• BIST 82.477
  • Altın 147,865
  • Dolar 3,7883
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin -4 °C

Kürtlere statü!

Ali Bulaç

Ortadoğu’da yaşayan halklar, sorunlarını kendileri çözme kapasitelerini çoktan kaybetmiş durumdalar.

Batı’nın varlığı, sadece İsrail ve petrol kuyularının güvenliğiyle ilgili değil. İki sebepten dolayı Batı’ya muhtacız: Bir kendi sorunlarımızı kendi kaynaklarımızla çözemiyoruz. İki, kendi gücüyle hakkını alamayanlar Batı’nın yardımına muhtaç oluyor. Geçmişte bölge halkları Bizans ve Sasani zulmüne karşı Müslümanları yardıma çağırmış, kalelerinin kapılarını açmıştı, bugün bizler kendi zalimlerimize karşı Batı’nın yardımını talep ediyoruz. Bu durumdaysak suçun tamamını Batı’ya ihale edemeyiz; bizim iç zaaflarımız hepsinden öte belirleyici rol oynuyor.

Bölgede kan akıyor. Bir mıntıkada tam çözüme doğru gidiyoruz derken, bir anda başa dönüyoruz. Hepimizin üzerinde titreyerek destek verdiği “çözüm süreci”nde gözler somut adımların atılmasına çevrilmişken, Sayın Cumhurbaşkanı “Türkiye’de Kürt sorunu yoktur!” deyip kestirip attı. Bu, kuruluşundan beri Türkiye Cumhuriyeti’nin tekrar edilegeldiği klişe slogandır. Belki Sayın Cumhurbaşkanı, istikrarlı biçimde MHP’ye kayan AK Parti oylarının akışını durdurmak için bu cümleyi kurmuş olabilir ama bunun yankıları sürecin kendisini etkileyebilecek kapasitededir.

Irak ve Suriye’nin durumuna düşmek istemiyorsak bir gerçeği görmek durumundayız. Üstad Said Nursi’nin dediği gibi “Eski hal muhal, ya yeni hal, ya izmihlal!”

Kürtlerin sorunu var, buna “Kürt sorunu” denir. Kürtlerin tamamı kimliklerinin inkarından şikayetçi. Anadillerini –kimisi eğitimde, kimisi tercihli- kullanmak istiyorlar. Türkiye, Irak, Suriye ve İran’da Kürtlerin yaşadığı bölge sosyo-ekonomik refah bakımından diğerlerinden daha berbat durumda, yüz senedir merkezi hükümetler Kürtlerin bölgelerini ihmal etmişler.

Bunlar artık çok geride kalan durum tespitleridir. Eğer kuruluşta “her hak sahibine hakkının verildiği İslami zeminde” bir model tesis edilseydi; eğer hiç değilse son 20 senede Kürtlerin kavim kimlikleri inkar edilmeseydi; eğer hiç değilse son 10 senede anadilde eğitim imkanı tanınsaydı –belki- iş bu noktaya gelmeyebilirdi. Ne var ki fiili durumlar dışında yasal ve anayasal hiçbir adım atılmadı. Çıta yükseldi. Şimdi kimliğin tanınması, anadilde eğitim, bölgeye yatırım gibi tedbirleri satın alacak bir kitle olsa bile, a) Asıl Kürt siyasetini inşa edip yürütenlerin etkin bölümü; b) 30 senedir çatışma ortamında gözünü açmış, nefretle beslenmiş bir nesil; c) Uluslararası küresel güçler başka ufukları işaret ediyorlar.

Eski Irak ve Suriye yok! Esed’in yakın vadede gitmeyeceği açık. Kürtlere “Gitmiyorum, size Suriye’nin kuzeyini terk ederken konuşmamız bu değildi” mesajını veriyor ama Esed ancak bugün yürüttüğü katliamın bir benzerini Kürtlere uygulayabilir ki, bu hem o kadar kolay olmayacak, hem nahak yere bir kere daha Müslüman kanının akmasına yol açacak. Irak’ta Kürt bölgesi “Kürt Federe Devleti”dir. Türkiye ve İran ise bölgenin patronajlığı konusunda anlaşamıyorlar, egosu şişkin iki fil tepişirken ayakları altında kalan milyonlarca Suriyeli ezildi, ziyan oldu. Her ikisi, tencere dibin kara seninki benden kara!

Kısaca Kürtler bölgede yeni bir statü talep ediyorlar. Güneşin altında başka kavimlerin gölgesi altında kalmak istemiyorlar, görünür olmak istiyorlar. Bu haktır! Kabul edelim etmeyelim, küresel rüzgâr arkalarında. Tabii ki Kürtlerin de önemli bölümü şunu biliyor: Türklere, Araplara ve Farslara rağmen, sadece Batı’nın desteğinde ve İsrail’le sıkı fıkı bir Kürt statüsü yüz sene sürecek kanlı çatışmaları başlatmaya yetecek.

O zaman ey bölgenin halkları! Bir araya gelelim, aramızda diyalog kuralım; bir Türk’ün, bir Arap’ın, bir Fars’ın hakkı ne ise -ne bir gram eksik ne fazla- bir Kürt’ün de hakkının o olacağı; din, mezhep ve etnik unsurların arındırılmaya tabi tutulmayacağı; herkesin kimliğini ifade ettiği, anadilini her alanda kullandığı; kaynakların adil olarak bölüşüldüğü bir model arayalım. Bu modelin İslam’da, tarihimizde ve şimdiki durumda sağlam kaynakları mevcuttur. Üçüncü şık yok: Ya kıyamete kadar birbirimizi boğazlamaya devam edeceğiz, ya da adam gibi konuşacağız, anlaşacağız ve bir arada yaşayacağız!

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89