• BIST 108.434
  • Altın 151,200
  • Dolar 3,6612
  • Euro 4,3260
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 16 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 10 °C

Kürtler demokratik özerklikle ne istiyor? (2)

Pınar Öğünç

Kürtler demokratik özerklikle ne istiyor? (2) 'B planı devlete kabul ettirmek'

“Kürtlerin önerdiği çözüm, etnik kimliğe dayanmayan, farklılıkların özgürce kendini ifade etmesine olanak tanıyacak bir sistem” diyor Edip Yaşar. Kendisi Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Daimi Meclis Üyesi. Dünyadan farklı özerklik örnekleri sıralıyor. Birleşik Krallık, Fransa, İtalya ve İspanya’dan... Kürt siyasal hareketinin 2000’li yılların sonlarından beri anlatmaya ve geliştirmeye gayret ettiği demokratik özerkliğin hiçbirine tam olarak benzemediğini söylüyor. Uygulanan birçok özerklik modelinin, kaçındıkları ‘küçük devletçik’ olarak işlediğini söylüyor. 

14 Temmuz 2011’te DTK tarafından ilanı duyurulan demokratik özerkliğin iskeletini köy komünleri, mahalle meclisleri, oradan ilçe ve kent meclislerine bağlanan bir yerinden yönetim mekanizması oluşturuyor. Çatı ise halk kongresi. “Bir mahalleyle ilgili alınacak karar oranın meclisinden çıkmalı. Kentle ilgili kararı kentin bütün dinamikleri tartışabilmeli. Batı uygarlığının temsili siyaseti tabana dayanmadığından siyasal, sosyal, ekonomik sorunlar yaşanıyor. Bizse diyoruz ki: Ne kadar az devlet, o kadar çok toplum. Bakın, yolsuzluğu yapan da devletin bütünlüğüne sığınıyor, katliam yapan da.” 

Mahalle sandıkları

Edip Yaşar’ın Başkanlık Divanı’nda yer aldığı DTK, demokratik özerklik üzerine fikri ve pratik çalışmalar yürütmek üzere 2007’den beri var. İlk eşbaşkanları 2009 sonrası KCK operasyonlarıyla tutuklanan Yüksel Genç ve Hatip Dicle’ydi. 2010’dan beri aynı görevi Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk yürütüyor. Haziranda genel kurulla birlikte DTK yeniden yapılanacak. Ancak özde değişiklik olmayacakmış. Şimdi anlatacağım, Kürt hareketine yakın duranların ezberden bildiği, hatta içinde olduğu mekanizma. Edip Yaşar, kim bilir kaçıncı kez hevesle anlatıyor, özellikle DTK’yı tanıtmak istiyor. DTK’nın 850 kişilik delegasyonunda milletvekilleri, belediye başkanları gibi seçilmişler, sivil toplum örgütü temsilcileri ve tek tek şahıslar var. Bu meclisin yüzde 60’ı halk delegesi, yani basbayağı her mahalleye kurulan sandıklarla seçilmişler. Buradan ayda bir buluşan 101 kişilik bir daimi meclis oluşturulmuş. Faaliyetler sekiz komisyon üzerinden akıyor aslında: Bilim, kültür sanat / diplomasi / ekoloji ve yerel yönetimler / ekonomi / hukuk ve insan hakları / kadın / inanç ve halklar komisyonunun da bağlı olduğu siyasal komisyon/ engelliler, çocuk, emek, göç ve yoksulluk, gençlik ve sağlık gibi alt birimleri olan sosyal politikalar komisyonu. 

Bu arada güncel bir mesele olarak DTK’nın Kutlu Doğum Haftası gibi, dini açıdan tarihselliği olmayan, sonradan icat edildiği için de siyasallaşmış bir konuda etkinlik düzenlemesine dair eleştirileri de sordum. Bu, yakında düzenlenecek Demokratik İslam Kongresi’nden farklı bir yerde duruyordu birçoklarına göre. Yaşar, herkesin kendisini ifade edebileceği halk kongresinde, dindar kesimden gelen bu yöndeki talepten söz etti. “Göz ardı etmek özgürlükçü yapımıza ters olurdu” dedi. Peki ne yapıyor bu meclis, neler yapabilir? “Ağırlıklı olarak yaptığımız düşünsel çalışma” diyor Yaşar. Diyelim Mevsimlik Tarım İşçileri Kurultayı düzenlenecek. Böyle bir konuyu gündeme getirmeyi, baskı oluşturma ve özneler arasında örgütlülüğü sağlama açısından önemli görüyor. Faili meçhul cinayetler, göç ya da Ezidiler, Aleviler... DTK, kurulduğundan beri demokratik özerkliğin dayandığı fikri temelleri besleyici, bilgilendirici, daha çok da buluşturucu konferanslar, kurultaylar düzenliyor. Bu buluşmalar yeri geldiğinde bir konuda 700 sivil toplum örgütünün ortak tepki vermesini sağlayabiliyor. Ya da Sağlık Meclisi, gönüllü olarak sağlık taraması, koruyucu sağlık hizmeti verebiliyor. Bu yapı, demokratik özerkliğin iskeletindeki halk kongresine denk düşüyor. Bölgesel meclise dönüşebilecek, onun antrenmanı olan bir kongre... 

