• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 31 °C
  • Diyarbakır 33 °C
  • Ankara 27 °C
  • İzmir 33 °C
  • Berlin 22 °C

Kürtler kimlerle yürüyecek?

Yusuf Karataş

Cumhurbaşkanlığı seçimleri, ülke siyasetinin şekillenmesinde önemli dönemeçlerden biri olacak. Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı üzerinden, kendisine fiili olarak başkanlığın yolunu açmak istediği biliniyor. CHP ve MHP’nin Erdoğan’ı durdurmak için buldukları tek çözüm; karşısına kendisine benzeyen bir adayı, Ekmeleddin İhsanoğlu’yu çıkarmak oldu. Sadece Kürtler değil; bu gerici kamplaşmadan rahatsız olan ülkedeki halk ve demokrasi güçlerinin önemli bir bölümü ise, Selahattin Demirtaş seçeneği etrafında birleşti. Ancak sadece çıkardıkları adayla Erdoğan karşısındaki çaresizliklerini ortaya koyan CHP-MHP ‘çatı’sı değil; Kürt hareketi ile ittifaktan uzak durmalarına kılıf arama peşinde koşan kimi ‘sol’ çevreler de, Kürtlerin, seçimin ikinci turu için AKP ile anlaştığı iddiası üzerinden bu demokratik seçeneği baltalamaya yönelik söylemler kullanıyor. Bu nedenle Kürt cephesinden bu yönde yapılan en küçük bir açıklamadan sonra bile “bakın, biz demedik mi” diye yaygara koparıyorlar. Evet, Kürt hareketi içinden zaman zaman bizler bakımından da “sorunlu” görülen açıklamalar yapılmaktadır. Fakat bu açıklamalar, demokrasi güçlerinin birliğinin önünde bir engel olarak mı görülecek, yoksa demokrasi güçlerinin birliği ve ortak mücadelesinin ihtiyaçları bakımından eleştirilerek engel olmaktan mı çıkaracak? Bizce mesele burada düğümlenmektedir.

Tam da bu noktada cumhurbaşkanlığı seçimleri ve ülkenin siyasi geleceği bakımından yoğun tartışmaların yapıldığı bugünlerde, HDP Hakkari Milletvekilli Adil Zozani’nin T24’ten Helin Alp ile yaptığı röportajda söylediklerini tartışmak istiyoruz. Çünkü Zozani’nin açıklamaları, Kürtlerin kimlerle ve nasıl yürüyecekleri sorularının cevabı bakımından tartışılmaya muhtaçtır. Zozani, Kürtlerin, cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda kimi destekleyecekleri sorusuna “Kendilerini destekleyecekler” cevabını verdikten sonra “Kürtler, Türkiye’deki idari ve siyasi yapının yeniden şekillendirilmesi arzusu içindeler. Bu taleplerine karşılığı kim koyarsa onunla yol yürür” demekte ve röportajda “kendini yeni Türkiye’de konumlandıran bir parti” olarak değerlendirdiği AKP’ye kapıyı aralamaktadır. Zozani, başkanlık sistemine geçişin “yeni idari ve siyasi yapılanma” (eyalet sistemi) için çözüm olabileceğini de söylemektedir.

Öncelikle AKP’nin “yeni”yi temsil ettiği doğrudur. Ancak AKP’yi “yeni” kılan, halkın demokrasi ve değişim ihtiyacına cevap vermesi değil; Türkiye burjuvazisinin değişen ihtiyaçlarına göre kurgulanmış bir parti olmasıdır. Güney Kürdistan’daki federe yönetimle öncekilerden farklı bir ilişki ve işbirliğine yönelmesi de, bölge genelinde mezhepçi bir söylem üzerinden yayılmacı bir politik yönelim içinde olması da bu ihtiyacın ve bağlı olarak üstlendiği ‘bölgesel rol’ün bir sonucudur. Yoksa Kürt hareketine yönelik askeri ve siyasi operasyonları da, AKP’nin Kürt hareketiyle Oslo ve İmralı’da nasıl görüşmek zorunda kaldığını da Zozani bizden iyi bilir. Yine Zozani’nin AKP’ye atfettiği ‘yenilikçi’, ‘değişimci’ vb. vasıfların herhalde en iyi sınanacağı yer Rojava’dır; AKP’nin Rojava’daki kantonlara yaklaşımıdır. Dolayısıyla başkanlık tartışması, AKP ve temsil ettiği egemen sınıflar tarafından “demokratik değişim”in değil; yayılmacı politikaları daha güçlü olarak yaşama geçirmenin bir dayanağı olarak gündeme getirilmektedir.

Zozani’nin bizce yanılgı içinde olduğu konulardan biri de yerelleşmeyi demokratikleşme ile eşitleyen bir yaklaşım içinde olmasıdır. Kalkınma projelerinin Ankara’da oluşturulduğunu, oysa “bölgelerin ihtiyaçlarını ve idari yapısını belirleyebilmeleri gerektiği” vurgusunu yapıyor söz konusu röportajda. Oysa “kalkınma ajansları” tam da böyle bir yerelleştirme politikası kapsamında oluşturulmuş durumda. Ancak kamu-özel işbirliğine dayanan ‘özerk’ kuruluşlar olan kalkınma ajansları, kentin/bölgenin ekonomik gelişim potansiyelini geliştirmek adına sermayeye her türlü olanağı sağlamak ve bu temelde kentler/bölgeler arasında rekabeti geliştirmek amacıyla faaliyet yürütmektedir. “Yerelleşme”, “yönetişim”, “katılımcılık” gibi güzel laflar altında yürütülen faaliyetlerin asıl mantığı budur. Burada söylediklerimizden Türkiye’nin Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nda şerh koyduğu maddeleri kaldırmasının ya da yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yönünde atacağı başkaca adımların Kürdistan’da özerkliğin fiili olarak inşası için olanaklar yaratabileceğini göz ardı ettiğimiz sonucu çıkarılmamalıdır. Ancak bizim burada eleştirdiğimiz Kürdistan’daki mücadele ve örgütlenme için anlamlı olabilecek bir durumun bütün ülkeye ‘model’ olarak sunulmasıdır. Çünkü bu model, tam da AKP’nin temsil ettiği “yeni liberal” sermayenin projesidir.

Sonuç olarak, Kürt hareketinin bugün devleti temsil eden AKP ile masaya oturmasının ve taleplerini müzakere etmesinin bizce karşı çıkılacak bir tarafı yoktur. Ancak Kürdistan’ın özerkliğine ve ülken demokratikleşmesine giden yol, AKP ile yürümekten değil; aksine AKP’ye karşı bütün demokrasi güçleriyle birleşmekten geçiyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89