ve yandaşları kendilerini hak ve adalete, barışa ayarlama yerine hep hükümete göre ayarladılar. Hükümet üzerinde bir denetim, eleştirel yaklaşım yerine psikolojik harekat elemanları olarak hareket ettiler.

Bilindiği gibi AKP’nin basın üzerindeki etkisi ve gücü diğer hükümetlerden daha fazla. AKP hem kendi basınını yarattı hem de dışındaki basını büyük baskı altına aldı. Bu durumda barış için kamuoyunun oluşturulamaması gibi büyük bir handikapla karşı karşıya. Hükümet isterse ilerleme olur, istemezse olmaz. Çünkü mevcut durumda basın büyük oranda hükümetin ağzına bakıyor.

Hatırlanırsa 2011 Temmuzunda Silvan’da meydana gelen bir çatışmada, bir grup asker hayatını kaybetmişti. Ki, bu askerler operasyona çıkan askerlerdi. Ortada planlı bir gerilla eylemi de yoktu. Ancak görüşmeleri kesen ve Kürtlerin taleplerini karşılamaya yanaşmayan hükümet bu olayı öne sürerek şiddeti tırmandırmış ve İmralı’yı yasaları da çiğneyerek dünyaya kapatmıştı.

Başta Taraf gazetesi olmak üzere basının ve aydınların büyük bir bölümü PKK’yi suçlamıştı. “Ne zaman hükümet iyi şeyler yapmaya çalışıyor veya yumuşama oluyorsa PKK bu süreçleri sabote ediyor” propagandasıyla hükümetin savaşçı politika ve stratejilerini örtbas etmeye çalıştılar veya buna alet oldular. Halbuki Kürtlerin orduları yok. Güçlü silahları ve ittfakları da yoktu. Binlercesi hapishanelere atılan ve dağlara sürülenler de Kürtlerdir. Bu savaşta Kürtlerin ne çıkarı olabilir? Bu gerçekler hep halkın bilgisinden kaçırıldı ve Kürt tarafı barış istemeyen tarafmış gibi sunularak gerçekler tersyüz edildi.

Bilindiği gibi basının İmralı ile görüşmeler oluyor dediği günlerde, yılbaşında Türk savaş uçaklarının Kandil’i bombaladığı haberleri bir zafer ve başarı havasında basında yerini aldı. Kimseden bir ses ve eleştiri gelmedi. BDP’li milletvekillerinin İmralı görüşmelerinden bir iki gün önce Lice’de yapılan bir operasyonda on gerillanın katledildiği haberleri basında bolca yer aldı. Üstelik bu haberi Nazi artığı Başbakanın Başdanışmanı basına açıkladı. Heyetin İmralı’dan döndüğü saaatlerde basit bir sömürge valisi olan Diyarbakır Valisi, Lice’de kimlerin ve kaç kişinin öldürüldüğünü basına açıklıyordu.

İlginç olan bu bombalama ve kış koşullarında gerilla katliamlarına Türk basınından ve aydınlarından en ufak bir eleştiri gelmedi. Eğer aynı gün on asker öldürülmüş olsaydı aynı basın kıyamet koparacaktı. “PKK barış istemiyor. Hükümet iyi seyler yapmaya kalktı mı, sabote ediliyor” diye ortalığı birbirine katacaklardı. Ama ölen Kürtler oldu mu, kimse ne bunu yadırgıyor ne de sorguluyor. Bunun nedenleri çok yönlü tartışılabilir. Ancak en başat nedeni Türk devletinin Kürtleri öldürme ve tutuklama hakkının olduğunun kabul görmüş ve sindirilmiş olmasıdır. Türk ırkçılığı tüm çevrelere derin biçimde sinmiş. Kürtler yapınca kıyamet kopar ama ordu ve hükümet yapınca gayet normal karşılanır.

Bu ırkçı ve egemenlikçi zihniyet terk edilip sorgulanmadıkça sorunlara köklü bir çözüm beklemek gerçekçi olmaz. Dikkat edilirse yüzyıllık ret ve inkarın tüm yükü ve sorumluluğu neredeyse tümüyle Öcalan’a ve hareketine yıkılacak. On yıllardır süren çatışmaların ve yıkımların da sorumluluğu aynı şekilde yine Kürtlere yıkılıyor.

Şavaş bitsin, barış ve adalet gelsin isteniyorsa Kürtleri öldürmeyi ve aşağılamayı bırakmak şart. Kürtler o kadar basit ve ucuz ele alınırsa buradan bir barış çıkmaz. Savaş da barış da ciddi bir iştir. Günlük çıkarlar ve kariyer hesaplarına feda edilecek olgular değildirler. Savaş da barış da basit insanların harcı değildir. Barış ve çözüm isteyenler sağlam durmalıdır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89