Demokratik özerkliğin tüm Türkiye için bir proje olduğunu savunan Kürt hareketi, 25 civarı özerk bölgede böylesi bir modelin işleyeceğini öngörüyor. Bu yönde bir arzunun olup olmaması dışında, böylesi bir örgütlülük geleneği bulunmaksızın, öyle hızla hayata geçebilecek bir sistem mi bu? Yoksa Kürt hareketi demokratik özerkliğin ülkenin başka bir yerinde ‘talibi’ olmayacağını zaten öngörerek mi bunu bir Türkiye projesi olarak sunuyor? 

Edip Yaşar, “Evet, tecrübe yaşanarak öğrenilir” diyor. “Ama Türkiye’de o demokratik bilinç oluşmamışsa bunun nedeni de devlettir. İzmirlilere kentle, eğitimle, sağlıkla ilgili konularda siz söz sahibi olacaksınız. Ekonomik kaynaklarınızdan elde edilen gelirden daha fazla hak elde edeceksiniz, dense, kimse yok demez. Bence Türkiye halkları hazır, sadece devlet değil. Ama tabii diyelim Karadeniz’deki insan özerk yaşamak istemiyorsa, o kendi bileceği iştir. Neticede Kürdistan halkı onlarla ilgili karar verme hakkına sahip değil.” 

Seydi Fırat, bir dönem PKK saflarındaydı. 1999’da Barış Grubu’yla Türkiye’ye gelen sekiz kişiden biri oldu. Beş yıl cezaevinde kaldıktan sonra Barış Meclisi’nin kuruluşunda yer aldı. Şimdi de DTK Daimi Meclis Üyesi. Aslında bu ona en son sorduğum soruydu, hayatının hangi döneminde kendisini en fazla umutlu hissettiğini merak etmiştim. “Ben hep umutluydum bu halkın direnişinden” dedi gülerek: “Bizim siyasi geleceğimiz Türkiye’nin de siyasi geleceğidir. Sıkıntılar, dönem dönem kutuplaşmalar olur ama Türkiye’nin demokrasi çıtası yükselecek öyle hissediyorum.” 

Siyaset dolaşımına gireli kaç yıl olmuşken demokratik özerkliğin Türkiye’de az bilinirliğinden konuşuyoruz, peki Kürtlere ne kadar nüfuz etti? Diyarbakır sokaklarında demokratik özerklikten ne anlaşılır? 

KDP- AKP ve Rojava 

Fırat şöyle diyor: “Bir bölümü anlamaya çalışıyor, bir bölümünün kafasında ise ağırlıklı olarak bir statü meselesi bu. Bir düzeyde kendisini yönetecek mekanizma algısı var. Sokakta sorsanız vali atansın mı, halk mı seçsin diye, yüzde 90’ı aşan çoğunluk halk oyuyla seçilmesini söyleyecektir. Halk meclisleri, belediye bağlı polis olsun mu? Evet der. Bu anlamda kafalarda somuttur.” Kürtlerin cenahında demokratik özerklik tezine mesafeyle yaklaşan, hatta fazla ‘Türkiyeli’ bulanlar da var. Fırat bu konudaysa, “Karşı çıkanlar arasında demokratik özerkliği tam bilmeyenler de var, bilerek küçük gören de. Yeterli bulmayan, federasyon ya da bağımsızlık fikrine yakın bu algıyı inkâr edemeyiz. Biz politikalarımızı anlatırız. Demokratik özerklik bir siyasi hareketin yıllar içinde aldığı stratejik bir karardır. Bunu destekleyen milyonlarca da insan vardır. Somutlaşmamış, devletle müzakere edildikçe somutlanacak yanları bulunan, zamanla, pratikle anlamlanacak bir projedir demokratik özerklik” diyor. 

DTK’nin bir fonksiyonu da Kürdistan’ın diğer üç parçasıyla bağ kurabilmek. Kürt siyasal yapılarını, sivil toplum örgütlerini, aşiret reisleriyle inanç önderlerini buluşturan iki konferans düzenlenmiş. Kürdistan Ulusal Kongresi hâlâ toplanamasa da DTK, Kürtlerin birliğini sağlamayı gaye edinmiş görünüyor. Suriye Kürtlerinin savaş koşullarında inanılmaz biçimde bir yandan tesis etmeye çalıştıkları yeni düzen aslında Öcalan’ın demokratik özerklik olarak tarif ettiği proje. “Rojava bizden çok ileride” diyen Fırat’a, Rojava’ya dair tavrı aşikâr olan Güney Kürdistan’ın, Türkiye Kürtlerinin demokratik özerkliğine nasıl baktığını soruyorum. 

