• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 22 °C
  • Berlin 12 °C

Kürtler arasında duvar örenlere

Muzaffer Ayata

Görüldüğü kadarıyla Türkiye seçim sürecine girdi. Meclis de yeni yasama yılına başladı. Ancak Kürt sorununun çözümü ve İmralı görüşmelerinin sonucuna göre yapılması gereken hiçbir yasal değişime gidilmedi. Kürt politikacılarının binlercesi hala hapishanelerde. Türkiye’nin en temel sorununa etkili bir çözüm bulunamamışken, bu sorunu derinleştirecek duvarlar sınırda dikilmektedir.

Kürt halkını bölen Suriye sınırları boydan boya tel örgüler ve mayınlarla örüldü. Bu sınırlarda yıllar yılı dramlar, trajediler yaşandı. Birçok insanın adı kaçakçıya çıktı, vuruldu, sakat kaldılar. Normalde bu mayınların artık temizlenmesi gerekiyordu. Bu işin ihaleye çıkarıldığı basına yansıdı. Ancak daha sonra sorun yine unutulmaya terk edildi.

Rojava devriminin başlamasıyla birlikte Türkiye’yi yönetenlerde klasik Kürt düşmanlığından kaynaklı refleksler harekete geçti. Hızla tepki verdiler. Kürt hareketlerini ve direnişlerini terörizm olarak lanse etmeye ve kırmızı çizgiler çizmeye başladılar. Suriye muhalefeti adı altında El Kaide uzantısı silahlı çetelere sınırlarını açtılar, her türlü desteği sundular. Kürtlerin bölgelerini yönetip istikrar ve güvenliği sağladıklarını gördüklerinde de bu güçleri Kürtlere saldırttılar. Kürtler bu saldırıları da püskürttü. Türkiye’nin kanlı ve siyasi oyunları, kuşatma çabaları sonuç vermeyince, Kürtleri birbirinden koparamayınca bu defa mayınlara ek olarak sınırda duvarlar örmeye başlaldılar.

Türk-İslam sentezcileri Filistin-İsrail arasına duvarlar örüldüğünde kıyametleri koparırlardı. Siyonizme, İsrail’e verip veriştirir, protestolarda bulunurlardı. Ancak konu Kürtler olunca hepsi sağır ve dilsizleri oynuyorlar. Siyasi İslami temsil edenlerin ne kadar milliyetçilikten beslendikleri ve Türk ırkçılığının etkisinde kaldıkları artık gizlenemez boyutlarda. Kürtlerde bu kadar tartışılan ve karşı çıkılan duvarlar konusunda bugüne kadar İslami çevrelerden, yandaş basından bir tek ses veren olmadı.

İsrail’in Filistinlilere karşı ördüğü duvarlara bu kadar karşı çıkan İslami çevreler, Türkiye, Kürtlere karşı duvarları yükselttiğinde neden bu kadar sessizler? Bu konuları basında tartışanlar da yok. Liberal ve demokrat geçinen çevrelerden de kayde değer bir tepki ve toplumu aydınlatma çabası görülmüyor.

Berlin Duvarı gibi toplumları bölen ve doğal olmayan önlemler hep tepki çekmiş ve tartışmalara yol açmışlardır. Baskının ve özgürlükleri kısmanın sembolleri olarak görülmüşlerdir. Türkiye’nin yaptığı herhalde sadece güvenlik olarak açıklanamaz. Mevcut durumda Türkiye’nin en sakin ve güvenlikli sınırları duvarların dikildiği Kürt bölgeleridir. Bu sınırlardan Türkiye’ye dönük herhangi bir saldırı görülmemiştir. Üstelik Kürt halkı ve politik temsilcileri de hep Türkiye’ye dostluk mesajları vermişlerdir. Görüşmekten, diyalog ve dostluk kurmaktan yana olduklarını açıklamışlardır. Buna rağmen bu bölgelere duvar örülmesini nasıl açıklamak gerekiyor?

Türkiye’yi yönetenler İmralı ile görüşmeler yaptılar. Sorunu savaş ve şiddet dışı yöntemlerle çözmek istediklerini belirttiler. Sayın Öcalan da bunu geliştirdiği projelerle kalıcı çözüme ve barışa kavuşturmak istedi. Olağanüstü bir çaba sergileyip sorumluluk üstlendi, inisiyatif aldı. Silahların susmasını ve gerillanın sınırdışına çıkarılması çalışmasını başlattı. Ancak hükümet operasyonları durdurma dışında ele gelir herhangi bir adım atmadı. Hiçbir yasal düzenlemeye gitmedi. Hapishaneleri bile boşaltmadı.

Erdoğan ve Abdullah Gül politika yaparken, görüşlerini yayar ve ülkeyi yönetirken onlarla aynı politik kuşaktan olan Hatip Dicle gibiler ise hala hapishanelerde tutuluyorlar. H. Dicle de onlar gibi yasal ve demokratik alanda politika yapıyor. Fark, sadece onların düşündüğü gibi düşünmemesidir. Kendileri gibi düşünmeyenleri hapishanelerde çürütmek doğal ki demokratik bir düşünce ve yönetim tarzı değildir. Meydanlarda, rahat koşullarda nutuk çekmekle demokrat olunmuyor. Kendileri gibi düşünmeyenlere de kendilerine tanıdıkları hakları tanımakla demokrat olunur.

Erdoğan Türkiye’yi değiştirmek ve demokratikleştirmekle övünüyor. Ancak Türklerin kaderinde ve statülerinde değişen bir şey yok. Yine hapishanelerde, yasaklı ve sakıncalı yine devletin sürekli tehdidi altındalar. Kürtlerin, Türkiye’de hiçbir yasal güvenceleri yok.

Halkların haklarını gelen yönetimlerin keyfiyetine göre değil kalıcı yasal ve anayasal güvenceye almak gerekiyor. Kürtler bundan fazlasını istiyor değiller. Bu, Türkiye’de yaşayan tüm halklar, azınlıklar ve inançlar için sağlanması gereken bir düzenlemedir. Ancak hükümet bulunduğu yer ve zihin yapısıyla bu demokratik ölçülerden uzaktır. Onlar için iktidar ve güç olmak kalıcı demokratik haklar ve güvencelerden daha önemlidir.

Kürtlerle barışmak isteyen ve Kürtleri tehlike olarak görmeyen bir hükümet, Suriye sınırındaki Kürtler arasında yeni duvarlar örmez. Demokrasiyi hedeflemiş bir Türkiye Kürt politikacılarını hapishanelerde tutmaz. Ayrımcılık yapıp partilerini hazine yardımından mahrum bırakmaz. Bunlar AKP iktidarının çözemeyeceği ve gücünün yetmediği konular değildir. Sorun AKP’nin demokratik kimliği ve iktidarla olan ilişkileriyle ilgilidir.

Kürtler arası duvarlar ören hükümet, yarına kötülük tohumları ekiyor. Kürtler bu durumu kabullenmeyecek. Bu da yeni çatışmaların ve derinleşen güvensizliklerin kaynağı olacaktır. Halbuki Kürtlere karşı yapılmış tarihi haksızlıkların giderilmesi ve aşınmış güven ortamının pekişmesine ihtiyaç vardır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89