• BIST 96.400
  • Altın 144,302
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 18 °C
  • Berlin 14 °C

Kürtlere rağmen sorun

Nabi Yağcı

Ağıtlara, deyişlere sızmış olan insanlık ayıbı Dersim katliamı muhafazakâr bir partinin genel başkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ağzında tarihin dile gelmesiyle kendini bir kez daha duyurdu. Bu katliamı dile getiren ilk kişi değil kuşkusuz ama dile getiren ilk başbakan ve özür dileyen ilk devlet adamı olarak Tayyip Erdoğan’ın tarihe iz bıraktığına kuşku yok.

Yalnız bu değil, daha önemlisi, Dersim nedeniyle yapılan yüzleşme çağrısı, Başbakan’ın niyetinden bağımsız olarak 1915 nedeniyle Ermeniler, varlık vergisi uygulamaları gibi uygulamalarla zulmedilen Yahudi, Rum ve tüm diğer azınlıklara karşı da yüzleşme davetidir aslında.

Yalnız bu da değil komünistlere, sosyalistlere yapılan zulüm karşısında da özür borcu vardır. TKP önderleri Mustafa Suphilerin Karadeniz’de hunharca katledilmesi nedeniyle de devlet özür borçludur.

Yüzleşme öyle bir şey ki tek yüzü yok

Herkesi de kendi geçmişiyle yüzleşmeye davet edicidir. Şeyhi Sait İsyanı’yla ilgili TKP’nin ve Komintern’in o tarihlerdeki ve sonraki Kürt sorununa bakışını kendi yanlışımız olarak birçok yerde eleştirdim. Geçmiş tarihlerde de TKP içinde parti adına özeleştiri yapanlar oldu. Fakat Dersim katliamı nedeniyle açıkça, apaçık kolektif olarak özür dileme borcumuzu ortadan kaldırmıyor bu özeleştiriler.

Bu nedenle kendi adıma ve bu duygularımı paylaştığına inandığım yoldaşlarım, dostlarım adına Dersim katliamına TKP’nin yanlış bakışı nedeniyle açıkça özür diliyorum. Ne var ki bu borç yalnız sözle değil bugün Kürt halkının yanında olarak ve baskılara karşı durarak ve dünkü yanlışa neden olan Kemalist milliyetçiliği bugün de eleştirerek, vesayetçi devlete karşı çıkarak ödenir.


Tayyip Erdoğan’ın ağzında tarihin konuşması benim “Kürtlere rağmen Kürt sorunu” deyişimi de açıklayıcı oldu. Tarihte sahici bir yüzleşme gerçeği varsa gördüğümüz gibi aradan onlarca, yüzlerce yıl geçse de ummadığınız bir ağızda ve kimlik içinde de kendini duyuruyor. Ama bu yankı tümüyle rastlantısal da değil.

Birçok kişi “Bu özür sosyal demokrat bir parti iddiasındaki bir partiden CHP’den, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’ndan beklenirdi” görüşünü dile getirdi. Oysa bu bakış tarih dışıdır. Dersim katliamı nedeniyle İslamcı gelenekten gelen muhafazakâr bir parti için Dersim katliamını hatırlamak tarihsel meşrebe veya suyun akışına uygunken, bu katliamı hatırlamamak veya bu gerçeğin hatırlatılması, açıklanması karşısında kıvranmak da CHP’nin Kemalist devlet tarihsel mirasına ve meşrebine uygundur.

Birisi hatırlatıyor, öteki hatırlamak bile istemiyor. Niye böyle?

Mazlum duyarlılığı

Söyledim. Duyarlılık meselesi bu. Ama nasıl bir duyarlılık? Yalnızca insani bir duyarlılık mı? İşte bu noktayı son yazılarımda didikliyor, kaşıyorum. İnsani duyarlılık (bir tür hümanizm diyelim) her zaman tarihsel duyarlılığa denk gelmez. Bu tür bir hümanizm demiştim, haksızlığı örten bir şal da olabilir, günümüzde yeni bir hümanizm tarif etmek gerek. Bunun için deruni bir iç deney, tasavvufi bir gönül gözü gerekir. “Mazlum duyarlılığına” sahip olmak gerek. Hakikat bilgisidir bu. Bu hayat tecrübesine sahip olmadan mazlum duyarlılığına erişmek mümkün değildir demeyeceğim ama bu hâl tekil ve çok istisnaidir.

Tarihsel olarak mağdur durumda olan İslami çevrelerin içinden gelen birinin Dersim katliamını dillendirmesi bu nedenle benim için hiç şaşırtıcı değil. Yıllar yılı bu çevreler İslam’a yapılan devlet zulmünü bizzat yaşadılar. Yani zulmü tecrübe ettiler. Tayyip Erdoğan bu duyarlılığı 2005’te de göstermiş ve devlet adına ilk özrü o zaman dillendirmişti. 2005 Diyarbakır konuşmasını desteklemiş, Başbakan’a karşı meydanları boşaltan PKK’yi, DTP’yi ise eleştirmiştim.

Ne var ki mazlum duyarlılığı her şeyi açıklamaya yetmeyeceği gibi beklenen adalet ve özgürlük için bir garanti de oluşturmaz. Tarih mazlumların iktidar olduklarında zalimleştiklerine de tanıktır. Öyledir ama asıl görülmesi gereken mazlumun uyanışı olmadan da hiçbir şeyin olmayacağıdır.

AK Parti olgusuna da başından beri İşte bu iki açıdan bakageldim. Başbakan’ın Dersim özrü bütün önemine karşın Kürtler için ne yazık ki güven duymaya yetmez. Nasıl yetsin, vazgeçtim Hakikat Komisyonu’nun kurulmasından tutuklamaların, gözaltıların hızlandığı bir siyasi ortam içindeyiz.

“PKK Kürt milliyetçisidir, ben her tür milliyetçiliği karşıyım”
argümanıyla PKK realitesine bakanların yanlışına geliyorum. Bu yanlış karşımızda bugün Kürt ulusal uyanışının olduğunu görememektir. Oysa bugünün Kürt sorununun otuz, kırk yıl öncesinden temel farkı bu.

Devam edeceğim.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89