• BIST 108.392
  • Altın 142,851
  • Dolar 3,5345
  • Euro 4,1192
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 39 °C
  • Ankara 35 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 21 °C

Kürtler niye ‘içeriden’ konuşamasın

Yasemin Çongar

İçeriden konuşmak önemlidir. Kapalı yapılarda değişim, “içeriden” konuşmakla başlar çünkü. Hayatın karşısında had ve hatır gözetmeyen iç tepkilerimizin, hakikatle usulca yüzleşirken açıklarının üstünü örtmeyen iç muhasebemizin dışa taşmaya başlamasıdır “içeriden” konuşmak. Nihayetinde, “Kral çıplak” demekten daha cesur bir şey varsa, “Biz çıplağız, ben çıplağım” diyebilmektir.

Yıldıray Oğur’un dünkü muhteşem yazısı, hem “içeriden” bir konuşmaydı hem de “içeriden” konuşmaya bir davet.
Palmer Komisyonu Raporu’nu okumak gibi, Mavi Marmara olayının vardığı nokta konusunda ahkâm kesenlerin çoğunun yapmaya nedense gerek görmediği bir işe girişen Yıldıray, raporun hakkaniyetli bölümlerinin altını çizdikten sonra, “Peki biz ne kadar dürüstüz” deyip, soruyordu:

“İsrailli komandolara karşı direnmek için gemiden demir parçalar koparıp sopa yapmak, önceden güverteyi korumak üzere gönüllüler belirleyip, İsrail’e karşı neredeyse küçük bir cihad planı hazırlamak da neyin nesiydi?”

Bu sorunun sorulmasına, bol bol “haklılık ve mağduriyet” vurgusu yapan itirazlar gelecektir elbet; “İsrail’in avukatı” nevinden nefret naraları atanlar da olacaktır korkarım. Ama soru, bir kez soruldu; hem de Yıldıray’ın fikir ve inanç dünyasını bilen herkesin teslim edeceği üzere “içeriden” soruldu. Gerisi gelir; iç konuşmalarımızı kaçınılmaz kılan dürüstlüğümüz, dışa taşma cesaretini bir kez buldu mu, gerisi mutlaka gelir.

Kürt meselesinde de, bugün her şeyden ziyade dürüstlüğe ve cesarete ihtiyacımız olduğuna inanıyorum. Bir kez daha, şiddetin karşılıklı taraflarca nedenselleştirilerek mâzur, makûl, hatta gerekli görülebildiği bir döneme girdik zira.

Meselenin “mağdur” tarafına hâkim olan kapalı yapının “iç sesi” büsbütün kısıldı.
“Mağdur yandaşlığı” ile yetinen bir kesim ise, mağduriyeti bitirebilecek yegâne şey olan demokratik zihniyet dönüşümünün hem mağdur tarafta –Kürtlerde– hem de sorumlu tarafta –devlette– gerçekleşmesini talep etme gereği duymuyor; böyle bir talebin, yandaşlığını gölgeleyeceğinden çekiniyor sanki. Bu kesim, şiddete karşı sustuğuyla da kalmıyor üstelik; “içeriden” susulmasını doğal karşılarken, “dışarıdan” konuşulmasına çok öfkeleniyorlar.

Dersim’de top oynayan polislerle, onların sivil eş-dostuna yönelik PKK saldırısı ardından, Kürt siyasetine ve yandaşlarına hâkim olan sessizlik başka nasıl açıklanabilir? BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, partisinin kongresiyle aynı gün gerçekleşen saldırıyla ilgili görüşü sorulduğunda, “PKK’nın silahlı eylemlerini olumlu veya olumsuzdur diye kategorize etmiyoruz. Şiddeti tasvip etmiyoruz. Savaşa toptan karşıyız” demenin ötesine geçemedi; spesifik bir eylemle ilgili tavır almasını gerektiren bir soruya, tavrı “tavırsızlığında” olan toptancı bir cevap verdi.

BDP’nin PKK’yla arasına mesafe koymasını talep etmenin abes olduğunu düşünüyorum ben; BDP’yi, özünü inkâra çağırmanın çözüme ne katkısı olabilir?
Ama “iç” konuşmaların dürüstlüğünü Kürt siyasetine hepten çok görmenin, Kürt siyasetçilerin “içeriden” konuşma cesareti bulabilmesini peşinen imkânsız saymanın; BDP’deki bu sıkışmışlık halini yüceltmenin çözüme katkısı nedir, onu da göremiyorum. Gerillanın gündemi, niye Kürt hareketi için “tek gündem” olsun? Çözümü mümkün kılacak zihniyet dönüşümüne bir yandan devleti zorlarken, bir yandan da PKK’yı buna hazırlamaya girişmek Kürt siyaseti için neden “lüks” sayılsın? Dünyada, “içeriden” konuşmayı başarması sayesinde, kendini de, karşı tarafı da değiştirebilmiş nice siyasi hareket varken, Kürtlerin bunu asla beceremeyeceğini niye kabullenelim?

Neredeyse yirmi yıl önceydi. İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu’nun (IRA) her gün bir başka metro istasyonuna bomba yerleştirdiği günlerde Londra’da yaşarken, IRA’yı destekleyen Belfastlı bir arkadaşım vardı. Onun anlattığı bir olayı hiç unutmadım. 1992’de bir kış gecesi, Kuzey İrlanda’da bir askerî üssü basan küçük bir IRA grubu, daha sonra, SAS komandolarınca bir köy kilisesinin mezarlığında pusuya düşürülmüş, dört militan öldürülmüştü. Büyük bir kilisede yapılan cenaze törenini Sinn Fein üyesi bir papaz yönetmişti. Arkadaşım, papazın önce Britanya ordusunu yerden yere vurduğunu anlattı. “İrlanda milliyetçilerinin kalbini çocuklarını öldürerek kazanamazsınız.” Böyle demişti papaz ve sonra, herkesin susacağını sandığı bir anda, “Ama,” diye eklemişti salondaki IRA liderlerinin gözlerinin içine bakarak, “Cumhuriyetçi hareketimiz de artık kendine gelmeli; şiddete son verip, siyasette ısrar etmedikçe bu çocukların ölümünden biz sorumluyuz.” Bu laf üzerine, Sinn Fein Bölge Başkanı öfkeyle kalkıp terketmişti salonu; yanında oturan Gerry Adams ise hiç kımıldamamıştı. Arkadaşımın, Sinn Fein liderinin adını kendi dilinde söylediğini hatırlıyorum: “Gearoid’un dürüst ve cesur bir adam olduğunu o gün anladım.”

Kuzey İrlanda’da barış, hem Britanya hükümetinde hem Cumhuriyetçi harekette demokratik zihniyet dönüşümünü kolaylaştıran Adams gibi liderler sayesinde mümkün oldu. Şiddete karşı siyaseti ilerleterek yaptılar bunu. “İç” konuşmaların kaçınılmaz dürüstlüğünü, “içeriden” konuşmanın cesaretiyle birleştirerek yaptılar. Kürtler niye yapamasın?

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89