Önce “Türkiye bugün bu statüyü kabul etse Güney Kürdistan karşı çıkmaz, tersine sevinir. Ama Türkiye’deki ekonomik siyasi ilişkileri düzeyinde özel olarak teşvik edemez” diyor. Sınır kapılarındaki uygulamaları, taze kazılan hendekleri hatırlatınca ton biraz değişiyor: “Bugün KDP politikası, büyük oranda AKP politikasıdır. Rojava’ya, Kuzey Kürdistan’a, İran Kürtleri’ne yaklaşımları budur. Bu gerçeğe de gözümüzü kapatamayız”. 

Çatışma ihtimali var mı?

Edip Yaşar’a özerklik konusunda devletle asla uzlaşılamazsa ne olacağını sorduğumda, ‘demokratik haklardan doğan meşru zeminde’ inşa çalışmalarına devam edileceğini söylemişti. Seydi Fırat’a göreyse bu modelin yasal güvence olmaksızın tek taraflı işlemesi imkânsız. “Resmi statüye kavuşturulmazsa uzun sürmesi mümkün değil. Kendi başımıza vali seçebilir miyiz? Seçemeyiz” diyor. Peki o zaman B planı ne? “B planı bunu devlete kabul ettirmek. Tüm dünyada böyle oluyor. Devlet geçmişte Kürt’ü de kabul etmiyordu, bugün var diyor. Kabulleninceye kadar mücadele sürecektir. İnşa edelim diyoruz ama yedi-sekiz senede çok da yol almış değiliz”. B planı için söz ettiği ‘kabulleninceye kadar mücadeleyi’ nasıl açmalı?

Bunun sonu yeniden çatışmalı bir döneme varabilir mi? 

“Kürtler çatışma sürecini yoğun ve uzun yaşadı. Bununla da esas olarak elde ettiklerini ettiler. O günün koşullarında kendilerini farklı biçimde ifade etmenin imkânı yoktu veyahut azdı. Bugün devlet statü talebine uzun süre kendini kapalı tutamaz. Bu çelişki yeniden çatışmaya mı dönüşür? Gerçekçi olalım, bu olasılık tamamen ortadan kalkmış değil. Ama ben çatışma düzeyinde götürmenin günümüz koşullarında yararlı olduğunu düşünmüyorum. Mücadelenin siyasal düzeyde sürmesi daha anlamlıdır.” 

Alerji yaratan konular: Bayrak, özsavunma 

Özerklik dendiği anda kimilerinin aklına önce bayrak meselesi geliyor. Söz konusu özerk bölgelerin bayrağı olacak mı? Hangi bayrak nerede dalgalanacak? Seydi Fırat, dünya örneklerinden söz ediyor: “Farklı özerklik statülerinde bayrağı olanlar vardır. Genelin bayrağı dışında, kendisini ifade ettiği bayraktır bu. Örneğin İspanya. Kürtlere statü devlet nazarında kabul edilirse Türkiye bayrağı yanında, Kürtlerin kendine uygun gördüğü bir sembolün de kullanılması herhalde geleceği karartan bir şey değildir. Ama ilk etapta bayrağı öne çıkarmaları hak ve hukuk kısmını bastırmak için, kamuoyunda konuyu karartmak için...” Başından beri kinci hassas mevzuysa özsavunma. Muhtemelen Edip Yaşar’ın da sık cevapladığı bir soru, yüklemini eklemeye gerek kalmadan, felsefi bir yandan yaklaşıyor önce: “Özsavunma denince herkesin aklına silahlı güç geliyor. Evrene baktığımızda hiçbir canlı savunmasız değildir. Gülün bile dikeni vardır kendisini korumak için. Biz özsavunmayı salt silahlı savunma olarak değerlendirmiyoruz. Kendi dilini, kültürünü, ekolojik dengeyi korumak, insanca yaşamak olarak alıyoruz.” İç güvenlik, polis, merkezi orduyla ilişkiler, askerlik gibi sorulara Seydi Fırat’ın da, Edip Yaşar’ın da yaklaşımı, tüm bunların konuşulup hukuku kararlaşacak, müzakere edilecek mevzular olduğu yönünde. Fırat, kimi özerklik modellerinde belediyelere bağlı polis gücünün varlığını hatırlatıyor. Fakat bu konuları bilhassa uzatmaktan da imtina ediyorlar.

YARIN: Projenin kadın özü; tartışılan ekonomi modeli 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89